Ana sayfa

KUREYŞİYYETÜ’N-NESEVİYYE

KUREYŞİYYETÜ’N-NESEVİYYE

KUREYŞİYYETÜ’N-NESEVİYYE

Kureyşiyyetü’n-Neseviyye tasavvuf yolundaki önemli sufî hanımlardandır. Hicri 4. asırda, Horasan’da yaşamıştır. Sert mizaçlı, açık sözlü, haksızlığa ve yanlışa tahammülü olmayan bir yapıya sahiptir. Bu mizacı gençlik çağıyla birlikte hırçınlık olarak da kendini göstermiştir. Öte yandan yaratılıştan taşımış olduğu vasıflar onu lafı eğip büken, sürekli saf değiştiren, söz getirip götüren kimselerden uzak tutmuştur. O çok kimseyle arkadaşlık etmek yerine az kişiyle dostluğu tercih etmiştir. Kalabalıklar içinde adeta yalnız gibidir. Bu sebeple manevi arayışı kuvvetlenmiştir.

 

Kureyşiyyetü’n-Neseviyye, tam bu arayış içindeyken Horasan’ın şeyhi Nasrabadi’yi duyar. Bu zat, şeriat ve tarikat ilimlerini kendisinde toplamış büyük bir velidir. Aynı zamanda bir muhaddis, iyi bir hatip ve gönül ilimlerine vakıf bir ariftir. Ömrünü Horasan’da halkı irşat hizmetleriyle geçirmekte ve her hac mevsimi hacca gitmektedir. Hacda âlem-i İslam’ın her bir yanından gelen Müslümanlar onu yakından tanımış ve böylece İslam beldelerinin her bir köşesinde bağlıları ve sevenleri olmuştur. Risale’siyle meşhur İmam Kuşeyrî’yi yetiştiren iki büyük isimden Ebû Abdurrahman Sülemî ve Veli Ebû Ali Dekkâk da onun talebelerindendir.

 

Mürşidi Vesilesiyle Kusurunu Anladı

Kureyşiyyetü’n-Neseviyye, Nasrabadî’nin sohbetlerine gitmeye başlar. Onun sohbeti kalbine, gönül yarasına adeta merhem olmuştur. Kureyşiyye içi dışı bir mübarek bir hanım olduğundan dolayı kalbinde başkalarına karşı hiçbir şey tutmamıştır. Birinin arkasından söylenme âdeti de hiç olmamıştır. Hata ve kusur gördüğünde, düşündüğü ne ise o an söylemekten geri durmamıştır. Bir gün şeyhte gördüğü bir durum kendisinin hoşuna gitmez. Burada da kendine hâkim olamaz ve büyük imama mescidin ortasında kadınlar tarafından seslenir: “Sözlerin ne kadar güzel ancak huyun ne kadar vahşi!” Mescitte bulunan erkekler, kadınlar tarafından yükselen bu sesten rahatsız olurlar ancak arkalarına bakıp söylenmekten hayâ ederler. Kadınlar ise şeyhe söylenen bu hanıma öfkelenirler. Şeyh kısa bir cevapla herkesi yatıştırır: “Sus” der. Kureyşiyye hemen “Sus ki susayım” diye karşılık verir. Şeyh artık cevap vermez. Vaaz ve hizmetine devam eder.

Bu olay Kureyşiyye için bir kırılma noktası olur. Kendi halini ve şeyhin kısa nasihatini uzun uzadıya düşünme imkânı bulur. Mürşid-i kâmilin bir ayna olduğunu, onda gördüğü kusurun hakikatte kendi kusuru olduğunu fark eder. Evet, şeyhe söylediği gibi kendi sözleri de doğru ve güzeldir ancak huyu sert ve kabadır. Bu hali ise kalp kırmasına, insanları incitmesine, etrafında kimsenin kalmamasına ve güzel ortamların huzurunun birden dağılmasına neden olmaktadır. Uzunca bir tefekkür ve nefis muhasebesinden sonra, Kureyşiyye şeyhine kulak vermesi gerektiğini anlar. Şeyhinin tek kelimelik “Sus” sözünü düstur edinir. Bu tek kelimelik nasihat adeta onun kemâlâtı önündeki tek engeli haber vermektedir. Susmadığı müddetçe ham bir mümine olarak kalacak ve manen asla terakki edemeyecektir. Kendi iç âleminde kopan fırtınalara rağmen susmayı başarmak için elinden geleni yapar. Zorlu bir sürecin ardından, şeyhinin duasıyla da bu işe muvaffak olur. Böylece maneviyat yolunda önemli bir engeli aşar.

Kureyşiyye, artık geçmişinin aksine susmakta ve çok az konuşmaktadır. Sükûtun manevi lezzetini duyar olmuştur. Onun sükûtundan istifade için kadınlar evine ziyarete gelip giderler. Nasihat isteyenlere sükûtu tavsiye eder. Ne zaman sussa, bunun bereketini gördüğünü dile getirmiştir. Zor olduğunu söyleyenler için de şöyle demiştir: “Susmaya katlanmak, yalana özür bulmaktan daha kolaydır.”

 

Bir Haber Bir İmtihan: “Gelmesin”

Şeyhi bir müddet sonra artık mescide, sohbetlere gelmemesini emir buyurur. Hakk’ı ve hakikati bulduğu bu meclisten geri kalmak Kureyşiyye’nin nefsine ağır gelir. Bir ümitle “Bizi çağırmasın ki gelmeyelim” demekten kendini alıkoyamaz. Bu cevap adeta “Allah Teâlâ bizim irşadımızı onun eline vermiş, o da burada irşat halkası kurarak bizi davet ediyor” demektir. Esasen bu cevabı, Kureyşiyye’nin kat ettiği mesafeyi ve anlayışının ne denli değiştiğini de göstermektedir. Artık o eski ham hali gitmiş ve olayları iç yönleriyle görüp değerlendirebilen olgun bir sufi hanım gelmiştir.

Kureyşiyye sadakatin gereği olarak denileni yapar. Bundan sonra dışarı çıkmamaya özen gösterir ve evinde sürekli ilim, zikir ve ibadetle meşgul olur. Kadınları da buna teşvik eder. Cennetin sürekli günah işleyip sonra “Allah affeder” diyenler için değil, ibadet edip Allah’tan ﷻ  korkan muttakiler için hazırlandığını söyler. Takva ve sükut halini son nefesine kadar sürdüren Kureyşiyye, ardında farklı bir hayat hikayesi bırakarak Horasan’da vefat eder.

 

Hayrı Söylemek Ya da Susmak

Kureyşiyye’nin belki en büyük özelliği aksi mizacına rağmen susmayı başarabilmesiydi. Şüphesiz bugün de bir müminin susmayı başararak elde edeceği nice güzellikler vardır. Örneğin kaynanalar gerektiğinde susabilseydi kendi evladının ailesi daha huzurlu olurdu. Gelinler susabilseydi aile bağları daha sağlam olurdu. Eşler susabilseydi birbirlerine karşı daha muhabbetli olurlardı. Evlatlar susabilselerdi anne ve babalarının daha fazla duasını alırlardı. Talebeler sussa daha fazla ilim tahsil eder, dervişler susabilse daha fazla yükselirlerdi. Örnekleri elbette çoğaltabiliriz. Kureyşiyyetü’n-Neseviyye meşrepli kimseler için susmanın hayli zor olduğu bir gerçek. Bunu gerçekleştirebilen, “Ya hayır söyle ya da sus” nebevi buyruğuna muvafık yaşayan bu mübarek annemizi hayırla yad ediyoruz. O, “Susan kurtuldu” buyruğunun mümtaz bir örneği olmuştur. Kureyşiyye çok konuşup çok yazmayı, az dinleyip az okumayı alışkanlık edinmiş biz ahir zaman Müslümanlarına sükûtu hatırlatıyor. İbret alma duasıyla...

 

Talha Kazim Bahtiyaroğulari