Ana sayfa

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

TASAVVUF TERBİYESİ

Tasavvuf, kişiyi peygamberine bağlı, onun bildirdiklerine sadık bir müslüman yapmaya çalışırken, nefis, şeytan ve kötü insanlar da düşmanlıklarından geri kalmayacaklardır. Fakat tasavvuf terbiyesi zaten bu düşmanları alt ederek ilerlemeyi sağlamak içindir.

 

En önemli düşman da kişinin kendi nefsidir. Nefis aşırı isteklerle dünyaya yönelir, Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına karşı lâkayt ve tembel davranıp sadece kendi zevklerinin tatminini ister. Kalbi de aşağı çekmeye çalışır. Çünkü kalp melekleşmeye meyilli olduğundan nefsin istediği hayatla tamamen zıt hareket edip onu engeller.

Kalp nefse teslim olmadığı sürece nefsin yapabileceği bir şey yoktur. Çünkü kalp insan varlığında en önemli yere sahiptir ve padişah hükmündedir. Bu padişahın hastalanıp yataklara düşmüş, kimseye söz geçiremeyip çevresine oyuncak olmuş hali içler acısıdır. Fakat insanın aklı kalbin yardımcısıdır. Eğer akıl insafla hareket eder, geçici dünyaya bağlanmanın, gerçek ve sonsuz hayat olan ahirete sırt dönmenin saçmalığını itiraf ederse, kalbe yardım etmiş olur.

 

 

 

ALLAH’A ﷻ DÖNMEK

Tövbe, ibadetlerin en efdali, mükemmellik kapısının nurlu anahtarı, ilâhî rızaya ulaşmanın en parlak ve latif yoludur. İslâm’da insanın ilâhî rızaya ulaşması, huzura kavuşması, kemale ermesi esastır. Kemalatı kazanmak, Allah Teâlâ’nın yüceliğini hakkıyla bilmektir. Allah Teâlâ’nın yüceliğini bildikten sonra tam bir kul olarak emirlerine itaat etme yolunun ilk kapısı tövbedir.

 

Kul olarak günah işlememek, bilhassa bu asırda günahkâr olmamak çok zordur. Fakat Allah Teâlâ, müminlere en nurlu kapı olan tövbe kapısını açmıştır. Tövbe kapısından geçip tövbesinde samimi olmadan bu yolda bir sonraki makama ulaşmak mümkün değildir. Bu ümmetin ilk uğrağı, dini hakkında bilgi sahibi olup, itikadını Ehl-i sünnet ve’l-cemâat’e göre düzeltip, aynı şekilde ibadet etmeye başladıktan sonra tövbe etmek olmalıdır.

İnsanın bilgisi arttıkça kendi kusurunu da o kadar çok farketmeye başlar. Kusurlu olduğunun idrakiyle Allah’a ﷻ olan ihtiyacını anlar. Günahları, isyanı bırakıp O’na ﷻ dönmenin en önemli kapısı tövbe kapısıdır ki, bu da Hakk’a rücû etmek, yani Allah’a ﷻ dönmek demektir.

 

 

 

ÖLÜNÜN İHTİYACI

İbadetine düşkün Bâhiye isimli bir kadın ölmek üzere iken şöyle dua etmişti: “Ey yüce Rabbim! Ölüm sırasında beni yardımsız bırakma; kabrimde korku ve yalnızlığa terketme!”

 

Kadıncağız ölünce, onun bir oğlu her cuma onun kabrine gelir, Kur’ân okur, dua ederdi. Bu oğul şunları anlatır:

Rüyamda annemi gördüm, dedim ki:

“Anneciğim nasılsın?” Şöyle dedi:

“Oğlum, Allah’a ﷻ hamdolsun ki kıyamet gününe kadar içinde güzel kokuları olan döşenmiş bir kabirdeyim.”

“Bir ihtiyacın var mı anne?” dedim, şunları söyledi:

“Ziyaretleri ve duaları terketme. Çünkü ben, cuma gecesi ve gününde bize gelmenle seviniyorum. Sen geldiğin zaman ölüler diyor ki:

‘Ey Bâhiye, işte oğlun gelmiş.’ Ben de bununla seviniyorum. Çevremdeki ölüler de buna çok seviniyorlar.”

 

 

KALP ERBABI

İnsan manevi hastalıklardan, zayıflıklardan uzak değildir. Fakat kula Hakk’ın nurlarından bir nur geliverir ve onun beşerî sıfatlarını tarumar eder.

Yüce Allah’ın dediği gibi: “Biz onları, yalnız ahiret evini anmakla meşgul ettik ve onlar bizim katımızda elbette hayırlı seçilmişlerdendir.” (Sâd 38/46-47).

Allah ﷻ, kullarından birini bu mertebelere ulaştırırsa onu yakınına alır. Onu kendini anmakla ülfet ettirir, başkalarından ayırıp tek bırakır. Bazan da kendi kudretini görsünler, insanlar muratlarına ermek için ona başvursunlar diye onu halka da belli eder, tanıtır. Ve o kişi, Allah’tan ﷻ bir rahmet olarak zâhirini halka verir. Çünkü onun ilmini, ahlâkını ve terbiyesini görmeseler, yollarından ve amaçlarından sapar, gurura düşerler.

Halk o önder kişilerin nurlarıyla ışık alır, onların irşadıyla maksatlarına yol bulup amaca erer. Nasıl dinî hükümlerde avamın başvuracağı önderler fıkıh bilginleri ise, bunlar da hakikat ehlinin, kalp ve hal erbabının önderleridir. Hakikat erbabının başvuracağı önderler bunlardır.

 

 

GÜZEL AHLÂK NEDİR?

Güzel ahlâk, ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilen iyi huylardır. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir.

 

Yüce Rabbimiz, sevgili Peygamberimiz’i överken, “Gerçekte sen, büyük bir ahlâk üzeresin” buyurmaktadır. İyi insan, güzel huylara sahip olan kimse demektir. Güzel huy, iyi iş yapmaya sebep olur. Güzel ahlâk, ruhumuzun alışkanlık haline getirdiği iyi huylara denir. İslâm âlimleri, güzel ahlâkı tarif ederken buyuruyorlar ki: “Güzel ahlâk, güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.” “Güzel ahlâk, genişlikte ve darlıkta insanları razı etmeye çalışmak demektir.” “Güzel ahlâk, Allah’tan razı olmak demektir. Yani hayrı ve şerri Allah’tan bilmek, nimetlere şükür, belalara sabretmektir.” “Güzel ahlâk, haramlardan kaçıp helâli aramak, diğer insanlarla olduğu gibi aile fertleriyle de iyi geçinip onların geçimlerini sağlamaktır.” “Güzel ahlâkın en azı, güçlüklere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır.” “Güzel ahlâk, yaratanı düşünerek, yaratılanları hoş görmek, onların eziyetlerine sabretmektir.”

 

Kazim CEPHANEGİL