Ana sayfa

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

TASAVVUFUN İLKELERİ

Tasavvuf yolunu tutan ve tarikata girenler diğer müslümanları küçümseyemezler. Zira kibir haram, tevazu farzdır. Tasavvuf yolu ince bir yoldur ve bu yolda ehliyetli, kâmil bir rehbere ihtiyaç vardır. Her şey erbabından öğrenilirse doğru öğrenilmiş olur. Tasavvuf ince ve uzun olduğu kadar zor ve tehlikeli bir yoldur. Çok kârlı olan bir işin riski de çoktur. Onun için bu yola giren kimse, şeytan, nefis, benlik, şöhret, menfaat gibi tehlikelerin ve yalancı cazibenin çok olduğu bu yolda gayet ihtiyatlı ve son derece dikkatli olmalıdır. Derecesi ne kadar yüksek olursa olsun bir veli günah işleyebilir. Peygamberlerden başkası günahsız değildir. Ancak günah işleyen veliler günahta ısrar etmezler, ederlerse veli sıfatını kaybederler. Fâsık ve fâcir (günahkâr) bir kişi özel anlamda veli, yani Hak dostu olamaz. Dinin açık hükümlerine, emir ve yasaklarına bağlı olmak esastır. Bu olmadan tasavvuf da olmaz.

 

 

İYİLİK VE KÖTÜLÜK KİME?

İyilik ve kötülük adına yapılan her şey muhakkak sahibine dönecektir. Böylece iyiliği de kötülüğü de insan kendine yapmaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabb’in kullara (zerre kadar) zulmedici değildir” (Fussılet 41/46).

“Kim salih bir amel işlerse kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur” (Câsiye 45/15).

Salih amel yani iyi işler yapanlardan Cenâb-ı Hak Kur’an’da övgü ile bahseder:

“Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş işlerse elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz” (Nahl 16/97).

Günlük hayatta yaptığımız güzel iş ve yardımlar salih amelin içine girmektedir. Ancak unutmamalı ki sadece insanların hoşnutluğunu ve beğenisini kazanmak için, inançsız olarak ya da Allah ﷻ rızası için olmayan işlerin Allah ﷻ katında bir kıymeti ve değeri yoktur.

 

 

İMAN EDENİN AHLÂKI

İyi ve kötü her amelin değerlendirileceği kıyamet gününde, en makbul ibadetin güzel ahlâk olacağı belirtilmektedir. Çünkü bütün ibadetlerin bir hedefi de insanı güzel ahlâk sahibi yapmaktır. Ebû Şüreyh anlatıyor:

Hz. Peygamber ﷺ bir defa arka arkaya üç defa yemin ederek, “Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz!” buyurdu. Orada bulunanlar tarafından, “Ey Allah’ın peygamberi, bu iman etmiş olmayan kimdir?” diye soruldu. Resûlullah Efendimiz ﷺ, “Kim olacak, komşusu onun haksızlığından, kötülüğünden güven içinde olmayan kimse” diye cevap verdi.

Anlaşılıyor ki İslâm güzel ahlâktan ibarettir. Namaza niyaza özen gösteren bir müminin ahlâken kaba, hoyrat, vurdumduymaz, zalim, yalancı ve riyakâr olması düşünülemez. Rabb’inin hukukuna riayetkâr olup yaratılmışlara fenalık yapmak mümkün değildir, olmamalıdır. Kendimizi bir de bu açıdan murakabe ve muhasebeye çekmemiz gerekir.

 

 

DÜNYA MEŞGULİYETİ

Resûlullah ﷺ bir gün bir koyun leşine rastlar ve der ki: “Şu koyun leşinin sahibi için değeri nedir?” Yanındakiler, “Değeri yok ki onu atmış yâ Resûlallah” derler. Peygamberimiz de şöyle buyurur: “Nefsimi kudretinde tutan Allah’a yemin ederim ki şu koyun leşi sahibi için nasıl değersizse, dünya da Allah için öyle hatta daha fazla değersizdir. Eğer Allah katında şu dünyanın sivrisineğin kanadı kadar bile değeri olsaydı, ondan hiçbir kâfire bir içimlik su vermezdi.”

Dünya hayatının boş bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu bize bildirilmiştir. Geçici bir hayattır. Sonsuz bir mutluluk, bir zevk yoktur. Acıkır rahatsız oluruz, doyarız rahatsız oluruz. Bir an sevinsek, başka bir zaman üzülürüz. Gereğinden fazla uğraş vermeye değecek bir hayat değil. Burada neyin ahirette karşılığı var onu düşünmek gerekir. Doğru bir şekilde düşünüp hareket edilirse kıymetli bir şeyler yapmak mümkün olur. Niyete bağlı olarak buranın işleri sevaba dönüşebilir. Bunun için gerekli olan, her yaptığımızı Allah ﷻ rızası için yapmamız ve dinimizin ölçülerini elde tutmamızdır.

 

 

SABIR KÂRI

Sabır sıkıntılı bir iştir. Ama sabrettiğimiz zaman çektiklerimiz yanımıza kâr kalır. Bize sayısız faydası dokunur. Tabii ki en büyük faydası ahirettedir ama ahlâkımızı güzelleştirdiği için dünyadaki kıymeti de azımsanamaz. Çünkü kanaat, tevekkül, hilim, tevazu gibi güzel ahlâka dair pek çok haslet sabırla kazanılır.

Sabır hakkında söylenmiş sözler, onun kapsamı ve kısımları hakkında da bilgi vermektedir. Mesela sahabenin büyüklerinden İbn Abbas hazretleri şöyle buyurmuştur: “Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen sabır üç kısımdır: Emirleri yerine getirmekteki sabır. Yasakları terketmekteki sabır. Musibetlere karşı sabır.”

Meşhur âlim ve mutasavvıflarımızdan Ebû Tâlib el-Mekkî de şunları söylemiştir: “Sabır kısım kısımdır. Bunların en önemlileri nefsin isteklerine karşı direnmek ve Mevlâ’nın isteklerine hizmete devam etmektir. İnsanın var gücüyle çabalaması, kalbini nefsanî duygulardan, şeytanî arzu ve isteklerden, dünyevî süs ve gösterişten arındırması da sabır çeşitlerindendir. Âfetlere feryat etmemek de sabırdandır.”

 

Kazim CEPHANEGİL