DİLDEN GÖNÜLLERE NASİHAT
DİLİNE SAHİP OLMAK
Gereksiz konuşmayı bırakmak anlamına gelen ‘sükut’ aklı geliştirir, sahibine, takvayı elde ettirir. Muaz b. Cebel demiştir ki: “Bir gün Efendimiz’e ﷺ ‘Ya Resulallah! Dilimizin konuştuklarıyla hesaba çekilecek miyiz?’ diye sordum, Allah Rasûlü ﷺ: ‘Hayret sana Ya Muaz! İnsanları yüz üstü cehennme sürükleyen, dilleriyle kazandıklarından başkası mıdır? Şüphesiz, sükut edersen selamet bulursun, konuştuğun zaman ise, sözün ya lehinedir ya da aleyhine.’ buyurdu.” (Tirmizî, İman, 8)
ŞÜPHELİ ŞEYLERDEN KAÇINMAK
İslam’ın haram ve helal kıldığı şeyler açıktır. Helal ile haram arasında bir de şüpheli şeyler vardır. Kişinin takva sahibi olabilmesi için şüpheli şeylerden de uzak durması gerekir. Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ bu hususla ilgili şöyle buyurmuştur:
“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah’ın koruluğu da haramlarıdır.” (Buhari, İman, 2)
AMELLERİN SÜNNETE UYGUN OLMASI
Übeyy b. Kâ‘b şöyle demiştir: “Aman doğru yola, Peygamber’in sünnetine sarılın. İstikamet üzere olan bir kul Rahman’ı anıp Allah ﷻ korkusundan gözlerinden yaşlar akarsa Cenab-ı Hak kat’iyen ona azap etmez. İçinden Allah’ı ﷻ zikredip Allah ﷻ korkusundan tüyleri ürperen bir kul, yaprakları kurumuş bir ağaca benzer, böyle bir ağaca fırtına isabet ettiğinde yaprakları döküleceği gibi bu kul da Allah ﷻ korkusundan ürperip titrediğinde tüm hataları dökülür. Allah ﷻ yolunda, Peygamber’in sünnetleri istikametinde mutedil hareket etmek, Allah’ın ﷻ tayin ettiği yol ve Peygamber’in sünnetleri dışında ibadet için üstün gayretle çalışmaktan iyidir. O halde ibadet için(ister üstün bir çaba sarf edin ister mutedil davranın) amellerinizin peygamberlerin yol ve sünnetlerine uygun olmalarına özen gösterin.”
NEFSANİ ARZULARDAN UZAK DURMAK
Nefis şerrin kaynağı, kötülüğün temelidir. Nefsi tezkiye etmek için nefsin arzularına gem vurmak gerekir. Bu husus ile ilgili Hz. Ömer şöyle der:
“Nefsin arzularına gem vurunuz. Çünkü nefsani arzular insanı şerrin en kötüsüne götüren bir kılavuzdur. Elbette hak nefis üzerine ağır ve acı, batıl ise nefse hafif ve hoş gelir. Ayrıca günahları terk etmek, işlenen günahları tevbe ile gidermekten daha kolaydır. Nice bakışlar vardır ki insanın kalbine şehvet tohumları eker, nice anlık lezzetler çok uzun üzüntülere sebep olur.”
HİKMET SAHİBİ OLANLARLA İSTİŞARE ETMEK
İnsan daima hissiyatının tesiri altındadır. Onunla düşünür ve karar verir. Kişinin yapacağı işi ehliyle, hikmet sahipleriyle istişare yaparak hareket etmesi, o işin doğru ve bereketli olmasını temin eder. İstişare etmek hakkında İmam-ı Şafiî der; “Meselelere sağlıklı bakış gururdan kurtarır. Fikirde azimli olmak aşırılık ve pişmanlıktan selamete erdirir. Görüş ve tefekkür sahibi olmak zekaya keskinlik ve kıvraklık kazandırır. Hikmet sahibi olanlarla istişare etmek nefse sebat ve basirete güç verir. Öyleyse bir işe azmetmeden önce iyice tefekkür et, harekete geçmeden önce gerekli tedbiri al ve adımını atmadan önce danış!”
BAŞKALARININ KUSURLARINI GİZLEMEK
Müslümanın ahlakı, kardeş-lerinin kusurlarını gizlemektir. Güzel davranışlarını görüp hatalarını görmezden gelmektir. Kişi kendi hatalarıyla ilgilenmeli, yapmış olduğu hataları görmeli, başkasının ayıplarını ve kusurlarını araştırmamalıdır. Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî bu hususla ilgili şöyle söylemektedir: “Ey akıl sahibi! Gül dikenle beraber bulunur. Senin dikenle ne işin var? Gülü demet yap. Bir fenalık hoşuna gitmiyorsa ondan, önce kendin uzak dur. Sonra komşuna ‘Yapma!’ de. Ben ister Hakk’a tapayım ister tapıyor görüneyim. Sen zâhirime bak. İç yüzümü Allah’a ﷻ bırak! Zahirim dine uygun ise artık eğrime doğruma karışma. İyi veya kötü, kalbimde olanı Cenâb- Hak senden daha iyi bilir.”