Ana sayfa

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

CEHENNEME GÖTÜREN İLİM

İlim, sözlükte bilmek demektir. Hangi iş olursa olsun bilen kişi doğruyu yapar, bilmeyen hata eder. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerîm’de bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağını (Zümer, 9) bildirmiş, Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ ise ilim öğrenmenin her Müslümana farz olduğunu (İbn Mâce, Mukaddime, 17) buyurmuştur. Bir şeyi hakkıyla bilmek ve insanlara faydalı olmak için öğrenilen ilim menfaat verir. Bir statü kazanma, kendini üstün görme, halkın teveccühünü almak için öğrenilen ilim kişiye zarar verir. Rasûlullah ﷺ konu hakkında şöyle buyurur: “Her kim ilmi şu dört şey için öğrenirse cehenneme gider:

  1. Diğer alimlere üstünlük taslamak için.
  2. Sefih insanlarla münakaşa etmek için.
  3. Halkın teveccühlerini kendi üzerine çekmek için.
  4. Hükümdarlardan ve devlet ricalinden mal-mülk, hürmet, makam ve mevki elde etmek için.” (Tirmizî, İlim, 6)

 

ON KÖTÜ AHLAK

Ebu Hafs Haddad şöyle der: “On kötü ahlak vardır ki bunların şu on sınıf kişide bulunması daha kötüdür:

  1. Öfke ve hiddetin idarecilerde bulunması.
  2. Cimriliğin zenginlerde bulun-ması.
  3. Açgözlülüğün alimlerde bulun-ması.
  4. Hırsın fakirlerde bulunması.
  5. Haya ve edepsizliğin, soylu ve nesep sahibi kimselerde bulunması.
  6. Gençlere özenmenin yaşlılarda bulunması.
  7. Erkeklerin kadınlara benzemesi.
  8. Kadınların erkeklere benzemesi.
  9. Zühd sahibi kimselerin ehl-i dünya kişilerin kapısına varması.
  10. Cahilliğin ibadet ehli kimselerde olması.”

 

 

RASULULLAH’IN MUAZ B. CEBEL’E NASİHATİ

Peygamber Efendimiz ﷺ Muaz b. Cebel’e şöyle buyurmuştur: “Ya Muaz! Sana, Allah’tan korkmayı, takvayı, doğru konuşmayı, ahdine vefa göstermeni, emaneti yerine getirmeyi, hıyaneti terk etmeyi, azalarını haramdan korumayı, yetime acımayı, yumuşak konuşmayı, selamı yaymayı, güzel ameli, kısa emeli, imana sarılmayı, Kur’an’da derin anlayış sahibi olmayı, ahireti sevmeyi, hesaptan korkmayı ve insanlara şefkat kanatlarını germeyi tavsiye ederim. Ya Muaz! Halim bir kimseye kötü söz söylemekten, doğru bir kimseyi yalanlamaktan; günahkara itaat, adil bir yöneticiye isyan etmekten, yer yüzünde fesat çıkarmaktan sakın! Hangi ağacın, taşın, tepenin yanında, nerede olursan ol; Allah’tan korkmayı, her türlü günahın için gizlisine gizlice, açık olana açıkça tövbe etmeni tavsiye ederim.” (Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 3/304)

 

 

MÜMİN İKİ KORKU ARASINDADIR

Habib-i Kibriya Efendimiz ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Mümin iki korku arasındadır; bir geçip giden ömrüdür ki Cenab-ı Hakk’ın bununla ilgili olarak kendisine ne yapacağını bilmemektedir. Diğeri de kalan ecelidir ki yine bu konuda Allah Teala’nın ne hüküm vereceğini bilmemektedir. O halde kişi kendi nefsiyle yine kendi nefsi için azık hazırlasın; dünyasında ahireti için, hayatında ölümü için, gençliğinde ihtiyarlığı için hazırlık yapsın. Zira dünya sizin için yaratıldı, siz ise ahiret için yaratıldınız. Nefsimi kudret elinde tutana yeminle söylerim ki ölümden sonra bir yorgunluk, dünyadan sonra da cennet veya cehennemden başka yurt yoktur.” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, 7/630)

 

 

AMEL EDİLEN İLİM FAYDA VERİR

İlim, sözlükte “bilmek” anlamına gelmektedir. İslam’da ilim, Allah’ın ﷻ rızasını kazanmak ve amel etmek için öğrenilir. Kişi öğrenmiş olduğuyla amel etmelidir ki okuduğu ilim kendisine fayda versin. Hikmet ehli bir zata, “Bizler neden duyduğumuz, öğrendiğimiz ilimlerden fayda göremiyoruz?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Beş şey sebebiyle duyduğunuz, dinlediğiniz ilimlerden fayda göremiyorsunuz:

  1. Allah Teala sizlere nimetler veriyor, ancak sizler buna şükretmiyorsunuz.
  2. Günah işlediğinizde tövbe ve istiğfar etmiyorsunuz.
  3. Öğrendiğiniz ilimlerle amel etmiyorsunuz.
  4. Hayırlı kimselerle sohbet ediyorsunuz ancak onlara tabi olmuyorsunuz.
  5. Ölülerinizi toprak altına veriyorsunuz ancak onlara bakıp da ibret almıyorsunuz.”

 

 

KONUŞMADAN ÖNCE DÜŞÜN

Dil, hassas yaratılmış duyu organlarından biri olmasının yanında; insanın tercümanı, zikrin ifadesi, muhafaza edildiğinde cennetin anahtarıdır. Kişi yalan, dedikodu ve boş konuşmaktan dilini muhafaza etmelidir. Faydasız konuşma hakkında İbrahim et-Teymî der ki: “Mümin, konuşmak istediği zaman düşünür. Eğer söz faydasına ise konuşur, zararına olacaksa susar. Günahkâr kimse ise hiç durmadan ve düşünmeden konuşup durur.”

 

 

KALBİN DÜZGÜNLÜĞÜ DİLE BAĞLIDIR

Abdulkadir Geylanî şöyle der: “Sır hükümdardır, kalp onun veziridir, dil ve diğer organlar da kalp ve sırrın uşaklarıdır. Sır suyu Hakk’ın denizinden alır, kalp sırdan alır, huzura eren (mutmain) nefis suyunu kalpten alır, dil suyunu nefisten alır, organlar da dilden alır. Dil düzgün olup güzel şeyler konuştuğu zaman kalp düzelir. Dil bozuk olduğu zaman ise kalp bozulur.”

 

 

Kazim CEPHANEGİL