Ana sayfa

MÜ’MİNE BİNTİ BUHLÜL

MÜ’MİNE BİNTİ BUHLÜL

MÜ’MİNE BİNTİ BUHLÜL

Mü’mine binti Buhlül Şam’lı sûfî hanımlardandır. Sahih-i Buhârî, Sahih-i Müslim ve meşhur sünenlerin tedvin edildiği, yoğun hadis faaliyetlerinin gerçekleştiği hicri üçüncü asırda yaşamıştır. Çocukluğu ve gençliği Şam’ın bereketli ilim-irfan kültürü içinde geçmiştir. Zaman içinde, manevi terakkisi için bir mürşid-i kamile intisap ihtiyacı hissetmiştir. O yıllarda büyük arif Ebu Süleyman Dârânî’nin talebelerinden Şeyh Ahmed b. Ebi’l-Havârî , Şam’da bulunmaktadır. Bağdatlı meşhur sûfî Cüneyd-i Bağdâdî , Ahmed b. Ebi’l-Havârî için şöyle demiştir: “O, Şam şehrinin güzel kokulu bir gülüdür.”

 

Cüneyd-i Bağdâdî Hazretlerinin Şeyh Ahmed b. Ebi’l-Havârî için bir nevi referans olması, onun meclislerini Şam bölgesinde manevi cazibe merkezi haline getirmiştir. Mü’mine de pek çok Şamlı gibi Dımaşk’ın maneviyat önderi Şeyh Ahmed’in sohbetlerine yönelmiştir.

Mü’mine , Şeyh Ahmed b. Ebi’l-Havârî’nin sohbetlerinden sonra kalbinde Allah Teâlâ’nın muhabbetinin hasıl olmaya başladığını idrak etti. Kişiyi doğru yoldan ve hayırlı işlerden alıkoyan nefsin hilelerinin farkına varmaya başladı. Sürekli abdestli bulunan, farzlar dışında sünnet namazları kılan, tespihatlarını yapan ve düzenli Kur’an-ı Kerîm okuyan Mü’mine , örnek bir yaşantıya sahipti. Kalbinde beliren muhabbetullahın ziyadesi için virdini aksatmamaya çalıştı. Evinin hizmetinden geri kalan zamanlarda, salihalar arasında bulunmaya gayret etti. Nefsinin terbiyesi için dergâhın hizmetlerinde yer aldı. Ona göre gecenin karanlığı Allah Teâlâ’ya yönelişin, alemlerin Rabbini zikretmenin ve O’nun ﷻ yüceliğini tefekkür etmenin eşsiz fırsatını sunuyordu. O, bu fırsattan mahrum olmamayı kendine şiar edindi. O her işinde Cenab-ı Hakk’ın gözetimi altında olduğu şuuruna ulaşarak ihsan mertebesine yükseldi.

Mü’mine , ihsan halini dünya ve ahiretin saadeti saymıştır. Ona göre dünya ve ahiret saadeti ancak kulun Mevla’ya yönelmesiyle olur. Kulun Mevla ile olması ise kişinin Allah’ı ﷻ zikretmesi yahut ihsan makamına ulaşmasıyla (sürekli Mevla’nın gözetiminde olduğu idrakını taşımasıyla) gerçekleşir. Mü’mine , yüce Allah’tan ﷻ gafil geçen her anın ömür sermayesini boşa tüketmek olduğunu söylemiştir.

 

Mü’mine’nin Tasavvuf Anlayışı

Tasavvuf ilmi çeşitli meşreplere hitap eden, böylelikle ümmetin tamamını kuşatabilen bir yapıya sahiptir. Bunun için sûfilerin meşrepleri ve irşat yöntemleri farklılıklar gösterir. Mü’mine’nin şeyhi Ahmed b. Ebi’l-Havârî’nin tasavvuf anlayışı Cüneyd-i Bağdâdî’ye oldukça yakındır. Bu manada o da Kur’an ve sünnet vurgusuyla tanınır. Sünnet-i seniyyeye ittiba etmeyen kişinin, amelinin ve davasının batıl olduğunu söylemiştir. Sevenlerine şer-i şerifin tüm esaslarını, sünnet-i seniyyenin inceliklerini edeple ve istikamet üzere yaşamayı öğütlemiştir. Bunun yanında o; Müslümanların hukukuna riayeti ve salihlere hizmet etmeyi, nefsi terbiye etmenin ve maneviyatta ilerlemenin diğer şartlarından saymıştır.

Mü’mine’nin belirgin vasıflarından biri de tefekkür ehli olmasıdır. Sohbetlerinde yerdeki ve gökteki her şeyin Allah Teâlâ’nın eseri ve kudretinin delaleti olduğuna dikkat çekmiş, aleme ibret nazarıyla bakabilenin dünya ve ahiret saadetini elde edeceğini söylemiştir. O; dünyanın sathi güzelliklerine takılıp, onu meydana getiren Sani-i Zü’l-Celal’i düşünmeyen, aleme ibret nazarıyla bakmayan kişinin kurbiyyet (yakınlık) makamından mahrum olan kişi olduğunu belirtir. Zühd üzere olan yaşantısını tasavvuf ve ihsanla taçlandıran Mü’mine, hicri üçüncü asırda, Dımaşk’ta vefat etmiştir.

 

Modern Zamanlarda Tefekkür Ahlakı

Tefekkür; eserden, o eseri ortaya koyan müessire, yaratılmış mahluktan, yaratıcı Halık’a giden derin düşünce olarak ifade ediliyor kaynaklarımızda. Modern zamanlarda en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerin başında tefekkür geliyor. Bugün, kalbimizi hıncahınç dolduran dünyalıklar; yaşadığımız olaylarda, gördüğümüz güzelliklerde Allah Teâlâ’nın sanatını, hikmetini ve kudretini görmemize perde oluyor. Bu sebeple diyar diyar dolaşıyor, Rabbimizin nice sanatını görüyor ancak yalnızca fotoğraf çekmekle yetinebiliyoruz. O güzelliği var edenin Cenabı Hak olduğu hakikatini hakkıyla idrak edemiyoruz. Ya da umduğumuz bir şeye nail olsak, bir muradımıza kavuşsak hemen zahiri sebepleri hatırlıyor ve o güzelliği müyesser kılanın Mevlamız olduğunu ihmal edebiliyoruz. Zorlu bir imtihan içine düşsek suçlu aramakla yetiniyor ve dünya imtihanı icabı, onun Mevla tarafından gönderildiği idrakından uzaklaşabiliyoruz. Tefekkür ehli olanlar yaşadığı ve şahit olduğu güzelliği, imtihanı her daim Allah Teala’dan bilmenin huzurunu yaşarlar. Onlar için tüm yollar, bütün güzellikler hep Mevla’nın kudretine çıkar. Mü’mine Binti Buhlül annemizden tefekkür hususunda ibret alma duasıyla...

 

Talha Kazım BAHTİYAROĞULARI