YABANCI BİRİYLE BAŞ BAŞA KALMA VE KADININ ÇALIŞMA MESELESİ
YABANCI BİRİYLE BAŞ BAŞA KALMA VE KADININ ÇALIŞMA MESELESİ
Dinimizde aralarında evlenme yasağı olmayan kimseler birbirine yabancı sayılır. Bunlara “nâmahrem” denir. Bu yabancılık birbirini tanımaz mânasında değildir. Bunun anlamı şudur: Aralarında evlenme yasağı olmayan kimseler, nikâh oluncaya kadar birbirleriyle içli dışlı olamazlar, nikâh düşmeyen kimseler gibi rahat davranamazlar, belli ölçülere dikkat etmeleri gerekir.
Örfümüzdeki yabancı anlayışı dinimizdeki yabancı anlayışından biraz farklıdır. Örfte yabancı deyince akraba olmayan, hiç tanınmayan, aralarında komşuluk, iş ve benzeri bir hukuk bulunmayan kimseler anlaşılır. Bu doğrudur fakat noksandır.
Dinimizde yakın deyince, mahrem anlaşılır. Mahrem, kendisiyle sürekli evlenme yasağı olan kimse demektir.
Bunların dışında olan herkesle, ayrı bir edep dairesinde muhatap olunur. Bu edepler insan fıtratının en boş ve dengesiz anına göre tedbir olarak konmuş ölçülerdir. Dikkat eden herkes tehlikeye düşmez, birçok sıkıntıdan kurtulur, rahat eder, ayrıca sevap alır.
Resûlullah Efendimiz ﷺ şöyle buyurur:
“Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse, yanında mahremi olmayan bir kadınla tek başına bulunmasın; çünkü onların üçüncüsü şeytandır.” (Tirmizî, Fiten, 7)
Hadis-i şerif, bir mümin için kendisiyle evlenebileceği bir kadınla baş başa kalmayı yasaklıyor. Yanlarında, kadının veya erkeğin mahremlerinden üçüncü bir şahıs bulununca, bu beraberlik haram olmaz. Aynı şekilde, mahrem olmadığı halde akıllı, güvenilir bir veya birkaç şahsın yanlarında bulunması, baş başa kalmayı haram olmaktan çıkarır.
Bir mümin erkek bir zaruret ve ihtiyaç yokken, yabancı kadınlarla içli dışlı olmaktan sakınmalıdır. Amca kızı, hala kızı, teyze kızı, baldız ve yenge de nâmahremdir. Onlarla tek başına kalmak, yolculuk yapmak, tokalaşmak câiz değildir.
Eve Gelen Misafirlere Hizmet
Bu konuda sıkıntılar vardır. Zamanımızda çokları, evlerine gelen bütün kadın ve erkekleri hiçbir ayırım yapmadan mahremi gibi görmektedir. Bu yanlıştır. Örfle gelen yanlış uygulamalar da vardır ve bunlar yerleşik hal almıştır. Bazı aileler bu yanlış uygulamaları sonradan düzeltme çabasına girmekte ve bunda bir hayli zorlanmaktadır.
Sohbet, merasim, düğün, dernek, imece, eğlence, ziyaret, ziyâfet gibi bütün toplantılarda, nâmahrem kadın ve erkeklerin karışık vaziyette oturup şarkı türkü söyleyerek gülüşüp eğlenmesi haramdır. Bunlar arasına katılmak ve bu halleri istekle seyretmek de câiz değildir.
Kadın ve İş Hayatı
Dinimizde evin geçim işi normal şartlarda erkeğe yüklenmiştir. Kocanın kazancı yeterli olunca kadının para kazanmak için ayrıca çalışmasına bir gerek kalmayacaktır. Peygamber Efendimiz ﷺ , kadınların her zaman değil, bir ihtiyaç durumunda dışarı çıkacaklarını şöyle belirtmiştir:
“Ey kadınlar size, ihtiyaçlarınız için dışarı çıkmaya izin verildi.” (Buhârî, Nikâh, 115)
Bir zaruret varsa kadın uygun şartlarda çalışabilir. Bir zaruret yokken de kadının çalışması câizdir. Ancak bir mümin kadının evin dışında çalışma durumunda şu edeplere uyması lâzımdır:
- Kocanın izni. Koca evin reisi ve geçiminden sorumlu olduğu için kadın ondan izinsiz evin dışına çıkıp çalışamaz. Kadının çalışmasına zaruret varsa, buna aile istişare ile karar verir.
- Mümin kadın, iş, ibadet veya hizmet için evinin dışına çıktığı zaman örtüsü içinde olmalı; ayrıca yabancı erkekler içindeki konuşma, hal ve hareketlerine dikkat etmelidir.
- Yabancı erkeklerle baş başa kalmamalıdır.
- Yapılan iş helâl olmalıdır. Dinen haram olan, kendisinin ve ailesinin şerefini zedeleyecek, kınanmaya vesile olacak bir işte çalışmamalıdır.
- Çalışma kadının temel görevlerini aksatmamalıdır. Meselâ kadın, iş yüzünden farz ibadetlerini terketmemelidir. Bu ibadetlerin başında namaz ve oruç gelmektedir. Ayrıca iş yüzünden kocasına ve çocuklarına karşı görevlerini aksatmamalıdır.
Eğer kadın hamile ise, iş veya hizmet yüzünden karnındaki çocuğa zarar vermemelidir.
Yapılan iş, kadının gücünü aşmamalı, onun bünyesini ve dengesini bozmamalıdır. Kadın para kazanırken dinini, edebini, sıhhatini ve huzurunu kaybetmemelidir.
Mümin kadın evli değilse, dışarıda çalışma durumunda izin kısmı hariç yukarıda sayılan diğer şartlara uymalıdır.
Kadının evinin içindeki işleri hiç de küçümsenmeyecek kadar çoktur. Her şeyden önce şunu hatırlatalım ki, yeryüzünde annelikten daha kıymetli, daha şerefli, daha bereketli ve daha gerekli bir iş yoktur.
Bir kadının yuvasında beklemesi, çocuklarıyla ilgilenmesi, eve düzen vermesi, evin tabii ihtiyaçlarını görmesi ve bu esnada farz ibadetlerini yapması tam bir çalışmadır. Bu kadının bütün temel ihtiyaçları gücü nisbetinde kocaya aittir. Ancak bazan aile kalabalık olur, şartlar zorlar, kocanın geliri yetmez ve kadının kocasına maddî destek vermesi gerekebilir. İşte bu durumda mümin kadın yukarıda verdiğimiz ölçüler içinde evinde veya evin dışında bir işte çalışabilir.
Mümin kadının, kendisine ait özel mülkü ve ticareti olabilir.
Mümin kadınlara işveren kurum, şahıs ve şirketlerin onların şu üç konudaki problemini çözmesi gerekir:
- Namaz.
- Örtü.
- Yabancı erkeklerle baş başa kalma olayı.
Bunu yapmak, yüce Allah’ın ﷻ emri olduğu kadar insanlığın da bir icabıdır. Bu insanlığı yapanlar gayri müslim de olsalar, bir şekilde güzel karşılığını görecektir.
Muhammed Selam Ibragimov