Dilden gönüllere nasihat
Dilden gönüllere nasihat

ANNE BABA, ÇOCUĞA ÖRNEKTİR
Çocuk, Allah ﷻ’nın ebeveyne bir emanetidir. Anne babanın görevi kendilerine verilen emanete sahip çıkıp çocuklarını Yaradan’ın emirleri doğrultusunda yaşayan, ümmete faydalı birer birey olarak yetiştirmektir. Helal ve harama dikkat eden, sünnet üzere yaşamaya çaba sarf eden ebeveyn, çocuklarının da aynı hassasiyetler içerisinde yetişmesine vesile olur. Çocuk yetiştirirken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de çocuğa verilen sözü yerine getirmektir. Vadettiği şeyi yerine getirmeyen anne baba yalan söylemiş olur. Çocuğun da olumsuz bir davranış edinmesine vesile olur. Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ, teşrif etmiş olduğu hanenin sahibesi oğlunu yanına çağırırken “Haydi gel, sana bir şey vereceğim” deyince, “Ona ne vermeyi murat ettin?” diye sormuş, kadın da “Ona hurma vereceğim” cevabını vermişti. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ﷺ “Şayet ona bir şey vermeyecek olsaydın sana yalan yazılırdı” buyurmuştur. (Ebu Davud, Edep, 88, nr.4991)
YUVA KURULURKEN SALAHAT
GEREK
Salahat sözlükte salihlik, uygun olma, iyi olma, maharet, dindarlıkta çok ileri olma hali gibi manalara gelir. Yuva kuracak yaşa gelmiş her iki adayda salahat olması yuvadaki huzura ve ahenge vesiledir. Ebeveynin görevi, evladına eş olacak kişinin salih veya saliha olmasına dikkat etmesi; dünyevi makam, mevki, mal, servet ve kariyere aldanmamasıdır. Peygamber Efendimiz ﷺ saliha olan eş için “Saliha kadın, kişinin saadetindendir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/168) buyururken, salih bir eş için ise “Dünya bir geçimliktir (nimettir). Bu geçimliğin en hayırlısı da salih bir eştir/kocadır” buyurur. (Taberânî, Mu‘cemu’l-Evsât, 9/290 nr. 8634)
SUİZAN ŞEYTANIN TELKİNİDİR
Zan, sözlükte “yakinin zıddı, kuşku, kesinleşmemiş kanaat” manalarına gelir. İslam ahlakında ise bir kimsenin kesin bilgisi olmamakla birlikte başka biri hakkında iyi kanaat beslemesine “hüsnüzan”, kötü düşünce ve kanaate sahip olmasına “suizan” denilir. Bir mümin başkaları hakkında suizan yapmaktan kaçınmalıdır. Çünkü suizan şeytanın telkinidir; kalp ile yapılan gıybettir ve dil ile yapılandan farksızdır. Gıybet, kötü söz gibi kötü zan da haramdır. Peygamber Efendimiz ﷺ zanla ilgili şöyle buyurmaktadır: “Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zanla söylenen söz, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksiğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız, hususi ve mahrem hayatınızı da araştırmayınız. Almayacağınız bir malın, alıcıyı zarara sokmak için fiyatını artırmayınız. Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, birbirinize kardeş olunuz.” (Buhari, Edep, 58)
EVLİLİK GÖZÜ HARAMDAN KORUR
Nikâh, kadın ile erkeği birbirine helal eden, helal ile haramı birbirinden ayıran bir akittir. Nikâh akdi ile evlilik gerçekleşmiş olur. Evlilik ise ilahi bir kanun ve bütün peygamberlerin sünnetidir. Rasûlullah ﷺ birçok hadisinde evliliği tavsiye etmiş, teşvikte bulunmuştur. Bir hadisinde şöyle buyurur: “Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin; çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur.” (Tirmizî, Nikâh, 1)
İffeti korumak, haramdan kaçınmak için nikâh kıyıp evlenen kimseye Allah Teâlâ’nın yardım vaadi vardır. Evliliğin masrafından ve yükünden korkan fakir gençlere Allah Rasûlü ﷺ şu müjdeyi vermiştir: “Üç kimse var ki onlara yardım etmeyi yüce Allah kendisi için bir borç kabul etmiştir. Bunlar şunlardır:
1- Allah yolunda cihada çıkan kimse
2-İffet ve namusunu korumak için evlenen kimse
3-Borcunu ödeyip kendisini kurtarmak için efendisiyle anlaşma yapan kimse.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihad, 20)
YUVAYA SADECE DÜNYALIK
KAZANMA DÜŞÜNCESİ HÂKİM OLMASIN
Kurulan yuvaya sadece dünyalık kazanma düşüncesi hâkim olursa ailede huzursuzluk hâsıl olur, geçim kaygısına düşülür, dünyaya tamah artar. Böyle bir yuvada dünyaya gelen çocuklarda doyumsuzluk ve dünyaya meyil çok fazla olur. Dünya malına tamah eden kişi nefsine uymuş olur ki nefis, dünyanın bütün nimetlerini elde etse tatmin olmaz, daha fazlasını ister. Dünyalık elde etme arzusu ölünceye kadar hiç bitmez. Peygamber Efendimiz ﷺ bu hususla ilgili şöyle buyurur: “Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa, üçüncüsünü de ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doyurur.” (Müslim, Zekât, 116)
MÜMİN, ALLAH ﷻ İÇİN SEVDİĞİ KARDEŞİNİ NEFSİNE TERCİH EDER
Bir müminin mümin kardeşlerine olan sevgisi sadece Allah ﷻ rızası için olmalı, menfaate dayanmamalı; kişi kardeşini kendi nefsine tercih etmelidir. Ebu Tâlib el-Mekkî [rahmetullahi aleyh] şöyle der: “Gerçek manada Yüce Allah için sevmenin bir alameti de insanın, kendi nefsine haset etmediği gibi sevdiği kimseye de ne din ne de dünya için hiçbir konuda haset etmemesidir. Ayrıca, insan Allah için sevdiği kimseyi nefsine tercih etmeli, özellikle malına ihtiyacı olduğu zaman onu öne almalıdır. Bu, sıddıkların makamıdır. Eğer bu makamda değilse, o zaman kardeşiyle malını paylaşabilmelidir. Bu da sadıkların makamıdır. Bu makam, Allah için kardeşlikte daha düşük makamdır. Paylaşmak müminlerin ahlakıdır.”
Kazim Cephanegil