RUBEYYİ’ BİNT MUAVVİZ
Rubeyyi’ Peygamber Efendimiz ﷺ zamanında yaşamış ve ona iman etmiŞ sahabi hanımlardandır. Benî Neccâr kabilesindendir. Babası ensardan Muavviz ashabın en faziletlilerinden sayılan Bedir Savaşı’na katılan sahabilerdendir Rubeyyi’in annesi de Benî Neccar hanımlarındandır. Muavviz Bedir Savaşı’nda kardeşi Avf ile birlikte Ebû Cehili yaralamıştır. Sonrasında Ebû Cehil’in yakınları tarafından saldırıya uğrayarak şehid edilmiştir.
Akrabalık bağına çok önem veren Allah Resûlü ﷺ anne tarafından uzaktan akrabaları olan Neccâroğulları’na yakınlık gösterirdi. Bu vesileyle Benî Neccâr kabilesi kendilerini Resûlullah’ın ﷺ yakınları addederdi. Muavviz bir gün taze hurma ve salatalık hazırlamıştı. Kızı Rubeyyi‘ ile Allah Resûlü’ne ﷺ gönderdi. Peygamber Efendimiz ﷺ taze hurmayı da salatalığı da severdi. İkisini birlikte yemekten hoşlanırdı. O sıralar Allah Resûlü’ne ﷺ Bahreyn’den çeşitli mücevherler hediye olarak gelmişti. Henüz genç bir kız olan Rubeyyi’e hurma ve salatalığın mukabilinde, hediye olarak, bu mücevherlerden bir avuç vermişti. Bunlar bir genç hanım için sadece ziynet eşyası olması bakımından değil Allah Resûlü’nun ﷺ yâdigârı olması nedeniyle de ayrıca değerliydi.
Rubeyyi‘ babası Muavviz Bedir Savaşı’nda şehid olduktan bir müddet sonra muhacir sahabilerden İyâs b. Bukeyr ile evlendirildi. Düğün gecesinden sonra babasının kızını ziyaret etmesi âdettendi. Allah Resûlü ﷺ Neccâroğulları’ndan olan ve Bedir şehidinin kızı Rubeyyi’i unutmadı ve aile büyüğü yerine evinde ziyaret etti. Benî Neccâr kabilesine mensup küçük kızlar hem Resûlullah’ın ﷺ gelişine sevinçlerini göstermek hem de düğünü neşelendirmek için def çalıp çeşitli şeyler okuyordu. Gelinin babasını ve diğer Bedir şehidlerini metheden mersiyeler söylüyorlardı. İçlerinden biri bir ara Allah Resûlü’nün ﷺ gaybı bildiğine dair cümleler kullanınca Resûlullah Efendimiz bundan hoşlanmadı ve müdahale ederek bunların söylenmemesini, daha önce söylediklerine devam etmelerini tembihledi. İyâs ve Rubeyyi’nin bu evlilikten bir erkek evladı oldu ve Peygamber Efendimiz’in ismini koydular.
Efendinin Kızıyım
Bir gün Rubeyyi’ ﷺ kendisine Ebû Cehil’in annesi olan Esmâ bint Muharribe’den koku satın alacaktı. Yanında gümüş ya da dirhem bulunmadığı için veresiye yazmasını istedi. Esmâ veresiye tutmak için koku alan gencin ismini sordu. Rubeyyi‘ başka isimlerle karışmaması için babasının ve dedesini ismiyle beraber adını söyledi. Esmâ bu ismi duyunca şok oldu. Çünkü oğlunu öldüren kişinin ismini duymuştu. Karşısındaki de onun kızından başkası değildi. Esmâ artık müslüman olmuştu. Ancak annelik duygusunun bir an galip gelmesiyle, “Demek sen efendisini öldüren adamın kızısın” demekten kendini alıkoyamadı. Bunun üzerine Rubeyyi‘ “Hayır! Ben kölesini öldüren adamın kızıyım,” deyiverdi. Böylece asıl kölenin küfrü nedeniyle Ebû Cehil olduğunu ve babasının İslâm’la izzet ve efendilik kazandığını kastetti.
Rubeyyi‘ oğlu Muhammed’i İslâm ahlâkı ve bilinciyle yetiştiriyordu. Ağacı yaşken eğmek adına oğlunu küçük yaşta ibadetlere alıştırıyordu. Mescide namazlara onu da götürüyor, orucu ona da tutturuyordu. Oğlu acıkınca oruca ve iftara alışması için bir şeyler vermek yerine onu evden çıkartıp mescide götürüyor, burada daha önceden hazırladığı yünden ördüğü oyuncaklarla iftara kadar oyalıyordu. Bunu diğer sahabi hanımlar da yapıyorlardı. Peygamber Efendimiz bu inançlı ve hizmet ehli aileyi zaman zaman ziyaret eder, ikramlarından yerdi.
Peygamber Efendimiz’in ﷺ vefatının ardından dört halife dönemini de yaşayan Rubeyyi‘, bu sürede salih amel ve takva üzere günlerini geçirmiş, kadınlara İslâm’ı öğretmiştir.
Ravi sahabilerden olan Esma Hz. Muaviye dönenimde vefat etmiştir. Allah Teâlâ rahmet eylesin.
Ağacı Yaşken Eğmek
Müminler olarak evlatlarımızın büyüklerine saygılı, küçüklerine merhametli, kötü alışkanlıklardan ve kötü ortamlardan uzak duran kimseler olarak yetişmesini canı gönülden isteriz. Ancak çoğu zaman atalarımızın, “Ağaç yaşken eğilir” sözünü ihmal ederiz. Bu ihmalin sonuçlarıyla yüzleşip gerekeni yapmaya çalıştığımızda ise çoğumuz zorlanırız. Belki zamanında kolay bir şekilde eğebileceğimiz fidanı aradan geçen yıllardan sonra kırar ya da eğmeye çalışırken bizler epey yıpranırız.
Çocuklarımızı küçüklükten itibaren İslâm terbiyesiyle yetiştirmek elzemdir. Buna rağmen bazan çocuğumuzun iki damla göz yaşı bazan katı inadı bazan da bizim sebatsızlığımız bu terbiyeye mani olur. Kimi zaman da aile büyüklerinin ya da ebeveynden birinin yanlış ve yerinde olmayan müdahaleleri çocuğun İslâm fıtratı üzerine yetiştirilmesinin önünde engel oluşturur.
Rubeyyi‘ validemizin çocuğunu İslâm fıtratı üzerine yetiştirme konusundaki azmi son derece dikkat çekici. Acıktığı için ağlayan küçük çocuğunu evden çıkararak hava almasına ve farklı bir ortama girerek ferahlamasına vesile olmuş. Mescidde de oyuncak vererek avutmuş. Rubeyyi‘ validemizin çocuk yetiştirme tecrübesi elbette evde çocuklarımıza yünden oyuncak yapmamızı ve mescidde oyalamamızı öğütlemiyor. O bizlere ağacın yaşken eğilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu uğurda çeşitli fedakârlıkların göze alınmasını örnekliyor. Neticede insanoğlu açlığa ve ibadetin meşakkatine kısa bir süreden sonra alışabilir. Ancak hiç şüphe yok ki iman ve İslâm zaafının sebep olacağı kötü âkıbete alışamaz.