DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
KÖLELİKTEN KÖTÜSÜ
Bilgisiz ibadet etmek, kulluk yapmak büyük tehlikelerle doludur. Çünkü şeytan her an pusudadır. O sadece günah işlemeyi telkin etmekle insanı yoldan çıkarmaz. Hayırlı işlere karışarak da, riya, kibir, ameline güvenmek gibi tuzaklarla yolumuzu kesmeye çalışmaktadır. Din hakkında yeterli ve doğru bilgi sahibi olmadan bu tehlikeyle baş etmek çok zordur.
Cehalet öyle büyük bir karanlıktır ki Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” diyor. Yani köleliği cehalete tercih ediyor. Cahilce yaşamayı kölelikten daha alçaltıcı bir hayat olarak görüyor.
Kurtuluş için bilgi edinmek ve öğrendiğimizi hayatımıza uygulamak zorundayız. Bilgisizlikten kurtulmasına rağmen bildiklerini yaşamayanlar da Cum‘a sûresi 5. âyette kitap yüklü eşeğe benzetiyor.
Anlaşılıyor ki, ilmi öğrenmeyi hayatımızın en öncelikli meseleleri arasına koymak, cehaletten sakınmak ve edindiğimiz ilmi yaşamak gerekiyor. Ancak bu şekilde hem kendimizi hem de etrafımızı helâke düşmekten korumuş oluruz.
KÖTÜLÜĞÜ ENGELLEMEK
Kötü bir işe engel olmak için öncelikle kötü işi yapan kişinin gerçekten günah üzere olduğunu bilmek gerekir. Öyle ki iş, araştırmaya lüzum kalmayacak kadar açık olmalıdır. Kötü iş yapıyor mu diye kapı ve pencerelere kulak vermemeli, komşulardan sormamalıdır. Bir kişinin kötü iş yaptığı böylesine açık olmalıdır. Çok açık olmadıkça kişileri kötü iş yapıyor diye töhmet altında bırakmak asla olmaz.
Kötülük çok açık, net bir şekilde bilindikten sonra yapılacak iş, kötü işi yapana yaptığı işin kötülüğünü anlatmaktır. Böylesine, kusurunu göstermek ve doğrusunu öğretmek lazımdır. Öğretirken de tatlı ve yumuşak söylemeli, karşıdakini üzmemelidir.
Eğer kötü işin haram ve zararlı olduğu yumuşak dille anlatılamıyorsa âyet ve hadislerde geçen azapla onu korkutmalıdır. Kötü iş yapana kınama ve sert söz faydalı olacağı zaman câiz olur; fayda vermeyeceğini anlayınca, yüzünü asarak yanından ayrılmalıdır. Şayet kötü bir iş, bir günah, kişinin yanında yapılıyorsa, nasihatin fayda etmemesi üzerine onu yanından dışarı çıkarmalıdır. Buna gücü yetmezse kendisi çıkıp gitmeli, kötü işe seyirci olmamalıdır.
GAFLETTEN UYANANLAR
Ebü’l-Leys Semerkandî şöyle der:
“Akıllı kişi, bir an evvel gaflet uykusundan uyanmalıdır. Gafletten uyanan kimsenin dört alameti vardır:
- Dünya işlerini kanaat ederek ve teenni ile hareket ederek idare etmesi, işlerinde acele etmemesi,
- Ahiret işlerini ise hırsla ve vakit kaybetmeden yerine getirmesi,
- Dinî vazifeleri ilme uyarak ve gayretle yerine getirmesi,
- Halkın işlerini onlara nasihat ederek ve idare yolunu tutarak yönetmesidir.”
ZİKİR HALİ
“Zikir” kelimesi Arapça kökenlidir ve Türkçe’ye “hatırlamak, anmak, ismini söylemek” şeklinde çevrilir. “Hatırlamak” da yine Arapça “hatır” kelimesinden türetilmiştir. Hatır, Arap dilinde “düşünce, bellek, akıl, anımsamak” anlamlarına gelir. Bütün bu birbiriyle yakın anlam taşıyan kelimelerden anlaşılacağı üzere zikrin Türkçe’deki karşılığı, anmak, hatırlamak, hatırdan çıkarmamaktır. Zikir bir hali anlatır. Bir an içinde Allah ﷻ ya aklımızdadır ya da değildir. Aklımızda olduğu zamanlara zikir hali, aklımızda olmadığı zamanlara gaflet hali denir. Allah’ı ﷻ hatırlayınca zikretmiş, sürekli aklımızda tutunca dâimî zikir haline erişmiş oluruz.
Günümüzde ise zikir deyince doğrudan Allah ﷻ isim-i şerifini veya O’nun esmasından birini söylemek akla gelir. Evet, bu zikirdir. Fakat âyet ve hadislerde ulaşmamız istenen “zikir hali” kulun Rabb’ini ﷻ hiç unutmaması, yaptığı her işte, her halde O’nu ﷻ hesaba katmasıdır. Tasavvuf yolunun büyükleri de verilen zikir derslerinin asıl gayesinin bu hale ulaşmak, yani kalbi daima sahibiyle irtibatlı tutup gafletten kurtulmak olduğunu belirtmişlerdir.
GERÇEK SEVGİLİ
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî şöyle der: “Hislerine kapılıp da bir saman çöpünü, yani fâni bir güzeli kendine yakın bir dost olarak seçme. Çünkü ondaki sevgi ve yakınlık duygusu geçicidir. Sen kalıcı dostu ara.
Gönül verdiğin şeyin yaldızı aslına gidip de o şey çirkinleşince, bakırı meydana çıkınca, tabiatın ona doyar, ondan hoşlanmaz, onu boşlayıverir.
Sevgilinin seni büyüleyen o yaldızlı sıfatlarından, o yaldızlı güzelliğinden elini ayağını çek, bilgisizlik yüzünden sahte bir madeni altın sanıp da hoş deme.
Fâni varlıklarda görülen güzellik, ilâhî güzelliğin iğreti olarak onlara aksetmesinden ibarettir. Akseden o nur, günün birinde aslına geri dönecektir. Bu yüzden ey sâlik, iğreti güzelliklere bakma da, sen onun aslını, yani güzelliği vereni ara!
Güneşin duvara düşen nuru, yine güneşe gider. Sen duvara düşen nura değil de, o nuru düşürene, yani güneşe git. Sana layık olan da odur.
Mademki oluktan su akmadı, yani güzellerden vefa görmedin, bundan sonra suyu sen göklerden elde et.”