Ana sayfa

Dilden gönüllere nasihat

Dilden gönüllere nasihat

Dilden gönüllere nasihat

ARŞIN GÖLGESİNDE YEDİ İNSAN

Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurur: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı arşının gölgesinde barındıracaktır:

  1. Adil devlet başkanı,
  2. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
  3. Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,
  4. Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
  5. Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,
  6. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
  7. Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.” (Buhârî, Muhâbirin, 4)

 

HARAM LOKMANIN TESİRİ

Söz ve davranışlarımızın hayatımıza etki etmesi gibi yediğimiz lokmaların da üzerimizde derin tesirleri vardır. Kişi rızkını helal yolla kazanıp, helal lokma yemekle ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere helal lokma yedirmekle mükelleftir. Vücuda giren haram lokma gafleti doğurur. Gaflet ise ibadetlerde gevşekliğe hatta bazılarını terk etmeye götürür. Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ haram lokma yiyenin duasının dahi kabul olunmayacağını şöyle bildirir: “Bir kimse uzun sefere çıkar, saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir halde ellerini semaya uzatarak ‘Ya Rabbi, ya Rabbi!’ diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kendisi haramla beslenmiş. Böylesinin duası nasıl kabul edilir?” (Müslim, Zekât, 20)

 

 

ALLAH TEÂLÂ’NIN KULLARINDAN RAZI OLMASI

Bizleri yoktan var eden Rabbimizi razı etmek O’nun ﷻ  emirleri doğrultusunda hareket etmekle olur. Allah Teâlâ’ya karşı kulluk vazifesini yerine getiren kimse dünya ve ahirette huzura erer. Aksi durumda ise kul her daim hüsranda olur. İmâm Şa‘rânî bu hususta şöyle der: “Sen oruç, namaz, hac ve diğer farzları mükemmel bir şekilde, layıkıyla yerine getirdiğin vakit, bu ibadetler senin nefsinden kurtulup gerçek hürriyete sahip olmanı sağlar. Çünkü Allah Teâlâ ancak farz kıldığı, emrettiği şeylerin yerine getirilmesi durumunda kullarından razı olur. Bu sebeple Allah’ın ﷻ  farz kıldığı şeyleri yapmamak, gevşeklik göstermek kulların başını eğer, nefsini zelil eder ve eşyaya köle eder.”

 

 

ÖNCE İLİM SONRA AMEL

İmâm-ı Rabbânî şöyle der: “Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kimse şunları yapmalıdır: Öncelikle hak ehlinin görüşlerine uygun olarak akidesini düzeltmeli. Fıkıh hükümlerini öğrenmeli. Sonra ilmin gerektirdiği şekilde amel etmeli. Bütün bunları yerine getirdikten sonra tüm vaktini Allah Teâlâ’yı zikir ile geçirmelidir. Bu zikri, kâmil ve mükemmil bir mürşidden almış olması şarttır. Çünkü ehil olmayan kimse kemale erdiremez.”

 

 

EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR

İstikamet; sözlükte yön, doğruluk, dürüstlük anlamına gelirken, tasavvufta Allah’ın ﷻ  emrettiği şekilde hareket etme, ibadet ve taatini eda edip yasaklanan şeylerden kaçınma, sırat-ı müstakim üzere bulunma demektir. Bir mümin her daim istikamet üzere olmalı, Allah’a ﷻ  karşı görevlerinde aksaklık göstermemeli, sırat-ı müstakimden ayrılmamalıdır. Bâyezid-i Bistâmî, en büyük kerametin istikamet olduğunu söyler ve şöyle der: “Birinin havada uçtuğunu görseniz bile hemen o kimsenin faziletli ve keramet sahibi olduğuna hükmetmeyin, hata edebilirsiniz. O kimsenin hakikaten fazilet ve keramet sahibi olduğunu anlamak için İslam’ın emirlerine uymadaki hassasiyetine, Peygamber Efendimizin ﷺ sünnetlerine uymasına, hakiki İslam âlimlerine olan muhabbet ve bağlılığına bakın. Bunlar tam ise o kimse fazilet ve keramet sahibidir. Bunlara uymakta en ufak bir gevşeklik ve zayıflık bulunursa, o kimse için ‘fazilet ve keramet sahibidir’ demek mümkün olmaz.”

 

 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ﷺ DUASI

Rasûlullah ﷺ şöyle dua etmiştir: “Allahım! Sensin benim Rabbim, senden başka ilah yok. Beni yarattın, ben de senin kulunum. Ben gücüm yettiğince sana verdiğim sözün ve senin vaadin üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini itiraf ediyorum. Ve günahımı da itiraf ediyorum. Beni, günahlarımı bağışla çünkü günahları senden başka affedecek hiç kimse yoktur.” (Tirmizî, Deavât, 15)

 

 

TOPRAK GİBİ ALÇAK GÖNÜLLÜ OL

Şeyh Sa‘dî Şirâzî der ki: “Ey insan! Allah Teâlâ seni topraktan yarattı. Toprak gibi alçak gönüllü ol. Sana büyüklenme yaraşmaz. Yüzünü alçak tut, baş kaldırma, hırsa kapılma. Madem topraktan yaratıldın, ateş gibi hırsına düşkün, âlemi yakan ve inatçı olma. Korkunç ateş baş kaldırdı, yükseldi, sivrildi. Toprak ise tevazu gösterdi. Ateş yükseldiği için ondan şeytan yaratıldı. Toprak tevazu gösterdiği için, ondan insan yaratıldı.”

 

Kazim Cephanegil