Ana sayfa

ÇOCUĞA KARŞI İLK VAZİFELER - II

ÇOCUĞA KARŞI İLK VAZİFELER - II

ÇOCUĞA KARŞI İLK VAZİFELER - II

Geçtiğimiz ay çocuğu dünyaya gelen bir ailenin yapması gereken edeplerin bazısından bahsetmiştik. Bu ay da geri kalanından bahsedelim.

 

Belirli Edepleri Öğretmek

Çocuk konuşmaya ve kendi başına yemeye başladığı zaman, ona sağ eliyle yemek yemesini söyleyip buna yavaş yavaş alıştırmalıdır. Yemeği önünden yemeyi tavsiye etmelidir. Yemeğin başında besmele çekmeyi, sonunda “elhamdülillâh” demeyi öğretmeli ve bu konuda örnek olmalıdır. Yemekten sonra ellerini yıkamaya, günde belirli aralıklarla ağzını fırçalamaya alıştırmalıdır.

 

Günlük Hayattaki Diğer Edepler

Çocuğa elbisesini giydirirken sağ ayak veya koldan giydirmeye başlamalı, ona bunun güzel olduğunu söyleyerek alıştırmalıdır. Camiye ve eve sağ ayakla girmeyi öğretmelidir.

Eve girince evdekilere ve çocuklara selâm vermeli, onların buna nasıl karşılık vereceklerini öğretmelidir.

Tuvalete sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmaya alıştırmalıdır. Tuvalette taharet ve temizliğin nasıl yapılacağı öğretilmelidir.

Başkasının evine girerken zili çalmasını ve izin almasını öğretmelidir. Kapı açılmayınca veya izin verilmeyince geri dönülmesi gerektiği söylenmelidir.

Anne babaya, büyük ve küçük kardeşlere, komşulara, eve gelen yabancılara nasıl hitap edeceği öğretilmeli, güzel ifadeler seçilmeli, çirkin ve kaba sözler terkettirilmeli ve bu konuda kötü örnek olmaktan şiddetle kaçınmalıdır.

 

Namaza Alıştırmak

Çocuk okuma ve öğrenme yaşına gelince öğretilecek şeylerin başında kolay şekliyle namaz gelmektedir. Okuma yazmayı öğrenen çocuğa namazla ilgili bilgi ve duaları kısaca öğretmeye başlamalıdır.

Bu yaşlar, çocuğun her gördüğünü ve işittiğini anlama yaşı değil sevme, benimseme, beğenme ve taklit etme yaşıdır. On yaşına kadar çocuk namazı tam kılacak bilgi ve tecrübeye ulaştırılmalıdır. Bu konuda Resûlullah Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Çocuğa yedi yaşında namazı kılmayı öğretiniz; on yaşına geldiğinde namaz kılmazsa zorlayın. Bu yaştan sonra yataklarını da ayırın.” (Ebû Davud, Salât, 26)

Diğer bir rivayette on üç yaşında namaz kılmazlarsa zorlama ve ceza emredilmektedir.

Namazla ilgili gerekli bilgi, ezber ve uygulamalar çocuğa bulûğ çağından önce öğretilmeli ve kazandırılmalıdır. Bu dönemde Kur’ân-ı Kerîm’i düzgünce okumasını ve gerekli sûreleri ezberlemesini temin etmelidir.

Hadiste namaz için uygulanması istenen ceza, ilâcını içmeyen, yemeğini yemeyen, dersine çalışmayan, gerekli temizliğini yapmayan bir çocuk için icabında gerekli görülen bir ceza çeşididir. Bunda asla yıldırma, yıpratma, korkutma ve yaralama yoktur.

Henüz mükellef olmayan bir çocuk için ibadetten nefret ettirici bir davranış, onun hayatı boyunca olumsuz tesirini gösterir ve sonuç ancak şeytanı sevindirir.

Gaye çocuğu namaz gibi dinin direği, cennetin anahtarı olan güzel bir işe alıştırmaktır. Bir güzel iş, tatlı dille anlatılmaz, örnek olup yolu açılmazsa çocuk için güzel değil, kâbus olur.

Günümüzün insanına din öğretilirken çok sabırlı ve hassas olmak gerekiyor. Tatlı ve yumuşak olmadan sevilemeyiz. Sevgi dilini kullanmadan kalbe giremeyiz. Göstermeden sevdiremeyiz. Yüce Allah ﷻ, aileye namazı öğretecek babaya şu emri vermektedir: “Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et” (Tâhâ 20/132).

Bu âyet indiği zaman, Hz. Fâtıma  ile Hz. Ali  yeni evlenmişler ve kendi evlerine taşınmışlardı. Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ, sevgili kızı Hz. Fâtıma  ile damadı Hz. Ali’yi  sabah namazına kaldırmak için evlerine kadar bizzat teşrif ediyor, zahmete giriyor, kendilerine şefkatle seslenerek, “Allah size rahmet etsin, haydin namaza!” diye çağırıyordu. Buna altı ay devam etti. (bk. Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 5/613)

Ailede ilk örnek anne ve babadır. Bu her işte böyledir. Temizlik, namaz, oruç, doğru konuşma, sözünde durma, güzel komşuluk, helâl lokma yeme gibi dinimizin temel farzlarını ailesinde hiç görmeyen bir çocuğa bunlar nasıl anlatılabilir! Kırk-elli yaşındaki büyüklerin bile terkettiği güzel amelleri küçücük yavrulara anlatırken çok dikkatli, şefkatli ve sabırlı olmalıdır.

 

Sünnet Ettirmek

Sünnet olmak, müslümanlığın özel bir alâmetidir. Sünnet olmak Hz. İbrahim  ile başlamıştır. Peygamberimiz ﷺ bu sünneti devam ettirmiş ve ümmetine tavsiye etmiştir. Sünnet olmaya vâciptir diyen âlimler de vardır. Öyle ki İmam Mâlik , sünnet olmayan kimsenin imam olması câiz değildir, onun şahitliği de kabul edilmez, demiştir.

Çocuğu doğumunun yedinci gününde sünnet etmek müstehaptır. Peygamberimiz ﷺ torunu Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin  için doğumlarının yedinci gününde birer kurban kesmiş ve sünnetlerini yaptırmıştır.

Sünnet daha sonra da yapılabilir; ancak bulûğ çağından önce olmalıdır. Bulûğ çağından sonra müslüman olan bir erkek, otuz-kırk yaşında da olsa sünnet olmalıdır.

 

HÜSEYİN ŞAMİL Baysultan