RABİA BİNTİ İSMAİL
RABİA BİNTİ İSMAİL
Rabiatü’l-Adeviyye şüphesiz İslam tarihinin en önemli kadın velilerindendir. Onun ismi neredeyse bütün hanım sûfilerin önüne geçmiştir. Yaşadığı çağdan itibaren Allah ﷻ aşkını, Rasûl ﷺ muhabbetini en samimi duygularla yaşayan kimseler olmaları için pek çok kız bebeğe Rabia ismi verilmiştir. Şeyh İsmail de Şam’da henüz doğan kerimesine Rabia ismini vermişti. O varlıklı biriydi. Tabii olarak kızı da varlık içinde yetişecekti. Bunca varlık içinde kızı yeni bir Rabia olabilir miydi, ancak alemlerin Rabbi bilirdi.
Rabia isminin bereketinden midir, anne ve babasının özverisinden midir bilinmez, o her haliyle Rabia-yı Sanî (İkinci Rabiatü’l-Adeviyye) olma yolunda ilerliyordu. Tarih, hicri 3. asra yaklaşırken Rabia, evlilik çağına gelmişti. Babası Şeyh İsmail kızını eşraftan varlıklı bir tacir yerine manevi kabiliyetlerine uygun, derviş birisiyle evlendirmek istiyordu. Bunu gerçekleştirebilmek için hem dua ediyor hem de aday konusunda son derece seçici davranıyordu. Nihayet kızı için en uygun kişiyi buldu. Bu kişi büyük arif Ebu Süleyman Dârânî’nin talebelerinden Ahmed b. Ebi’l-Havârî idi. Nikahları kıyıldı ve düğün yemeği ikram edildi. Şam ahalisi bu iki salih kişinin evliliğini takdirle karşıladı. Güzel niyetlerle kurulmuş bu hane zaman içinde Şam’daki tasavvufî hayatın merkezi haline geldi. Kocası Şeyh Ahmed asrının en önemli ariflerinden sayıldı. Kendisi ise Rabiatü’l-Adeviyye isminin bereketiyle kendi çağının Rabia’sı oldu.
İbadet ve Tefekkür Üzere Bir Hayat
Kaynaklara göre Rabia Binti İsmail gece gündüz ibadet ederdi. Çoğu zaman namaz ve Kur’ân tilaveti gibi gece ibadetleri için uykusuz kaldı. Müminelere başkalarının ayıplarıyla uğraşmayı bırakıp hep ibadetle meşgul olmalarını tavsiye eder ve şöyle derdi: “Kul, Allah’a ﷻ ibadet ederse, Cebbâr olan Allah ﷻ da ona yaptığı hataları bilmeyi nasip eder. Böylelikle kul yanlış hareketlerini düzeltmeye başlar. Halkı bırakıp kendi ayıplarıyla meşgul olur.”
Rabia binti İsmail’in belirgin özelliklerinden biri de sürekli oruç tutmasıydı. Ramazan dışında yılın diğer aylarında bir gün arayla oruca devam ederdi. Buna zorunlu olmadığını hatırlatanlara “Benim gibilere dünyada oruçsuz gezmek yakışmaz” derdi.
Rabia Binti İsmail, kocası ve mürşidi Şeyh Ahmed’in hizmetlerini en güzel şekilde yapabilmesi için elinden geleni esirgemezdi. Varlık içinde yetişmesine rağmen evliliğinden sonra aza kanaat etti. Bütün varlığını eşinin ve dergâhın hizmetlerinde harcadı. Bu yönüyle Hz. Hatice annemizin ahlakını taşıyordu. O, yüksek din gayretinin ve mürşidine yakınlığının neticesinde manevi mertebeleri birer birer aştı. Keşif ve keramet sahibi oldu. Kocası Şeyh Ahmed’in anlattığına göre Halife Harun Reşid’in vefatını haber yayılmadan bilmişti. Gözle görülemeyecek daha pek çok şeyi manevî gözüyle görmüş ve haber vermişti.
Rabia ömrü boyunca kocası olan mürşidine çalışkan bir talebe, sadık bir mürit, vefakâr bir eş olmuştu. Yalnız bir defa kocasının sözüne itaat etmemişti. O olayı Şeyh Ahmed şöyle anlatır: “Bir defasında Rabia’yı çağırdım. Cevap vermedi. Bir saat kadar sonra gelip durumunu izah etti: ‘Kalbimin Allah’ın ﷻ zikrinin neşvesiyle dolu olması bana engel oldu ve cevap veremedim’ dedi.” Bu cevap, onun kocasına hürmetinin ve nail olduğu ilahi ihsanların başka bir göstergesi olmuştur. Rabia Allah’a ﷻ adanmış bereketli bir ömrün sonunda, 229 yılında Şam’da vefat etmiştir.
Güzel İsim Koymak
Rabia binti İsmail tozlu kitapların sayfaları arasında karşımıza çıkan parlak bir inci adeta. O, her hali ve sözüyle tanımamız, sevmemiz ve izlerini takip etmemiz gereken saliha bir hanım. Bu mübarek hanımın hatırası üzerinden, günümüzde isim koyma alışkanlıklarımızı değerlendirmemiz de yerinde olacaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz’in ﷺ son derece hassasiyet gösterdiği konulardan biri de isim vermedir. O, ümmetinden çocuklarına güzel isimler koymalarını istemiştir. Manasında şiddet, çirkinlik, acı bulunan ayrıca anlamsız veya kulluğa yakışmayan isimlerden hoşlanmamış, bunları güzel anlamlı isimlerle değiştirmiştir.
Bugün modernizm isimlerimize bile yön verir durumda. Kadim, manası derin, bereketi tecrübe edilmiş pek çok ismi günümüzde çocuklarımıza koymaktan çekiniyoruz. Okulda, iş hayatında, farklı bir ortama girdiğinde isim konusunda güya rahat etsin diyor; çocuklarımıza geleneğimizden kopuk, türedi, anlamsız isimler koyabiliyoruz. Oysa Allah Rasûlü ﷺ kişinin mahşer günü ismen çağrılacağını öğreterek çocuklarımıza özellikle buna göre isim vermemizi murat ediyor.
Şüphesiz çocuğa güzel isim koymak sünnettir, berekettir. Şahsiyetli bir hayatın başlangıcıdır. Kişi er ya da geç kendi ismiyle, o ismi taşıyan veya kendisine ismini uygun gören kişi ile irtibatını kuracaktır. Böylesi bir tanışıklık ise nice hayırlara vesile olacaktır. Güzel niyetlerle, kendisine güzel bir isim verilen Rabia binti İsmail bunun açık bir örneğidir. Evlatlarımıza güzel isim verenlerden olma duasıyla...