Ana sayfa

ZÜBEYDE [RAHMETULLAHİ ALEYHA]

ZÜBEYDE [RAHMETULLAHİ ALEYHA]

ZÜBEYDE [RAHMETULLAHİ ALEYHA]

Zübeyde İslam tarihi açısından son derece önemli bir asırda dünyaya geldi. Hicri ikinci asırda 145 yılında doğdu. Abbasi devletinin parlak zamanlarıydı. Zübeyde halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr’un torunuydu. Sarayda yetişiyordu. O yıllarda Peygamber Efendimiz zamanındaki ilimler bir yandan ilim halkalarında yeni nesillere aktarılıyor diğer yandan tedvin ediliyor, yazılı hale getiriliyordu.

 

Zübeyde küçük yaşta babasını kaybederek yetim kaldı. Sarayın bu masum ve güzel kızının terbiyesini dedesi üstlendi. Önce Kur’an-ı Kerîm’i, tecvidi ve Arapça’nın inceliklerini öğrendi. Ardından İslami İlimlerle meşgul olmaya başladı. Şeri şerifi, dini ilimleri öğrenmeye çok hevesliydi. Yaşından olgun bir karaktere sahipti. Özel dersler alması, kendisini hadis, fıkıh, tefsir gibi sahalarda yetiştirmesi için her türlü imkân sunuldu. O da saray çocuklarının aksine çok daha kısa sürede ilmi yetkinliğe ulaştı.

İlmi tahsilini tamamladıktan sonra yakınlarının öncülüğü ile Hârûn Reşid ile evlendirildi. Bu evlilik İslam tarihindeki önemli evliliklerden biri oldu. Bu iki takva sahibi, güzel ahlaklı kişinin mürüvvetine tüm halk sevindi. Düğün boyunca halka çok ikramlarda bulunuldu. Zübeyde’nin bu evlilikten Muhammed isminde bir evladı doğdu. Çocuğa sonraları Emîn lakabı verildi. Harun Reşid takvada kendisiyle yarışan eşinin görüşlerini önemserdi. Onun sözlerinde sadık, görüşlerinde isabetli, niyetinin halis ve istikametinin sabit olduğunu defalarca tecrübe etti.

Abbasi halifeliğine geldiğinde, ilmi ve irfanıyla halifenin maddi ve manevi yüklerinde en büyük desteklerinden biri Zübeyde oldu. Saliha bir hanım olan Zübeyde kurtuluşun takvayla olduğuna inanır ve ailesi ve saray ahalisinin takvada öncü olması için gayret ederdi. Hizmetlilerini İslami ilimleri iyi öğrenmiş kimselerden seçer onlara sürekli Kur’an okuturdu.

 

Ümmet Şuuru Taşıyordu

Halife Harun’un, oğlu Muhammed Emin’i kendine veliaht tayin etmesinin ardından oğluna daha fazla yöneldi. Allah ﷻ korkusu ve ümmet şuuru son derece yüksek olan bu hanım, oğlunun işlerinde isabet etmesi, kararlarını hakka göre vermesi, kimseye zulmetmemesi, farkında olmadan halkın hukukuna girmemesi için üzerine düşeni ziyadesiyle yapmaya çalıştı. Onun gayret ve özverileri evladını krallığa hazırlayan bir anneden çok; çok ağır bir yükün altına hazırlayan anneye benziyordu. O da kocası da halifeliğin manevi ağırlığının farkındaydılar.

Zübeyde sarayda dindar bir şekilde yaşar, saraydaki atmosferi dine göre tanzim etmeye çalışırdı. Bununla birlikte gerek Abbasi ceddinden kalan miras, gerek elde edilen yeni gelirlerden kendine düşen payla önemli bir servete sahipti. O dünya malının ancak Allah yolunda harcandığında makbul olacağına inanıyordu. İmkânlarını İslam milletine hizmet etmede kullanıyordu.

Asırlarca “derbi Zübeyde” olarak anılacak Kufe-Mekke yolunu bir servet ödeyerek o yaptırmıştır. Onun belki de en büyük hizmeti olan “Ayni Zübeyde” ismi verilen su yolu asırlarca çöl sıcağında dili damağı kurumuş hacıların su ihtiyacını gidermiştir. Ayni Zübeyde’yle Tâif yolu üzerindeki Tâd dağının eteğinden çıkan su Arafat’a getirilip havuzla çevreye taksim edilmiştir. Kalan su kanallarla Mekke’ye ulaştırılmıştır. Bugün ihtiyaç kalmasa da hac ve umre yolcuları kanal kalıntıları gördüğünde bu büyük projeyi ve önemli hizmeti hayırla yad etmekte, bugün dahi mübarek beldelerde kafile hocaları bu hanımın menkibesini anlatıp fatihalar göndermektedir.

Cami, aşevleri, mektep gibi hayratlarla ardında pek çok vakıf ve sadakai cariye bırakan Zübeyde, hayatının son döneminde dünya imtihanı gereği ciddi sıkıntılar çekmiştir. Halife Harun Reşid’in vefatından sonra Muhammed Emin hilafet makamına geçse de diğer oğlu Me’mun bu makama talip oldu. İki kardeşin yönetim mücadesini Me’mun kazandı. Öz evladına açık desteği ve halkın ve devlet adamlarının üzerinde yüksek tesiri nedeniyle Zübeyda tutuklandı. Oğlu Emin’in mücadelesi ölümle sonuçlandı. Emin taraftarları, Zübeyde Hanım ve torunları Bağdat’tan uzaklaştırıldı. Bu olaylar Zübeyde’nin yüksek ilmi ve ahlakı yönünün zühdle iyice pekişmesine vesile oldu.

Siyasetten ve dünya işlerinden elini çeken Zübeyde tekrar Bağdad’a geldi. Üvey annesinin Bağdat’a gelmesini memnuniyetle karşılayan Halife Me’mun her yıl yüzbin dirhem gönderirdi. O da hayatının sonuna kadar Allah ﷻ yolunda hayırlar yapmaya, fakirler ve muhtaçlar güldürmeye, ilim ehlini desteklemeye devam etti. 216 yılında Bağdat’ta vefat etti.

 

Vermekten Korkmamak-Verdiğini Başa Kakmamak

Zübeyde saray kızıydı. Varlıklıydı. O bunu dininde kendini yetiştirmek için kullandı. İnsanlara büyüklenmedi. Tepeden bakmadı. Cariyeleriyle Kur’an okudu. Onların dini en iyi şekilde öğrenmeleri ve yaşamaları için gayret etti. Kocasına ve oğluna dünya ve ahiret dengesini koruyabilmeleri için hep destek oldu. Mal mülk biriktirmek, saraylarda sefa sürmek yerine İslam milleti, Muhammed ﷺ ümmeti için ne yapabilirim derdiyle yaşadı. Allah ﷻ da onun zihnini ve önünü açtı.

Asırlarca yaşayan vakıf hizmetlerine, imaretlere vesile oldu. Günümüzde zenginlik içinde Kuran’a ve ilme vakit ayıran mümine sayısı oldukça az olsa gerek. Sadece aile fertlerinin değil çalışan ve hizmetlilerinin dini yaşantısıyla dertlenmiş kaç saliha hanım vardır, düşünmek gerek? İmkânı olup da hayır ve hasenatta vermekten korkmayan, verirken başa kakmayan, yalnızca Allah ﷻ rızasını gözeten ihlaslı hanımların sayısı çoktur diyebilir miyiz? Evet, Zübeyde tek başına tüm bu vasıfları ve fazlasını bir mümin hanımın toplayabileceğini biz ahir zamanın refahına düşkün ümmetine göstermiştir. İbret alma, imkân nispetinde ona benzeme duasıyla.

 

Talha Kazım BAHTİYAROĞULLARI