Ana sayfa

AİŞE BİNTİ SAİD

AİŞE BİNTİ SAİD

Peygamber Efendimizin ﷺ mübarek zevcesi Aişe Annemiz gibi ilim ve amel sahibi olması, Allah’ın Rasûlü’nü ﷺ her şeyden daha çok sevmesi için Şeyh Said el-Hîrî yeni doğan kızına “Aişe” ismini vermişti. Nişabur’da Şeyh Said’in evi o gün şenlenmiş, Salihler piri tebrik etmiş ve akika kurbanı kesilerek ihvana ikram edilmişti. Şeyh Said daha evvel de evlat sahibi olmuştu.

 

Ahali onu ilk evladı Osman’la künyelemiş, Ebu Osman ismiyle anar olmuştu. Şimdi de kız evlatla müjdelenmişti. Böylece Aişe, Ebu Osman Hîrî’nin hane-i saadeti gibi bir ilim ve irfan membaında dünyaya gözlerini açtı. Babası o sıralar, genç yaşta tanıştığı Yahya bin Muâz’dan gönül ilimlerini tahsil etmiş, Rey şehrinden Nişabur’a gelerek hizmete koyulmuştu. Nişabur’da kendisine tahsis edilen dergâhta tasavvufun inceliklerini yaşıyor ve Nişabur halkına da öğretiyordu. O, büyük velilerden Cüneyd-i Bağdâdî’nin de sohbetlerinde bulunmuş önemli bir arif ve asrının en bilinen sufilerindendi.

Aişe, hane-i saadette babasının duaları, saliha hanımların ilgisi, sevgisi ve terbiyesi ile büyüyordu. Dergâhın hanımlar bölümünde Aişe ile ilgilenmek bir nevi vazife ve saadet addedilirdi. Onun küçük yaştaki haya ve edebi hanımların dikkatini çekerdi. Genç yaşta maddî ve manevî belli bir olgunluğa ulaşmıştı. Şeyh Ebu Osman Hîrî, Aişe’yi dervişandan sadık ve salih biriyle evlendirdi. Dinini evlilikle tamamlayan Aişe, babasının terbiyesinde batın ilmini tahsile başladı. Tasavvufî alanda kendisini yetiştirmeye, gönül ve nefs ilimlerinden nasibini almaya çalıştı. Babası bir gün şöyle demişti: “Tasavvufta yetişmek isteyen mürit, sâdatın ilminden bir şey işitir ve bu işittiği şeyle amel ederse, bu husus kalbinde ömrünün sonuna kadar istifade edeceği bir hikmet olur.” Aişe, babasının nasihatlerini cankulağı ile dinler ve onlarla amel etmeye özen gösterirdi. Beş vakit namazı ilk vaktinde ve düzenli kılmak, ilimle ve Kur’an’la meşgul olmak, gece ibadetlerine, nafile oruçlara önem vermek, helal lokma yemek, tesettüre tam riayet etmek onun takvasının başlıca tezahürleriydi. Gecenin karanlığından korktuğu için gece ibadetini yapamayanlara şaşırır, bu hali kulun Rabbini hakkıyla tanımamasına ve ünsiyet elde edememiş olmasına bağlardı.

 

Hizmetten Geri Durmazdı

Aişe Binti Said, dergâhın kadınlar bölümünde tüm gözler üzerinde olmasına rağmen ön plana çıkmaz, yüksek hayasından dolayı sohbet etmez, yüksek sesle konuşmaz, halkın zahmetine katlanırdı. Dergâha gelen kadınlarla ilgilenir, hizmetten geri durmazdı. “Kulları küçümseyen onların malikinin büyüklüğünün farkında olmayan kişidir” diyerek herkese hizmet şevki ve tevazu aşılardı.

Aişe Binti Said, tabiatı gereği halka fazla sohbet etmese de kızını nasihat ve sohbetleriyle beslerdi. Sonraları Ahmed isimli oğlu olan ve bu sebeple Ümmü Ahmed künyesiyle anılmaya başlayan kızı, annesinin izinde sağlam adımlarla yürüyordu. Ümmü Ahmed, annesinin kendisine şöyle nasihat ettiğini söylemiştir: “Ey kızım! Fani olanla sevinme. Gidene üzülme. Allah’a ﷻ sevin! Allah’ın ﷻ affından uzaklaşmaya üzül!”

Aişe’nin en belirgin vasıflarından biri olan edep konusunda da kızına şu nasihati bilinmektedir: “Zahirî ve batınî olarak edebe sarıl! Zahiren edebi çiğneyen herkes zahiri olarak cezalandırılmıştır. Batınen edebi aşan herkes de, batınî olarak cezalandırılmıştır.”

Aişe Binti Said, hayatı boyunca Nişabur’da edeple yaşadı ve hicri 346 yılında ruhunu Rahman’a teslim etti. Ardında edep timsali kızı Ümmü Ahmed’i ve dilden dile aktarılan edep demeti sözlerini bıraktı.

 

Edeple Yükselmek

Aişe Binti Said’i yücelten en önemli hasletlerin başında edep geliyor. Edep Allah Teâlâ’nın emirleri doğrultusunda yaşamak, her işte akla ve hikmete uygun olanı yapmaya çalışmaktır. Edep hayırların başı, kulluğun ilacı, aklın nuru, imanın kemal alametidir. Edep fertleri de toplumu da saadete götüren, kazancı bol bir sermayedir. Edep, sahibini de toplumunu da yükselten ulvî bir haslettir. Ne yazık ki ahir zamanın biz çilesi çok Müslümanları, edeple de zorlu bir imtihan içindeyiz. Çocukların anne babalara, öğrencilerin öğretmenlere, küçüklerin büyüklere karşı edep zafiyetine düştükleri bir zamandayız.

Aişe Binti Said’in üstün yaşantısı bize her şeyden önce Allah’a ﷻ karşı kulun göstermesi gereken edepleri hatırlatıyor. Ayrıca o, zahirî veya batınî edepleri terk edenin muhakkak sıkıntısını çekeceğini bize bir anne şefkatiyle haber veriyor. Onun merhamet dolu yüreğinden çıkan bu sözler kendi edep ihmallerimizle günümüz problemlerini irtibatlandırmamıza vesile oluyor. Nitekim “Başınıza gelen herhangi musibet kendinizin yapıp ettikleri yüzündendir...” (Şûrâ, 42/30) ayeti de böyle bir tefekkürü emrediyor.

Öte yandan onun kulluk edebiyle süslenmiş hayatı, Cenab-ı Hakk’a ﷻ karşı sorumluluklarımıza sarıldığımızda toplum olarak özellikle edep noktasında şikayetçi olduğumuz pek çok sorunun kendiliğinden çözülebileceğinin muştusunu taşıyor. O adeta asrımıza “Gelin çocuklarınızdan, öğrencilerinizden, küçüklerinizden şikâyeti bırakın ve kendi kulluk edebinizi çoğaltın; her şey daha güzel olacak” diyor.

Edeple yükselmek duasıyla...

 

Talha Kazım BAHTİYAROĞULARI