Ana sayfa

GÜZEL AHLÂK VE TERBİYE

GÜZEL AHLÂK VE TERBİYE

GÜZEL AHLÂK VE TERBİYE

İnsanın ailesine karşı sorumlu olduğu maddî ihtiyaçlarının yanında bir de manevî ihtiyaçları vardır. Onlara inanmaları gereken iman esaslarını ve uymaları gereken ahlâk esaslarını öğretmek, ebeveylerin sorumluluğu altındadır. Esasen bu manevî ihtiyaçların temin edilmesi daha mühimdir.

 

Allah Teâlâ’nın bizlere büyük ihsanı ve lütfu olan evlatlarımızı, gözümüzün nuru, kalbimizin neşesi ve hayatımızın bir süsü olarak biliriz. Ne var ki bu, son derece değerli olan yavrularımız için yeterli değildir. Onları iyi eğitip güzel terbiye etmek, iyi ahlâk sahibi bir kişiliğe kavuşturmak gibi yerine getirmemiz gereken önemli pek çok sorumluluklarımız vardır. Zira Allah ﷻ, bizi bunlardan sorguya çekecektir. Bu sorumlulukları yerine getirmek, bizim için ebedî mükâfat sebebidir.

Kişinin çoluk-çocuk sahibi olması, beraberinde büyük sorumluluklar gerektiren bir durumdur. Nitekim yüce dinimizde anne baba ile çocuk arasındaki münasebetler hem ahlâkî hem de hukukî yönden belli esaslara bağlanmıştır. Durum böyle olunca çocuğun varlığı ciddîye alınmalı; iyi, güzel ahlâk sahibi bir kişi olarak yetişmesi için her türlü gayret ve fedakârlık gösterilmelidir.

Bebeklik döneminden itibaren uygulanmaya başlanan alıştırmalarla çocukta sağlam bir ahlâkî yapının meydana gelmesi hedef alınmalıdır. Bunda davranış eğitimi her şeyden önce gelir. Küçük yaşlarda çocuktaki yanlış davranışların önüne geçilmediği takdirde, ileriki yaşlarda bunların telâfisi imkânsızlaşır.

Çocuğun dünya saâdetini ve ahiret selâmetini gözetmek, onu dünyaya getiren insanların önemle üzerinde durmaları gereken bir husustur. İşte bunun içindir ki çocuğumuz daha doğarken İslâm terbiyesini uygulamaya başlamak gerekmektedir. Bugünün küçükleri, yarının büyükleri olacaktır. Kur’an-ı Kerîm’in ifadesi ile “Dünya hayatının süsü” (Kehf 18/46) olan çocuklarımız, yarınlarımıza yön verecek ciğerparelerimiz, değerli varlıklarımızdır.

Çocukların ve gençlerin ellerinden tutarak, onları geleceğe hazırlamak en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır. Çocuklarına sahip çıkmayan toplumlar, bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödemeyi göze almalıdırlar. Onun için, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı, bu beklentimizi gerçekleştirebilecekleri niteliklere sahip insanlar olarak yetiştirmemiz gerekiyor.

Anne-baba çocuklarına çok iyi bir örnek model olmalıdırlar. Ebeveynler evlatlarına hoşgörülü ve yumuşak davranmalıdırlar. Dengeli bir disiplin ortamı oluşturmalıdırlar. İyi bir arkadaş sahibi olmalarında yardımcı olmalı ve arkadaşlarıyla nasıl geçinmeleri hususunda onlara bilgiler vermelidirler.

Sevgili Peygamberimiz ﷺ, bir hadisi şeriflerinde, “Küçüklere merhamet etmeyen bizden değildir…” (Ebû Davud, Edeb, 66) buyurarak çocuklara ve gençlere karşı davranışlarımızın temeline merhamet unsurunu yerleştirmiştir. Bu hadisi şerifte ön plana çıkarılan yaklaşımı daha çarpıcı bir üslupla gündeme getiren şu olay da oldukça dikkat çekicidir:

“Bir gün Allah’ın elçisi, torunu Hz. Hasan’ı öpmüştü. Yanında biri vardı. “Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim”, dedi. Bunun üzerine. Peygamberimiz ﷺ, “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” (Buhâri, Edeb 18) buyurdu.

İnsanlar arasındaki en güçlü bağlar sevgi yoluyla gerçekleşir. Bu sebeple Peygamberimiz ﷺ, sevdiğimiz kimseye bu duygumuzu ifade etmemizi tavsiye etmektedir. Tıpkı bunun gibi, çocuklara karşı duyulan sevgi ve merhamet duygusunun da onlara bir şekilde hissettirilmesi gerekmektedir. Bunun en güzel uygulamasını bizzat Hz. Peygamber’in ﷺ hayatında görüyoruz.

Çocukları ve gençleri hayata hazırlamak, ona güzel ahlâk kazandırmak, temel dinî bilgileri öğrenmesini sağlamak ana babanın çocuğuna vereceği en güzel şeylerdir. Bu, anne babanın çocuğuna karşı görevi, çocuğun da ana-babası üzerindeki bir hakkıdır. Sevgili Peygamberimiz ﷺ, “Hiçbir anne-baba evladına iyi bir terbiyeden daha güzel bir miras bırakamaz” (Tirmizî Birr, 33) buyurmuştur.

İnsanlığa rehber olmuş olan Peygamberlerin tarihini incelediğimizde de, hepsinin gayesinin yüksek ahlâklı, iyi insanlar meydana getirmek olduğunu görürüz. Peygamberler serveri Hz. Muhammed Mustafa ﷺ Efendimiz de kendisini bir muallim (eğitimci) olarak tanıtmış, eğitimcilik vasfını, gönderiliş sebepleri arasında zikretmiş, hayatı boyunca bunu tatbik etmiştir.

O, bir hadislerinde, “Ben güzel ahlakı ikmal etmek üzere gönderildim” ; (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 5217) buyurmuştur.

O ﷺ, yirmi üç senede, yüzbinlerce güzide sahâbe meydana getirmiştir. Onlar da, elli sene gibi çok kısa bir zaman zarfında, Endülüs’ten Çin’e kadar ilim, irfan, ahlâk ve fazileti, Hakk’ı ve hakkaniyeti yaymışlardır.

 

HÜSEYİN ŞAMİL Baysultan