Ana sayfa

KUR’AN’A VE DUAYA SARILAN YOLUNU ŞAŞIRMAZ

KUR’AN’A VE DUAYA SARILAN YOLUNU ŞAŞIRMAZ

KUR’AN’A VE DUAYA SARILAN YOLUNU ŞAŞIRMAZ

Peygamber Efendimiz ﷺ buyurdular ki: “İnsanların en çok ibadet edeni, onların, Kur’an’ı en çok okuyanıdır. İbadetin en faziletlisi de duadır.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sagîr; nr. 1129.)

 

Açıklama: Bilindiği üzere Kur’ân-ı Kerîm bütün insanlığın kurtuluş rehberi olan ilâhî bir kitaptır. İnsanlığın ebedî selâmeti ve saadeti bu kutsal kitabın hükümlerine ve tavsiyelerine uymakla mümkündür. Bu mübarek kitabı okumaya devam edenler de en âbid ve zâhid kimseler olmaya daha layıktırlar. Duaya gelince, bu da güzel itikadın bir sonucudur. Çünkü tam bir teslimiyetle dua eden kimse Cenâb-ı Allah’ın ﷻ varlığını, birliğini bilmiş, O’ndan ﷻ başka mu’tî ve mâni’ bulunmadığına kanaat getirmiştir. Artık böyle bir itikada sahip kimsenin dinin tarif ettiği şekilde samimiyetle yapacağı dua ve niyazın en faziletli ibadetlerden olduğuna hiç şüphe yoktur. Şimdi bizler de Allah Teâlâ’ya yönelerek niyaz ve istirham ederiz ki, biz müslümanları her zaman güzel itikaddan, ibadetlerden ve güzel terbiyeden asla mahrum bırakmasın. Bütün İslâm âlemini daima yücelmeye ve nezih bir hayat yaşamaya mazhar eylesin.

 

 

 

NE MUTLU NEFSİNİN İSTEKLERİNİ DİZGİNLEYENE!

Resûlullah ﷺ buyurdu ki: “Senin en şiddetli düşmanın, iki tarafın arasında (yani iki yanının arasında, bedeninde) bulunan nefsindir.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 11263.)

 

Açıklama: İnsanda nefs-i emmâre denilen bir kuvvet vardır. Bu kuvvet terbiye edilip süslenmedikçe sahibi için en zararlı düşmandır. İnsan kendi nefsinden daha çok korkmalıdır. Nefsinin kötü isteklerine uymamalıdır. Nefsinin hoşuna giden şeyleri elde etmek için meşru olmayan davranışlardan uzak durmalıdır. Sonra ebedî felaketler kaçınılmaz olur. Bilindiği gibi, insanların tabiatlarında -bir hikmete binaen- birtakım zararlı kuvvetler vardır. Bu kuvvetler insanı daima kötülüğe, meşru olmayan yollara sevketmek ister. Birçok insan bu yüzden gaflete dalar ve ne için yaratıldığını, âkıbetinin ne olacağını düşünmez. Yine hayatî sorumluluklarının neler olduğunu hatırlarına getirmezler, ahiret için çalışmazlar ve değerli vakitlerini boş yere harcar dururlar. Allah Teâlâ cümlemizi gafletten ve nefs-i emmâreye uymaktan muhafaza buyursun.

 

 

 

SELÂMLAŞMAK DA DUADIR

Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ şöyle buyurdu: “İnsanların en âcizi, duadan âciz olan kimsedir. İnsanların en cimrisi de selâm vermekte cimrilik gösteren kimsedir.” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, nr. 1074)

 

Açıklama: İnsan daima, özellikle de zor durumda kaldığında bütün samimiyetiyle Allah’a ﷻ dua ve niyazda bulunmalıdır. İnsan bu sayede istediğine kavuşur. Böyle bir durumda dua ve niyazda bulunamayan kimse ise basireti kapalı, çaresiz bir kimsedir. Öyleyse müminlerin birbirlerine rastladıklarında selâmlaşmaları sevabı çok bir ibadettir. Bunu yapamayanlar artık, insanlar arasında en cimri ve hayır işlemekten uzak kimselerdir. Bu sebeple insan, kendisini selâm gibi güzel, faydalı ve külfeti de olmayan ibadetlerden alıkoymamalıdır.

 

 

 

 

GEÇİMİ GÜZEL KADIN BEREKET SEBEBİDİR

Habîb-i Kibriyâ Efendimiz ﷺ buyurdular: “Kadınların bereket yönüyle en büyüğü (en hayırlısı), geçimi en kolay olanıdır.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/145)

 

Açıklama: Kocası ve ailesine karşı hayırlı ve şerefli bir kadın; iktisatlı olur, külfetten ve süsten uzak durur, hayat arkadaşını zor durumda bırakmaz ve haline kanaat ederse rahat ve huzurlu bir hayat sürer.

 

 

 

TIRAŞIN EDEPLERİ

Hz. Peygamber ﷺ buyurdu ki: “Bıyıkları kısaltınız, sakalları kendi haline bırakınız.” (Buhârî, Libâs, 64)

 

Açıklama: Bıyık ve sakal erkek için birer ziynettir. Bunlar erkeklerde fıtrat gereği bulunduğundan her gün bunları tıraş etmek çok külfetlidir. Tıraş olurken hem değerli vakitleri gider hem de fazlaca masrafa girilmiş olur. Şu kadar var ki, bıyıklar dudakları kapatacak kadar uzun olmamalıdır. Bu, insana rahatsızlık verir, yemesini içmesini güçleştirir, görüntü olarak da hoş değildir. Bu sebeple fazla miktarı kesilmelidir. Sakala gelince o da çok uzarsa etrafından bir miktar alınabilir. Ancak bir el tutamından kısa olmamalıdır. Aksi halde sünnet-i seniyyeye uygun olmayacağından manevi bir kıymeti kalmaz.

 

 

Ömer NASUHİ Bilmen