RESÛLULLAH’IN ﷺ KIZI HZ. ÜMMÜ KÜLSÜM
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in ﷺ mübarek kızlarından biri de Hz. Ümmü Külsüm’dür. Onun hayatı, sabır, sadakat ve Allah’a ﷻ teslimiyetin sessiz ama güçlü bir örneğidir. Yaşadığı dönem, İslam’ın ilk yıllarındaki zorluk ve imtihanlarla doludur. Fakat o, tüm bu sıkıntıları metanetle karşılamış, ümmete örnek bir kadın olarak tarihteki yerini almıştır.
Doğumu ve Ailesi
Hz. Ümmü Külsüm, Peygamber Efendimiz’in ﷺ Hz. Hatice validemizle olan evliliğinden dünyaya gelmiştir. Rivayetlere göre doğumu, Risalet’ten yaklaşık 6-7 yıl önce Mekke’de gerçekleşmiştir. Hz. Zeynep, Hz. Rukiyye sonra dünyaya gelen Ümmü Külsüm, çocukluk yıllarını peygamberlik öncesi dönemde geçirmiştir.
Anne ve babasının terbiyesiyle büyüyen Ümmü Külsüm, küçük yaşta nezaket, sabır ve ahlâk bakımından örnek bir genç kız haline geldi. Hz. Hatice gibi iffetli bir annenin ve âlemlere rahmet olarak gönderilen bir babanın evinde yetişmiş olması, onun kişiliğini derinden etkilemiştir.
Evlilik ve İmtihan
Ümmü Külsüm de Ebû Leheb’in diğer oğlu Uteybe’yle nikâhlıydı. Ancak Tebbet süresinin nüzulü üzerine Ebû Leheb ve karısı sadece Rukiyye ile Utbe’nin değil Ümmü Külsüm ile Uteybe’nin de evliliğine mâni oldular. Esasen Tebbet sûresinden sonra Allah Resûlü’nün ﷺ de muradı bu yöndeydi. Nitekim âlemlere rahmet Efendimiz ﷺ tüm işlerinde olduğu gibi dünürlük gibi yakınlıkla da İslâm’a hizmet gayesi taşıyordu. Karşı tarafın kalbini yumuşatacak, yakınlaşma ve irtibatı sağlayacak vesileleri önemsiyordu. Tebbet sûresi ise amcası Ebû Leheb ve karısı Ümmü Cemil’in cehennemdeki durumları açıkça bildiriliyordu. Bu âyetler onların küfürlerinde inat edip yumuşamayacakları ve İslâm dairesine girmeden ölecekleri anlamına geliyordu. Allah Resûlü ﷺ verdiği sözlere ve anlaşmalara hayatı boyunca sadık kaldığından her iki kızının da nişanını bozan taraf olmayı uygun bulmuyordu. Bu talebin Ebû Leheb tarafından gelmesini bekliyordu ki öyle de oldu. Allah Teâlâ âlemlere rahmet olarak gönderdiği resûlünün kızlarını Ebû Leheb ve karısından muhafaza buyurdu.
Daha sonra, Ümmü Külsüm uzun bir süre evlenmeden Peygamber Efendimiz’in ﷺ yanında kaldı. Ablası Rukiyye’nin vefatının ardından, Hz. Osman dul kalmıştı. Bunun üzerine Peygamberimiz ﷺ, Hz. Osman ile Hz. Ümmü Külsüm’ü evlendirdi. Bu evlilik, hicretin 3. yılında gerçekleşti. Bu sebeple Hz. Osman’a, “iki nur sahibi” (Zünnureyn) denilmiştir. Çünkü Peygamber Efendimiz’in ﷺ iki kızıyla da evlenme şerefine nail olmuştur.
Ev Halinde Bir Sükûnet
Hz. Ümmü Külsüm, evlilik hayatında da son derece sade, sabırlı ve kanaatkâr bir hayat sürmüştür. Hz. Osman ile olan birlikteliği, uyum ve huzur dolu bir yuvanın örneğiydi. Maddi sıkıntılara rağmen şikâyet etmeyen, eşine sadık kalan ve ibadetlerine bağlılığıyla tanınan bir hanımefendiydi.
Ümmü Külsüm’ün çocuğu olmamıştır. Fakat o, eşinin ve ailesinin her daim yanında olmuş, İslam davasına fiilen destek vermiştir. Kısa süren evliliği, Hz. Ümmü Külsüm’ün genç yaşta vefat etmesiyle sona ermiştir. Hicretin 9. yılında, Medine’de vefat ettiğinde henüz 20’li yaşlarının başındaydı. Peygamber Efendimiz, kızının vefatına çok üzülmüş ve bizzat cenaze namazını kıldırmıştır.
Hz. Ümmü Külsüm, İslam’ın en zor yıllarında sabırla büyümüş, iffetli ve sadık bir eş, vefakâr bir evlat olarak yaşamış ve genç yaşta vefat etmiştir. Onun sessizliği, asla sönük bir hayatı değil; derin bir tevekkülün, güçlü bir teslimiyetin yansımasıdır. Mütevazı yaşamı ve duruşuyla, bugünün genç kızlarına da rehberlik edecek bir örnektir.