Ana sayfa

EVLÂT EDİNME

EVLÂT EDİNME

Cahiliye devrinde ve İslâmiyet’in ilk zamanlarında bazı aileler, sahipsiz çocukları, himayelerine almak ve besleyip büyütmek üzere evlât edinirlerdi. Peygamber Efendimiz de ﷺ peygamberliğini ilân etmeden önce Zeyd b. Hârise’yi evlât edinmişti. Öyle ki insanlar ona, “Muhammed’in oğlu Zeyd” demekteydiler. Daha sonra şu âyet-i kerime nazil oldu: “Allah evlâtlıklarınızı öz çocuklarınız (gibi yakın) yapmamıştır. Bu sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) bir sözdür. Allah gerçeği söyler ve doğru yola iletir. Onları babalarına nisbet ederek çağırın. Bu Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır” (Ahzâb 33/4-5).

 

Hak ve adalet dini olan İslâmiyet, insanın kan bağıyla bağlı olduğu gerçek babasına nisbet edilmesini, onun evlâdı olarak bilinmesini emretmiştir. İslâmiyet kimsesiz çocukların korunmasını, onların bakılıp eğitilmesini tavsiye etmiştir. Bunda büyük sevap vardır. Fakat bu şekilde aileye alınan bir çocuk, o ailenin öz çocuğu değildir; bunun için ailenin mirasına ortak olamaz.

Evlâtlık işinde sıkıntı çocuk bulûğa erince başlar. Çünkü evlâtlık olarak alınan çocuk, aileye kan bağı, nikâhla gelen hısımlık veya süt yoluyla bağlanmadığı için, aileye dinen yabancı olmaktadır. Bu çocukların, ergen olduktan sonra onları evlâtlık alan ailelerinin yanında kalmaları uygun değildir; çünkü evlâtlık olarak himaye edilen bir çocuk onu büyütüp eğiten aile fertleri ile evlenebilir. Bunun için çocuk bulûğa erince ailesine geri verilmelidir. Ailesi yoksa özel bir tedbir almalı ve harama düşmemelidir.

Bakıma muhtaç bir çocuk nesebini korumak, anne ve babasıyla bağlantılarını koparmamak kaydıyla evlât gibi himaye edilip yetiştirilebilir. Çocuk, iki yaşının içinde emzirilerek de haramlık problemi giderilebilir. Ancak süt yoluyla ailenin bir parçası olan çocuk, nesepte olduğu gibi mirasa ortak olamaz. Bilindiği gibi miras hükümleri, aralarında nesep, nikâh ve velâ bağı olan kimseler arasında cereyan eder.

Allah ﷻ için bir yetime bakmanın hediyesini Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle müjdelemiştir: “Ben ve bir yetimin bakımını üstlenen kimse cennette şu iki parmak gibi yan yana olacağız.”

Resûlullah Efendimiz ﷺ böyle buyurduktan sonra saadetli işaret parmağı ile orta parmağını birleştirerek bu beraberliğin ne kadar yakın olacağını belirttiler. (Buhârî, Edeb, 24)

Bakımın içine eğitim de girer. Gaye, bakıma muhtaç olan bir çocuğun bakım ve eğitimini birlikte üstlenerek onu cemiyete faydalı hale getirmektir. Allah’a ﷻ ve âhiret gününe inanan bir insan için en güzel miras, geride hayırlı nesil bırakmaktır. Bu nesil, kendi ailemizden olabileceği gibi, insanlık ailesinden bir fert de olabilir. Çocuğu olmayan zengin aileler, özellikle bakıma muhtaç ailelerin çocuklarına sahip çıkarak çocuk sevme zevkine ulaştıkları gibi, cemiyete hayırlı insan kazandırma sevabını da elde edebilirler. Gerçek mümin, bütün mümin kardeşlerinin çocuklarını kendi çocuğu gibi gören, seven ve onlarla ilgilenen kimsedir.

 

Süt Emme

İslâm’a göre süt emme yoluyla insanlar arasında hısımlık meydana gelir. Süt emen çocuk, süt veren kadınla, anne ile çocuk arasındaki kan hısımlığı gibi olmasa da buna yakın derecede bir bağla birbirlerine hısım olurlar. Buna “süt hısımlığı” denmektedir. Süt emen çocuk, kendisini emziren kadının çocuğu hükmünde olur. Bu çocuk sütannesiyle ebediyen evlenemez. Aynı şekilde onun yakınlarıyla da mahremiyet gerçekleşir, özel hukuklar oluşur. Peygamber Efendimiz ﷺ, süt yoluyla oluşan yakınlığın derecesini şöyle belirtmiştir: “Nesep yoluyla haram olan şeyler, süt emme yoluyla da haram olur.” (Müslim, Radâ, 12-13)

Süt emmenin bir hüküm ifade edebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

  1. Sütü emilen kadın hayatta olmalıdır. Bir kadının sütü sağılır ve öldükten sonra bir çocuğun boğazına dökülürse, yine aralarında mahremiyet meydana gelir.
  2. Sütü emen çocuk iki yaşını geçmemiş olmalıdır. İki yaşından sonra içilen süt, normal gıda hükmündedir. Konuyla ilgili bir âyet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” (Bakara 2/233). Ashâb-ı kirâmdan Abdullah b. Mesud, iki yaşından büyük çocukların süt emmeleriyle süt mahremiyeti oluşmayacağını ifade etmiştir.
  3. Sütün bir defa emilmesi yeterlidir. Beş defa emilmiş olmalı, diyen âlimler de vardır. Her iki görüş de hadislere dayalıdır. Bazı zor durumlarda çıkış yolu bulmak için, “beş defa emme” görüşünden istifade edilebilir.

Çocuğu emziren kadın onun sütannesi olur. Kocası da emen çocuğun sütbabası olur. Meydana gelen bu süt mahremiyeti, sütü emen çocukla sınırlı değildir; süt emenin eşi ve çocukları için de geçerlidir. Sütannenin babası, emzirdiği çocuğun süt dedesi olur; annesi de sütninesi olur. Sütannenin nesepten ve sütten çocukları süt emenin sütkardeşleri olur. Geriye kalan akrabaları bu şekilde kıyaslanarak çocuğa akraba olur.

Karı ve koca, aralarında süt mahremiyeti bulunduğunu kesin olarak öğrendiklerinde, birbirlerinden ayrılırlar. Gerdeğe girmişlerse, kadının nikâhta zikredilen mehri ile mehr-i misilden hangisi az ise onu alma hakkı olur.

 

HÜSEYİN ŞAMİL Baysultan