DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
TEMİZ KALPLERİN KIYMET VE TASARRUFU
Kalpteki iman, ilim ve aklın kuvvetlenmesiyle, yakîn de kuvvetlenir. Cehalet, tamah ve dünya sevgisinin artmasıyla o kalpten heva düşüncesi ve nefsin vesvesesi hiç ayrılmaz. Yakîni kuvvetli olan kalpler için Hz. Ali şöyle demiştir:
“Yeryüzünde Allah Teâlâ’nın bir takım nurani kapları vardır. Onlar kalplerdir. Kalplerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanları; en ince, en temiz ve en kuvvetli olanlarıdır. Bunlar, dinde en kuvvetli, yakînde en temiz ve din kardeşlerine karşı en ince ve hassas olan kalplerdir.”
HELÂL LOKMA
Şah-ı Nakşibend hazretleri , fakir olan dervişlerine kendi elleriyle yiyecekler hazırlar, onlara sofra kurardı. Müridleri sofranın başına oturunca da onlara, gönüllerinde manevi huzuru elde etmelerini tavsiye ederdi. Hatta onlardan biri gaflet halinde bir lokma yiyecek olsa, onu keşif yoluyla uyarırdı. Müridlerin, Allah Teâlâ’dan gafil kalmamasını söyler ve şöyle tavsiyede bulunurdu:
“Helâl lokma yiyenler, Allah’ın ﷻ razı olacağı işler yaparlar. Kalpte manevi huzuru bulmanın yolu, helâl lokma yemektir. Yiyeceklerine haram karıştırmayan insanlar, namaz kılarken de manevi huzuru elde ederler.”
ALLAH’TAN ﷻ KORKMANIN ALAMETLERİ
Allah Teâlâ’dan korkmanın alametleri hususunda Ebu’l-Leys Semerkandî şöyle demiştir: “Allah’tan ﷻ korkmanın alameti yedi yerde tezahür eder:
Birincisi: Dilde tezahür eder. Allah ﷻ korkusu kişiyi yalandan, gıybetten söz taşımaktan, iftiradan ve lüzumsuz sözlerden alı koyar.
İkincisi: Kalpte tezahür eder. Allah ﷻ korkusu kalpten düşmanlığı, iftirayı, kardeşlerini çekememeyi çıkarır.
Üçüncüsü: Gözlerde tezahür eder. Haram olan şeylere bakmaz.
Dördüncüsü: Midede tezahür eder. Karnına asla haram lokma girmez.
Beşincisi: Ellerde tezahür eder. Allah ﷻ korkusu taşıyan kişi ellerini harama uzatmaz.
Altıncısı: Ayaklarda tezahür eder. Allah Teâlâ’nın yasakladık-larına ve günah olan şeylere adım atmaz.
Yedincisi: Taatında tezahür eder. İbadet ve taatını sırf Allah Teâlâ rızası için yapar.”
İSTİKAMET ÜZERE OLMAK
İstikamet; itikatta, amelde, yemede, içmede, sözde, halde ve dini dünyevi bütün hareketlerde ifrat ve tefritten sakınıp; nebiler ve salihlerin yolunda yürümeye çaba göstermektir. İstikamet üzerine olma hususunda Ebû Süleyman ed-Dârânî şöyle demiştir:
“Gündüz istikamet üzere güzel yaşayan insan, gece korunur. Gece istikamet üzerine güzel bulunan insan da gündüz korunur. Kim nefsani arzusunu terk etmek va’dinde sadık olursa, Allah Teâlâ o duyguyu kalbinden uzaklaştırır. Allah Teâlâ nefsani arzusunu kendi rızası için terk eden kalbe azap etmekten son derece münezzehtir.”
ÖVGÜYE ALDANMA
İnsan için dünyada kulluk şuurunu bilip ona göre hareket etmek yükümlülüğü vardır. Kulluğun en önemli gereklerinden biri kişinin kendisini Rabbi karşısında kusurlu ve aciz görmesidir. İbadetlerine, taatlerine, zikirlerine güvenmeden daima temiz ve saf bir kalp ile Hakk’a yönelmeli, insanların övgülerinden sakınıp bunlara aldanmamalıdır. Nitekim Hâris el-Muhâsibî bu konuda şöyle nasihat ediyor:
“Kardeşlerim! Akıllı kişi için, dünyevi şeylere sevinmek çok yakışıksız, çok çirkin bir durumdur. Batıl ve aldatmaca olan övgü ise çok daha beterdir. Ey övgüden hoşlanan ibadet ehli kardeşim! Söylediklerimi iyi anla!
Şunu bil ki yeryüzünün bütün kuşlarının, bütün yırtıcılarının, bütün hayvanlarının sana ünsiyet sağlayacağı, bütün meleklerin sana övgüler dizeceği, çevrendeki bütün insanların memnuniyet duyacağı, seni her halinle övecekleri kadar ibadet ve iyilikler yapsan da bu yaptıklarına güvenebilir misin? Sen veya senin gibi herhangi bir kimse, Allah’ın ﷻ huzuruna varmadan önce, insanların övgülerine güvenebilir mi? Hesap günü gelip de Allah’ın ﷻ senden razı mı olduğunu yoksa sana gazap mı duyduğunu, cennet nimetine mi yoksa cehennem azabına mı dahil edildiğini bilmeden önce bunlara güvenebilir misin? O halde daima Allah’ı murakabe et ve övgülere aldanma!”