Ana sayfa

Dilden gönüllere nasihat

Dilden gönüllere nasihat

Dilden gönüllere nasihat

SABIR ÖFKENİN İLACIDIR

Sabır, nefsi güzel olmayan eylemlerden uzak tutmak, dili çirkin sözden, kalbi öfkeden korumak, sevse de sevmese de Allah’tan ﷻ gelene razı olmak, insanlara şikayetlenmek yerine halini Allah Teâlâ’ya arz etmek demektir. Sabreden kişi dünyada güzel sonuçlara ulaşırken, ahirette de mükâfatlandırılır. Sabır öfkenin ilacıdır. Gerek aile içerisinde gerek beşeri münasebetlerde hoşa gitmeyen davranışlar zuhur ettiğinde öfkelenmeler meydana gelebilir. Yapılması gereken sabra başvurmak, öfkesine mağlup olana karşı sükûnetini korumak, kötülüğe karşı kötülükle muamele etmemektir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de öfkesini yutanları överken, kötülüğe karşı iyilikte bulunmakla ilgili şöyle buyurmaktadır: “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur.” (Fussilet, 34-35)

 

 

PARANIN-PULUN GEÇMEDİĞİ GÜN GELMEDEN

Kul hakkı, insanoğlunun dikkat etmesi gereken en önemli husustur. Zira Allah Teâlâ diğer günahları affedebileceğini bildirmiş, kul hakkını ise kulların helalleşmesine bağlamıştır. Fahri Kâinat Efendimiz ﷺ kul hakkı hususunda hassasiyet göstermiş, birçok hadisinde bizleri de ikaz etmiştir. Bir hadisi şeriflerinde ise şöyle buyurmaktadır: “Kimin üzerinde, kardeşinin namus, şeref ve haysiyeti veya malı ile ilgili hakkı bulunmakta ise paranın-pulun geçmediği kıyamet günü gelmeden helalleşsin. Zira o gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır hak sahibine verilir, şayet sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları ona yüklenir.” (Buhârî, Mezâlim, 10)

 

 

TESETTÜR VE GÖZLERİ HARAMDAN SAKINMAK

Allah ﷻ kullarına birçok nimet vermiştir. Bunlardan biri de insanın kendi bedenidir. Beden, büyük bir nimet olmasının yanında, Rabbinin kuluna emanetidir. Mümin olan her kişi bu emaneti muhafaza etmekle mükelleftir. Mümin bir kimsenin bedenine karşı sorumluluklarının başında tesettür emrine riayet ve haram nazardan muhafaza etmek gelir. Kişi kendi mahremiyetini muhafaza ettiği gibi, başkasının mahremiyetine de dikkat etmeli, harama nazar etmemelidir. Yüce Rabbimiz bizi bu hususta şöyle uyarır: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet yerlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar.” (Nûr, 30-31)

 

 

ŞEYTANA AİT BİR ÖZELLİK: KİBİR

Sözlükte büyüklük anlamına gelen kibir, tevazunun karşıtı olarak, kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranması demektir. Kibir, küfür ve inkârın en önemli sebebi; insan ilişkilerini bozan ahlak sorunlarından biri ve şeytana ait bir özelliktir. Peygamber Efendimiz ﷺ kibirlenenlerin cennete giremeyeceğini söylemiş, bir hadislerinde ise: “Kardeşini küçük görmesi, kişiye bela olarak yeter.” (Müslim, Birr, 32) buyurmuştur. Allah Teâlâ kibirlenenleri şöyle uyarır: “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman, 18)

 

 

MÜMİN, ALLAH (C.C) İÇİN SEVDİĞİ KARDEŞİNİ NEFSİNE TERCİH EDER

Yüce Rabbimiz ﷻ müminlerin kardeş olduğunu bildirmiş, Peygamber Efendimiz ﷺ, birbirimizi sevmedikçe kâmil manada iman etmiş olamayacağımızı buyur-muştur. Mümin kardeşlerimizle birbirimize olan sevgimiz sadece Allah ﷻ rızası için olmalı, menfaate dayanmamalı; kardeşimizi kendi nefsimize tercih etmeliyiz. Ebu Talib el-Mekkî [rahmetullahi aleyh] şöyle der: “Gerçek manada Yüce Allah için sevmenin bir alameti de insanın, kendi nefsine haset etmediği gibi sevdiği kimseye de ne din ne de dünya için hiçbir konuda haset etmemesidir. Ayrıca, insan Allah için sevdiği kimseyi nefsine tercih etmeli, özellikle malına ihtiyacı olduğu zaman onu öne almalıdır. Bu, sıddıkların makamıdır. Eğer bu makamda değilse, o zaman kardeşiyle malını paylaşabilmelidir. Bu da sadıkların makamıdır. Bu makam, Allah için kardeşlikte daha düşük makamdır. Paylaşmak müminlerin ahlakıdır.”

 

 

SAMİMİYETLE TEVBE EDEN BOŞ ÇEVRİLMEZ

İnsan beşerdir. Hayatı boyunca kendisine vesvese veren şeytanla, sürekli kötülüğü emreden nefsiyle uğraşır. Bazen kulluk vazifesini yerine getirir, bazen de gaflete ve hataya düşer. Gaflete ve hatalara düşüldüğünde yapılması gereken Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümit kesmeyerek hemen tevbe etmektir. Zira Yüce Rabbimiz Tevvab’tır, kendisine samimiyetle tevbe edip yönelenleri asla boş çevirmez. Tevbenin özü ise bir daha günahlara dönmeme, heva ve hevesin esiri olmama ve Allah’a ﷻ yönelmektir. Rabbimiz tevbe ile ilgili şöyle buyurur: “Allah katında makbul tevbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ, 17)

 

Kazim Cephanegil