Ana sayfa

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT

KALBİN HALİ

İnsan kalbi, ağacın kökü gibidir; onun sağlıklı olması bütün bedenin sağlığının temelidir. Kalp ne kadar temiz olursa, meyvesi de ona göre olur. Amelin karşılığının katlanması ve eserinin temiz olması, kalbin haline göredir. Bundan ötürü zekât ve sadaka verirken, misafire ikram ederken kalbin hoş olması gerekir. Her işi gönül hoşluğu ile yapmalıdır. Allah rızası için yapılan işte isteksizlik olmamalıdır, onun karşılığı gerçekten ahirette verilir.

 

 

 

TÖVBENİN KABUL EDİLDİĞİNİN ALAMETLERİ

İşlediği bir hatadan, suç veya günahtan pişmanlık duyup bir daha yapmamaya karar verme anlamına gelen “tövbe” bütün Müslümanlara vaciptir. Kişi, işlediği günahlarından pişman olarak Rabbine yönelmekle memurdur. Kalben ihlas ile yapılan bu yönelişin kabul edildiğine dair birtakım alametler vardır. Bu anlamda şöyle nakledilir:

“Alimlerden birine sorarlar: Kul tövbe ettiğinde, tövbesinin kabul edilip edilmediğini bilebilir mi?

Alim zat şöyle cevap verir: ‘Bu hususta kesin bir hüküm söylenemez. Ancak kabul edildiğinin birtakım alametleri vardır. Bu alametler şunlardır:

Kişinin kendisinde günah işleme arzusu görmemesi,

Kalbindeki rahatlama halinin gittiğini hissetmesi ve her şeyde Allah Teâlâ’nın varlığını görmesi,

Hayırlı kimselere yakınlaşıp, fısk ehli kimselerden uzaklaşması,

Dünyalık az bir şeyi çok, ahiret amelinden çok olanı ise az olarak görmeye başlaması,

Kalbinin, Allah’ın ﷻ farz kıldığı amellerle meşgul olmaya başlaması,

Dilini gereksiz konuşmalardan muhafaza etmesi,

Devamlı tefekkür hali üzere olması,

İşlemiş olduğu günahlardan dolayı devamlı bir nedamet ve üzüntü içinde olması.”

 

 

 

İBADETLERDEN LEZZET ALAMAMAK

İmam Sülemî, nefsin kusurlarından birinin ibadetlerden lezzet alamamak olduğunu söylemiş, bunun sebebinin ise kalbin hasta olması ve asli vazifesini yerine getirememesi olduğunu belirtmiştir. Bu kusurun tedavisi hakkında ise şöyle demiştir:

“Bunun tedavisi, helal yemek, Allah Teâlâ’yı devamlı zikretmek, salihlere hizmet etmek ve onlara yakın olmaktır. Ayrıca kalbinden manevi hastalıkların zulmetini gidererek kalbini ıslah etmesi için Cenab-ı Hakk’a tazarru etmektir. Kul böyle yaptığı takdirde, Allah Teâlâ’yı her zikrettiğinde taat ve ibadetin lezzetini hisseder.

 

 

 

KADER VE KAZAYA RAZI OLMAK

Mevlâna Halid Hazretleri, oğlu Abdurrahman taun hastalığına yakalandığında buna üzülmüştü. Vefat ettiğinde ise mütebessim bir çehreyle, “Allah’a hamdolsun ki Abdurrahman kardeşine kavuştu” buyurdular. Orada bulunan bazı kimseler oğlunun hastalığına üzülüp vefatına sevinmesinden dolayı hayrete düştüler. Onların bu durumuna vakıf olan Mevlana Halid şöyle buyurdu:

“İnsan tabiatı gereği kişi, evladı hastayken ve ölüm döşeğindeyken üzüntü ve elem duyar. Fakat kâmil olan kimse sevdiğinin istediği şeye sevinir. Allah’ın ﷻ emirlerinin ve kazasının gerektirdiği şeye razı olur ve sevinir. Zira Resûlullah ﷺ oğlu İbrahim’in vefatına üzülmüş ve: “Göz ağlar, kalp mahzun olur. Biz, Rabbimizin razı olacağı sözden başka bir kelime ile hüznümüzü ifade etmeyiz. Ey İbrahim, biz senin firakından dolayı hüzünlüyüz” (Müslim, Cenaiz, 43) buyurmuştur.”

 

 

 

KUSURLARI ÖRTMEK

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Her kim Müslüman bir kardeşinin ayıbını örterse Allah Teâlâ da onun ayıbını örter. Her kim de Müslüman bir kardeşinin ayıbını açığa çıkarırsa Allah da onun ayıbını açığa çıkarır, evinin içinde de olsa onu rezil eder.” (İbn Mace, Hudud, 5)

 

 

 

ÖLÜM İÇİN HAZIRLIK YAPMAK

Bir kimsenin hayatının akışı hayır yönünde değilse, dünya hayatında başına gelebilecek en büyük felaket ölüm ve ölüm sonrası karşılaşacağı hadiselerdir. Öyleyse mümin kişinin, sağlıklı olduğu zamanlarda takva ve salih amellerle ölüm ve ölümden sonrası için hazırlık yapması gerekmektedir. Bununla ilgili olarak Cenab-ı Hak:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (Haşr, 18-19) buyurmuştur.

 

 

Kazim CEPHANEGİL