HİKMET GONCALARI
AZ AMA DEVAMLI AMEL
Resûlullah ﷺ buyurdu ki: “Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhârî, Libâs, 43)
Açıklama: Bir Müslüman üzerine düşen farzlardan sonra tatavvu yani nâfile ibadetlere devam etmelidir ki çok sevaba ulaşabilsin. Mesela bir süre, günde on, on beş cüz Kur’an okuyup da sonra bunu terketmektense, günde bir cüz okuyup buna devam etmek daha uygundur. Yapılmaya başlanılan nafile bir ibadeti bir zaman sonra terk etmek, ibadetten usanıldığını vehmettireceğinden kulluğa yakışmaz.
SEVGİ VE NEFRETİN BAŞLANGICI
Resûl-i Zîşân Efendimiz ﷺ buyurdular: “Ruhlar, toplanmış, çeşit çeşit bölüklere ayrılmış bir ordudur. Bunlardan (Allah yolunda) tanışanlar (huyları bir olanlar) birbirleriyle (hak için) tanışmışlardır. Aralarında uygunluk ve ülfet bulunmayanlar da ihtilafa düşmüş, birbirinden nefret edip durmuşlardır.” (Buhârî, Enbiyâ, 2)
Açıklama: Ruhun mahiyetini tamamen bilmek Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Fakat ruhun varlığını, halini ve vasıflarını bilmek insan için de mümkündür. Bu sebepledir ki din âlimleri, İslâm hakîmleri vb. ruh hakkında birçok açıklamada bulunmuşlardır. Kur’ân-ı Kerîm’de ruhun, Cenâb-ı Allah’ın “ol” emriyle vücuda gelmiş olduğu bildirilmiştir. Ruhlar da diğer yaratılmışlar gibi yoktan var edilmiştir ve cümle âlem gibi bir âlemdir. Âlem ise Allah Teâlâ’nın zâtından başka olup cisimlerden, cevherlerden, arazlardan oluşmaktadır. O halde ruhlar da ya latif birer cisimdir ya soyut birer cevherdir ya da birer arazdır. Fakat ruhların bizzat mevcut oldukları delille sabit olduğundan, birer araz olarak kabul edilmezler. Belki birer latif cisimdir veya soyut cevherdirler. Âlimler bu iki şıktan her biri için görüş belirtmişlerdir. Merhum Fahreddin er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr’inde şöyle demektedir: “Ruhlar nuranî, semavî, latîfetü’l-cevher ve güneşin ışığı gibi tabiatı olan cisimlerden ibarettir. Ruh, çözülmeyi ve değişmeyi kabul etmez.” Bu söz, kuvvetli bulunmaktadır.
DİĞERKÂMLIK ERDEMDİR
Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ şöyle buyurdu: “Kendin için sevdiğin şeyi insanlar için de sev, iste.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/70)
Açıklama: Bir insan bütün insanlara karşı hayırlı olmalıdır. Kendisi sıhhat ve afiyet içinde, din ve fazilet dairesinde geniş bir geçim ile yaşamasını arzu ettiği gibi başka insanların da bu nimetlere kavuşmalarını arzu etmelidir. Bütün insanlar aslında kardeştirler. Âlicenaplık böyle bir duyguyla ortaya çıkar. Ancak birçok kimse bu ahlâkî vazifeye riayet etmemektedir.
Şu beyitler, bunların hallerini anlatmaktadır:
“Halk-ı âlem, dört şeyi etmiş bina
Ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fena.”
MÜSLÜMAN TEMİZ VE TERTİPLİ OLMALIDIR
Habîb-i Kibriyâ Efendimiz ﷺ buyurdular: “Elbisenizi güzelleştiriniz, bineklerinizi (nakil vasıtalarınızı) ıslah ediniz. Tâ ki siz insanlar içinde benek gibi bulunasınız.” (Ebû Davud, Libâs, 28)
Açıklama: Müslümanlık’ta temizliğe, tertip-düzene, güzel davranışa özen gösterilmesi bir görevdir. Müslümanlar bu gibi hususlarda medeniyet âlemi için örnek olmalıdır. Herkesin beğenisini, saygısını kazanabilmelidir. İslâmiyet’in üstün güzelliklerini ve değerlerini bütün medeniyetlere göstermeye çalışmalıdır.
EN GÜZEL AMELLER
Peygamber Efendimiz ﷺ buyurdular ki: “Allah katında amellerin en sevimlisi, vaktinde kılınan namazdır. Sonra anne babaya iyilik etmek, sonra Allah yolunda cihad etmektir.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 5)
Açıklama: Her müslüman için üzerine farz olan namazları vaktinde kılması, anne babası varsa onlara güzel hizmet etmesi, ölmüşler ise kendilerini rahmetle anması, İslâm yurdunun muhafazası ve kalkınması için her türlü fedakârlıkta bulunması, İslâm dininin hükümlerine uyması en kutsî vazifelerdir. Bunlara uygun hareket edenler, Allah Teâlâ’nın muhabbetine, lutuf ve ihsanlarına kavuşurlar. Bu, ne büyük bir başarıdır!