DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
ALLAH ﷻ EVLENENİ LÜTFU İLE ZENGİNLEŞTİRİR
İnsan neslinin devamı aile ile olur. Aile ise evlilik müessesesinin kurulmasıyla gerçekleşir. Evlenmek Peygamber Efendimizin ﷺ sünnetidir. Günümüzde israfa kaçan gösteriş amaçlı düğün alışverişleri ve bazı kesimlerin evliliği olumsuzlayan yanlış söylemleri; birçok gencin evliliği özellikle maddi imkânsızlıklar sebebiyle geciktirmesine yahut terk etmesine neden olmaktadır. Bu sünnet ne mal, mülk, makam elde etmek gibi dünyevi kaygılar güdülerek yerine getirilmeli ne de terk edilmelidir. Özellikle maddi yetersizlik endişesiyle evlilikten kaçmamalıdır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur, 32)
EŞİNE KARŞI MÜSAMAHAKÂR OL!
Allah ﷻ erkek ve kadını bir nefisten yaratmıştır. Erkeği kuvvet bakımından kadına nispetle üstün tutmuş, kadını ise erkeğe emanet etmiştir. Nikah ile kurulan bir yuvada, erkeğin vazifesi emaneti muhafaza etmek, kadının vazifesi ise eşinin rızasını kazanmaktır. Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ, Allah’a ﷻ kulluk vazifesini yerine getirdikten sonra kocasının rızasını alan kadının cennete gireceğini müjdelemiştir. Erkeklere ise eşlerine karşı müsamahakâr davranmalarını, onlara iyilikte bulunmalarını emretmiştir. Bir hadis-i şerifinde ise şöyle buyurmaktadır: “Size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı tavsiye ederim. Çünkü kadın, kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en fazla eğri olan tarafı onun üst kısmıdır. Bu sebeple, eğer onu doğrultmak istersen kırarsın, yok eğer kendi halinde bırakırsan eğri olmaya devam eder. Onun için size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim.” (Buhârî, Enbiya, 1)
AHİRET YOLCULUĞUNUN AZIĞI
Dünya bir imtihan yeridir ve gelip geçicidir. Dünyaya gelmiş her insanoğlu bir gün ölecek ve ebedi olan ahiret hayatı onun için başlayacaktır. Şu durumda yapılması gereken, oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatına aldanmadan ahiret hayatına azık hazırlamaktır. Bu hususla ilgili Ömer b. Abdulaziz bir hutbesinde şöyle der: “Dünya, sizin karar kılıp kalacağınız bir yer değildir. Allah Teâlâ dünya için bir son ve içinde bulunanlar için bir ayrılık takdir etmiştir. Nice kimselerin güvenip de imar ettiği azıcık şeyler sonunda harap olmuş, niceleri mutlulukla ikamet ettiği dünyalıklarından sonunda ayrılmak zorunda kalmışlardır. Allah Teâlâ sizlere rahmet eylesin! Dünyadan ahirete olan yolculuğunuzu, yanınızda taşınması en güzel şeyleri alarak en iyi şekilde yapın. Azık edinin! İyi bilin ki en iyi azık takvadır.”
SAADETLİ BİR YUVA İÇİN EŞİN HAKKINA RİAYET GEREKİR
Eşler evlilik akdiyle kurmuş oldukları yuvanın saadetli bir yuva olmasını ister. Kurulan yuvanın huzurlu, saadetli bir yuva olması için sevgi, saygı, karşılıklı hoşgörü gibi erdemli davranışların yanında eşlerin birbirlerine karşı riayet etmeleri gereken haklar vardır. Eşlerin birbirinin hakkını gözettiği bir yuvada mutluluk ve huzur daim olur. Rasûlullah ﷺ birçok hadisinde eşlerin birbirlerine olan haklarından bahsetmiştir. Veda hutbesinde ise şöyle buyurmaktadır: “Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır. Kadınlarınız üzerinde sizin hakkınız sevmediğiniz ve hoşlanmadığınız kimseleri evinize almamalarıdır. Dikkat ediniz, sizin üzerinizde onların hakkı ise yeme ve giyim konusunda iyi davranıp yediğinizden yedirip giydiğinizden giydirmenizdir.” (Tirmizî, Tefsîrü’l-Kur’an, 10)
ÖNCE KENDİNİ DÜZELT
Aile içi huzurun kaynağı güzel geçimdir. Evde güzel geçimin olabilmesi için de kişinin kendini düzeltmesi, nefsini ıslah etmesi gerekir. Kişi ne kadar iyi huylu, ahlaklı ve doğru olursa eşi de kendisine karşı bir o kadar ahlaklı, iyi huylu ve doğru olur. İmam Şa‘rânî konu hakkında şöyle der: “Mümin kardeşim! Eğer sen hanımının doğru, güzel huylu ve ahlaklı olmasını istiyorsan, kendin yüce Allah’a ﷻ karşı doğru olmaya bak. Birçok kimse bunu bilmediğinden, kendi huylarına bakmadan hanımının ahlakından şikâyet etmektedir. Eğer bu inceliği bilmiş olsalardı önce kendi kusurlarına bakar, onları düzeltirlerdi ve böylece hanımlarının da kendiliğinden düzelmiş olduklarını görürlerdi.”
KENDİ AYIBIYLA İLGİLENEN BAŞKASININ AYIBINA VAKİT BULAMAZ
Nefis, insanın kendi kusurlarını görmesine engel olur. Bir kusur kendisinde bulunsa dahi onu başkasında arar, başkasının ayıbını ortaya çıkarmaya çalışır. Müminin yapması gereken ise kardeşinin kusurunu araştırmaması, görse dahi insanlara yaymamasıdır. Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da onu kıyamet gününde örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3) Bu hususla ilgili Mansur b. Ammar şöyle der: “Her kim kendi ayıbını görürse, başkalarının ayıbını görmeye vakit bulamaz. Her kim üzerindeki takva elbisesini çıkarırsa, onu hiçbir şey örtemez. Her kim Allah’ın ﷻ kendisine verdiği rızka kani olursa, başkalarının elinde olanlardan ötürü üzülmez. Her kim zulüm kılıcını sıyırırsa, onunla kendi elini keser. Kardeşinin kuyusunu kazan, o kuyuya kendi düşer.”
Kazim CEPHANEGİL