Ana sayfa

SEVDE BİNT ZEM‘A

SEVDE BİNT ZEM‘A

SEVDE BİNT ZEM‘A

Sevde bint Zem‘a Peygamber Efendimiz’in ﷺ hanımlarından ve müminlerin annesi olma faziletine ulaşanlardandır. Sevde validemiz Kureyş kabilesinden olup Mekkelidir. İlk kadın müslümanlardandır.

 

Resûl-i Ekrem ﷺ ile evlenmeden evvel amcasının oğlu ve ilk müslümanlardan olan Sekrân b. Amr ile evliydi. Zulümle geçen Mekke dönemini ailece yaşadılar ve büyük zorluklar çektiler. Mekke onlar için yaşanmaz bir yer haline gelmişti. Sataşmaların, sözlü saldırıların hatta fiziki eziyetlerin sonu gelmiyordu. Allah Resûlü’nün Habeşistan hicretine izin vermesi üzerine ailece Habeşistan’a hicret ettiler.

Bir ara tüm Mekke’nin İslâm’a girdiğine dair bir şâyia çıkmıştı. Kâbe’nin, Resûl-i Ekrem’in ﷺ ve kendi evlerinin özlemi içinde olan çoğu Habeşistan muhaciri bu şâyia ile geri döndüler. Döndüklerinde ise müşriklerin İslâm düşmanlığının daha da şiddetlendiğini farkettiler ancak artık geri dönebilecek durumda değillerdi.

Habeşistan dan Mekke’ye geri dönen ashâb-ı kirâm arasında Sevde ve ailesi de vardı. Sekrân b. Amr Mekke’ye döndükten sonra vefat etti. Sevde validemiz beş çocuğu ile hem geçim sıkıntısına göğüs germek hem de müşriklerden gelen eza ve cefayla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Öte yandan Peygamber Efendimiz’in ﷺ ilk zevcesi ve altı çocuğunun annesi Hatice validemiz de vefat etmişti. Allah Resûlü’nün henüz evlilik çağına ulaşmamış kız evlatları da bulunuyordu. Hem Hz. Hatice hem de Sevde'nin arkadaşı olan, açık sözlü tabiatıyla bilinen Havle bint Hakim Allah Resûlü’ne ﷺ Sevde’yi nikâhlamasını tavsiye etti. Resûl-i Ekrem ﷺ bunu münasip buldu.

Peygamber Efendimiz’in ﷺ teklifi kendisine ulaştığında, Sevde annemiz çok sevinmişti. Bununla birlikte ellili yaşlarda olması ve beş çocuğunun bulunması sebebiyle Allah Resûlü’ne daha uygun başka kimseler olabileceğini düşünüyor ve bu teklif karşında mahcubiyet duyuyordu. Öte yandan Allah Resûlü’ne ﷺ zevce olmanın herkese nasip olmayacak en büyük saadetlerden biri olduğunun farkındaydı. Peygamberimiz ﷺ onun çekincelerini öğrendi. Tebessüm ve dua ederek söz konusu durumun evliliğin gerçekleşmesine mâni olmadığını belirtti. Böylece Sevde validemiz ve çocukları müşriklerin en ağır eziyetlerini gerçekleştirdiği Mekke döneminin son yıllarında Allah Resûlü’nün ﷺ himayesine girmiş oldu. O artık müminlerin annesiydi. Mekke döneminde Allah Resûlü’nün, kızlarının ve hane-i saadetin hizmetiyle ilgilendi. Peygamber Efendimiz’in ﷺ emriyle de Medine’ye hicret etti.

 

Kimseyle Çekişmezdi

Sevde validemiz Medine’de kendisine ayrılan hücrede sürekli ibadet ederdi. Allah Resûlü ﷺ diğer hanımlarla evlenince onlarla çekişmekten uzak durdu. Hatta Peygamber Efendimiz ﷺ her gün bir hanımının hücresinde kalmayı usul edinmişti. Sevde kendi sırasını yaşça kendisine göre oldukça genç olan Aişe annemize verme erdemini gösterdi. Aişe Sevde annemizi çok sever ve onunla aradaki yaş farkına rağmen çok iyi anlaşırdı. Onun için, kadınlardan en çok kendisine benzemeyi sevip arzuladığının Sevde bint Zem’a olduğunu söylemişti.

Dericilik işlerinden anlayan Sevde kendi el emeğiyle kazandığını yemeye dikkat ederdi. Artan parayı da tasadduk etmek âdetiydi. Allah Resûlü’nün ﷺ mübarek hanımları arasında cömertlikle meşhur olmuş Zeyneb validemizle cömertlikte yarışırdı. Hz. Ömer zamanında Medine’de vefat etti. Cennetü’l-baki’ye defnedildi. Allah Teâlâ şefaatine nail eylesin.

 

Hayat Bazan Fedakârlık Gerektirir

İnsanoğlu sevdikleriyle vakit geçirmek, sevdiklerinden yiyip içmek, sevdiği işlerle meşgul olmak ister. Bu durum son derece tabiidir. Ancak hayat bazan fedakârlık gerektirir. Bu, kimi zaman kişinin arzu ve iştiyak duyduğu şeyi tehir etmesiyle, kimi zaman da ondan vazgeçmesiyle olur. İnsanoğlu zaruretten dolayı da bunları yapabilir. Ancak nefis istemese de, gücü ve imkânı yettiği halde, ulvi bir gayeye binaen bunları yapabilmek gerçek bir erdemdir. Şüphesiz anne ve babalarımız bizler için nice fedakarlıklar yapmışlardır. Biz de evlatlarımızı çeşitli fedakârlıklarla yetiştiririz. Bununla birlikte kamil insanlar sadece evlatlarına fedakârlık yapmakla yetinmezler. Kişinin yeri geldiğin de ihtiyaç duyan başkaları için de bir şeyler yapması onun fazilet ve kerem sahibi olduğunu gösterir. Örneğin ihtiyaç duyduklarında akrabaların, arkadaşların, komşuların birbirine canı gönülden fedakârlık yaptığı bir toplum düşünün. Bu türden bir yaklaşımı müderris ve talebelerin, öğretmen ve öğrencilerin, dervişlerin, hizmet ehlinin birbirlerine karşı ahlâk edindiğini hayal edin. Çok daha şahsiyetli nesillerimiz yetişecek, yaşadığımız toplumda hırs ve emeller değil, insanî ve ahlâkî erdemler daha görünür olacaktır.

Sahabiler Peygamberimiz’i her şeyden çok sever, sözlerine, “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü” diyerek başlarlardı. Onun meclisinde bulunmaktan, ona yakın olmaktan büyük huzur ve mutluluk duyarlardı. Sevde validemiz, Allah’ın ﷻ ve Resûlü'nün ﷺ ezvâc-ı tâhirâttan olmaya uygun bulduğu, Allah Teâlâ’nın zikri ve Resûlullah’ın ﷺ muhabbetiyle sinesi yanan bir büyüğümüzdü. Her mümin gibi o da Resûl-i Ekrem’in ﷺ yakınında bulunmayı severdi. Ancak o Aişe validemizi kendi nefsine tercih edebildi. Böylece hem Resûlullah’ın ﷺ, hem Aişe annemizin hem de ümmetin gönlünde ayrı bir yer edindi. Allah Teâlâ ondan razı olsun, bizleri de onun ahlâkıyla ahlaklananlardan eylesin.

 

Talha Kazım BAHTİYAROĞULARI