DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
KÖTÜ KONUŞMAK
Peygamber Efendimiz düşmanlara bile kötü söylemeyi yasaklamıştır: “Şu öldürülen müşriklere sövmeyin. Çünkü sizin söylediklerinizden hiçbir şey onlara ulaşmaz. Ayrıca geride kalanlarına da eziyet etmiş olursunuz. Dikkat edin! Çirkin söz gerçekten yasaklanmıştır.” Resûlullah Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde de bu konudaki düsturu veciz bir şekilde ifade etmiştir: “Mümin kötülemez, lânet etmez, kötü ve çirkin konuşmaz.”
Dili güzele alıştırmak ve kötü sözden sakındırmak için kişi gerektiği kadar konuşmalı, gerekmediği yerde susmalıdır. Çünkü hayırlı söz daima yeni hayırlara, yeni güzelliklere vesile olur. Şerli sözler ise bu dünyada da ahirette de kişinin başına bela olur. Kötü söz ağızdan çıktığında bir muhatap arar, yeri göğü dolaşır ve en sonunda sahibine döner. Nehaî şöyle buyurmuştur: “İnsanların helâk olmasının sebebi ihtiyaç fazlası, lüzumsuz mal ve sözlerdir.”
NEFİSTEN KALBE
Günahlar nefs-i emmâreden kalbe akar. Haset, kin gibi günahlar kalpte yer edince insanı düşmanlığa sevkeder. Bu düşmanlık ferdi katil olmaya, toplumları da başka topluluklara karşı kıyıcı ve sömürücü olmaya kadar götürür. İnsanı gıybet ve dedikoducu yapar. İnsanların gıybetini yapmak ve adam öldürme günahı bir toplumda hep kalplerin bozulmasıyla meydana gelir. Toplumun fertleri birbirine düşer. İş kan davalarına kadar büyür, nesillerden nesillere sirayet eder. Böylece insanoğlunun kalbinde başlayan bir günah, insanları bölen ve birbirine düşman eden büyük bir fitneye dönüşür.
BELALARLA KARŞILAŞINCA
İnsanlar pek çok musibet, sıkıntı ve mihnetlerle karşılaşırlar. Allah Teâlâ’ya olan yakınlıkları derecesinde bela ve musibetlere uğrarlar. Resûlullah şöyle buyuruyor: “İnsanlar arasında en çok belaya uğrayanlar, peygamberler, şehidler ve sırasıyla Allah’a yakın olanlardır.”. Her türlü sıkıntı ve musibet karşısında ne yapmamız gerektiğini de birçok âyette Allah Teâlâ şöyle bildiriyor: “Sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, işlerin en değerlisidir.”
NE MUTLU NEFSİNİN İSTEKLERİNİ DİZGİNLEYENE!
Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Senin en şiddetli düşmanın, iki tarafın arasında (yani iki yanının arasında, bedeninde) bulunan nefsindir.”
İnsanda nefs-i emmâre denilen bir kuvvet vardır. Bu kuvvet terbiye edilip süslenmedikçe sahibi için en zararlı düşmandır. İnsan kendi nefsinden daha çok korkmalıdır. Nefsinin kötü isteklerine uymamalıdır. Nefsinin hoşuna giden şeyleri elde etmek için meşru olmayan davranışlardan uzak durmalıdır. Sonra ebedî felaketler kaçınılmaz olur. Bilindiği gibi, insanların tabiatlarında -bir hikmete binaen- birtakım zararlı kuvvetler vardır. Bu kuvvetler insanı daima kötülüğe, meşru olmayan yollara sevketmek ister. Birçok insan bu yüzden gaflete dalar ve ne için yaratıldığını, âkıbetinin ne olacağını düşünmez. Yine hayatî sorumluluklarının neler olduğunu hatırlarına getirmezler, ahiret için çalışmazlar ve değerli vakitlerini boş yere harcar dururlar. Allah Teâlâ cümlemizi gafletten ve nefs-i emmâreye uymaktan muhafaza buyursun.
UYARININ KIYMETİ
İyi olanı emretmek ve kötü olandan uzaklaştırmak, hayırlı duygular beslemenin ve diğerkâm olmanın alametidir. Bir insan başkasının iyiliğini istemezse ona iyiliği tavsiye eder mi? Onu kötülükten uzaklaştırmaya çalışır mı?
Ne yazık ki bazı kimseler bunun önemini takdir edemezler. Böyle bir görevin yerine getirilmesini kendi hürriyetlerine tecavüz kabilinden değerlendirirler. Bir kimse başka bir kimseye edep ölçüleri içinde huzur ve mutluluk yollarını göstermeye çalışırsa ona kötülük mü etmiş olur?
Düşününüz ki bir kimsenin hırkasının altında bir akrep var, neredeyse kendisini sokacak ve zehirleyecek. Bu tehlikeyi karşıdan bir kimse farkediyor. Hemen koşarak durumu o kimseye haber veriyor. Şimdi bu kişi yapılan bu dostça uyarıdan memnun olmalı değil mi?
Halbuki insanların işlemiş oldukları günahlar, akreplerden daha tehlikelidir. Zira bu zararlı haşereler, nihayet insanın maddi hayatına tesir eder. İşlenen günahlar ise insanın manevi hayatını etkiler. Onu ebedî saadetten mahrum bırakır. Şimdi insan, bu konudaki uyarılardan nasıl olur da memnun olmaz?