Ana sayfa

HİKMET GONCALARI

HİKMET GONCALARI

EN BÜYÜK BELALARA UĞRAYANLAR

Peygamber Efendimiz ﷺ buyurdular ki: “İnsanların, belaya uğramak itibariyle en şiddetlisi peygamberler, sonra salih kimselerdir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 24/245)

Açıklama: Bütün peygamber efendilerimiz birer üzüntü ve meşakkat devreleri geçirmişlerdir. Derecelerinin yüksekliğine göre fedakârlıklarda bulunmuşlar, Hak yolunda sıkıntılara katlanmışlardır. Bu mübarek peygamberlerin izlerinde giden, insanları irşad etmeye çalışan salih insanlar da bu yolda müthiş hücumlara, çeşit çeşit belalara maruz kalmışlar ve halen de kalmaktadırlar. Peygamber efendilerimizin ve onların ümmetleri arasındaki salih kimselerin, selâmet ve saadete vesile olan emir ve tavsiyelerine karşı çıkan birtakım insafsız ve ölçüsüz kimseler, onlara eza ve cefa çektirmişlerdir. Fakat bu üzüntü verici hadiseler, o muhteşem peygamber efendilerimizin ve o salih kimselerin fıtratlarındaki ulvî özellikleri ortaya çıkarmış, onların insanlık için birer kurtuluş rehberi, örnek insan olduklarını göstermiştir.

 

HER SAHABİ BİR YILDIZDIR

Resûlullah ﷺ buyurdu ki: “Ashabım yıldızlar gibidir. Artık hangisine uyarsanız hidayete ermiş olursunuz.” (İbn Hacer, Telhîsü’l-Habîr, nr. 2098)

Açıklama: Peygamber Efendimiz’i ﷺ görmek şerefine ulaşan her müslüman, ashâb-ı kirâmdan kabul edilir. Ashap, ümmet-i Muhammed’in en seçkin, en faziletli simalarıdır. Her biri bizim için birer selâmet ve kurtuluş rehberidir. İslâmiyet’in her tarafa yayılmasında her birinin büyük hizmetleri vardır. Bu sebeple sahâbe-i kirâmı sevmek, onlara uymak, onlardan hiçbiri hakkında ileri geri konuşmamak bizim için bir görevdir. Onlardan herhangi biri hakkında muhabbet ve hürmete ters bir harekette bulunmak büyük bir cinayettir. İslâm ruhuna, terbiyesine tamamen terstir. Ashâb-ı kirâmdan bazıları arasında bir içtihat neticesi olarak bazı ihtilaflar ve mücadeleler meydana gelmiş olabilir. Bu, insanlığın bir neticesidir. Artık bundan dolayı onlardan bir tarafı tutup diğer taraf hakkında düşmanca tavır takınmak, edep dışı konuşmalarda bulunmak bizler için câiz değildir. Böyle bir düşmanlık Peygamberimiz’in ﷺ mübarek emirlerine ve tavsiyelerine terstir. Bizim için manevi bir sorumluluktur. Aslında böyle bir düşmanlık, müslümanların arasına tefrika sokmak istemiş olan birtakım yabancı hainlerin çalışmalarının bir sonucudur. Artık bütün müslümanlar uyanmalıdırlar. Kendi aralarındaki din kardeşliğinin kıymetini bilip ilmen ve itikaden birlik ve beraberlik içinde bulunmaya çalışmalıdırlar. Kendi varlıklarının canlı ve şerefli bir surette devamı ancak böyle hareket etmekle mümkündür. Başarı Cenâb-ı Allah’tandır.

 

SELÂMLAŞMAK SEVGİYİ ARTIRIR

Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ şöyle buyurdu: “Aranızda selâmı yayınız ki, birbirinizi sevesiniz.” (Müslim, İmân, 22)

Açıklama: Selâm vermek, muhabbet ve cömertlik alametidir. Kalpleri birbirine yaklaştırır. Bir müslümanın herhangi bir müslümana selâm vermesi sünnettir. Bu selâmı almak, yani buna karşılık olarak selâm vermek farzdır. Bir cemaate karşı verilen selâmı onlardan birinin alıp karşılık vermesiyle farz yerine getirilmiş olur. Müslümanların selâm konusunda hassasiyet göstermeleri aralarındaki kardeşliğin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın bir gereğidir.

 

NAMAZLAR VAKTİNDE KILINMALI

Habîb-i Kibriyâ Efendimiz ﷺ buyurdular: “Amellerin en faziletlisi vaktinde kılınan namaz ve anne babaya iyilik etmektir.” (Müslim, İmân, 36)

Açıklama: Farz namazları ilk vakitlerinde kılmaya çalışmalıdır. Bu davranış, Allah’ın ﷻ emrine tam teslimiyetin ve itaatin bir nişanesidir. Aksi takdirde bazı engellerin ortaya çıkmasıyla namazın kılınması ertelenebilir. Anne babaya da en güzel şekilde itaat edilmeli ve hürmet gösterilmelidir. Çünkü onların çocukları üzerindeki hakları ve emekleri çoktur. Bilindiği üzere namaz, İslâm’ın şartlarındandır ve çok önemlidir. Beş vakit namaz, Mi’rac gecesinden itibaren, akıl sahibi ve bulüğa ermiş her müslümana farz kılınmıştır. Namazın farz kılınmasındaki hikmet ve maslahat ise her türlü düşüncenin üstündedir. Bir kere düşünelim; namaz vakitleri geldikçe ezan-ı Muhammedî okunur. Bu bir sünnet-i seniyyedir.

Yerküre üzerinde namaz vakitleri farklı zamanlara rastlamaktadır. Bu sebeple, hiçbir saat yoktur ki, o anda ezan-ı Muhammedî okunmasın. Bugün dünyanın her kıtasında milyonlarca müslüman vardır. Her yerde camiler inşa ediliyor. Başka milletlerin en büyük idare merkezlerinde bile artık camiler mevcuttur. Bu mübarek camilerin minarelerinden günde beş defa “Allahüekber” ulvî sedası ufuklara yükselmekte, Allah’ın ﷻ birliği, büyüklüğü, Peygamber Efendimiz’in ﷺ, Allah’ın ﷻ elçisi olduğu, namazın huzur ve kurtuluşa vesile olduğu bütün insanlığa ilan edilmektedir.

Namazların edasındaki hikmet ve maslahat çok açıktır. Mademki bizler her şeyi bir hikmete göre yaratanın kullarıyız ve O’nun ﷻ nimetlerine dalıyoruz, artık onun için şükrederek kulluğumuzu ortaya koymamız gerekmez mi? Şükür ve kulluğun gösterilmesinin en güzel şekli ise namazdan başka bir şey değildir.

 

Ömer Nasuhi Bilmen