Ana sayfa

REYHANE VALİHA

REYHANE VALİHA

Reyhane hicri ikinci asırda, Basra’da, Dicle kenarındaki şirin bir kasaba olan Übelle’de doğmuştur. Çocukluğu ve gençliği burada geçmiştir. Saadet asrına çok yakın olan bu dönemde tasavvuf ve sufi kavramları yaygın olarak kullanılmıyordu. Ancak müminler İslam’ın zahir ve batın yönlerine riayet etmeye çalışıyor, salihleri rehber edinerek irfan pınarlarından yudumluyorlardı. Özellikle Hasan-ı Basrî’nin bölgedeki tesiri vefatına rağmen devam ediyordu. Hasan-ı Basrî’nin izlerini takip eden, onun yolunda giden Salih el-Mürrî hikmet ehli ve yüksek ilim sahibiydi. Riyazete çok önem verirdi. Nefsin kusurlarını bilir, insanlara rehberlik ederdi. Allah korkusu ve yüksek takvası sebebiyle sürekli gözyaşı dökmesi insanları derinden etkilerdi. Reyhane, Salih el-Mürrî’yi tanıyarak manevi hayatında yeni bir yola girdi.

 

Reyhane mütevazı bir yaşantının içinden geliyordu. Haram görmemiş, dinlememiş, boğazından haram lokma girmemiş, şüphelilerle dahi karşı karşıya kalmamıştı. Günlük yaşantısı adeta riyazet gibiydi. Fakir olmak, kırsalda yaşamak zahiri imkanlarını kısıtlasa da manevi istidadını iyice bilemişti. Artık aşk ateşinde yanması ve velayet mertebelerinde yükselmesi için yalnızca bir kıvılcım gerekiyordu. Bu da şüphesiz mürşid-i kamilin işiydi. Kaynaklarımıza göre bu kıvılcımı çakmak ve Reyhane’nin saliha aşıklar arasına katılmasına vesile olmak Salih el-Mürri’ye nasip oldu.

 

Aşkın Girdabına Kapıldı

Reyhane temiz kalbi ve masum ahvaliyle kısa sürede büyük mesafe kat etti. Dünyanın oyun ve eğlence olduğunu yakinen bildi ve kendini aşkın girdabına bıraktı. İlahi muhabbetin ve ubudiyetin tadını aldı. Gönlüne gelenleri mısralara döktü. Bununla da yetinmedi. İlahi aşkın bir nişanesi olarak yakasına astı, yanında taşıdı. Allah Teâlâ’ya olan şu münacatı onun yüksek ahvalini açık bir şekilde gösteriyordu:

“Dostum, amelim, sürurum sensin.

Gönlüm yalnız senin muhabbetinle dolu,

Başka hiçbir sevgi giremez.

Azizim, emelim, neşem sessin.

Nicedir kavuşma iştiyakındayım,

Acep vuslatım ne zaman?”

Reyhane insanların kendisi hakkındaki görüşlerine ve onların günlük hayatta değer verdiği şeylere değer vermiyor, yalnızca ilahi muhabbeti muhafaza etmeyi önemsiyordu. Bu nimeti kaybetmekten korkuyor, halini ve istikametini korumaya özen gösteriyordu. Halkın günlük hayatın akışı içinde peşine düştüğü, bazen de kendini kaptırdığı şeylere onun hayatında yer yoktu. Tüm bunlar ahalinin onu meczuplardan saymasına ve kendisine “Valiha” ismini yakıştırmasına neden oldu. “Valiha” keder ve hüzünden aklı giden, şaşıran kadın manasını ifade ediyordu. Reyhane, Valiha ismiyle birlikte anılır olmuştu. Artık çoklarına göre o, aklını yitiren bir garip divaneydi.

Halka rağmen Salih el-Mürrî bu derviş hanımın hikmet ehli bir veli olduğunu biliyor, onun haline ve gönlüne düşen irfan dolu cümlelere değer veriyordu. Bir gün meclisinde ondan beyit istedi. O gün Reyhane’nin kadınlar bölümünden, mürşidine ulaştırılan beyitleri günümüze de ulaşarak şu cümlelerle hayat buldu:

“Ya Rabbi, yüce Zatının hakkı için bana azap etme,

Senden yurtların en hayırlısı olan ahirete göçerek kurtulmayı niyaz ediyorum.

Sen ki salihlerin velisisin.”

Elbette bu cümleler aklını kullanamayan birinin sözleri olamazdı. Zira bu kısa üç cümlede “Oysa ahiret daha hayırlı ve süreklidir” (A‘la, 17) ve “O bütün salihlere velilik eder” (A‘raf, 196) ayetlerine telmih vardı. Onun beyitlerini işiten ilim ehli Reyhane’nin ilmi derinliğini ve edebi kabiliyetini hayretle karşıladılar.

Reyhane ahiret ve cennet arzusunun bulunduğunu ancak bunun dünya zorluklarından kurtulup rahata kavuşmak için olmadığını, bilakis Cemalullah için olduğunu defalarca söylemiştir. Tüm salihalarda olduğu gibi gece ibadetine ayrı önem vermiştir. Ne zaman gecenin bir vakti uyanıp ibadete kalksa, büyük heyecan yaşadığını ifade etmiştir. Nasihat isteyenlere gece ibadetini tavsiye etmiştir. Reyhane, vuslat iştiyakı içinde ruhunu teslim ettiğinde ardında hakkıyla anlaşılamamış bir hayat hikayesi bırakmıştır.

Zahmetteki Rahmet

Taşrada veya yokluk içinde yaşamak, zorluklarla mücadele etmek sabretmesi kolay olmayan imtihanlardan. Kırsaldan büyük şehirlere göçlerin yoğunluğu, ayrıca maddi şartların ve sosyal imkanların iyileşmesi için aile boyu gösterilen olağanüstü gayretler bu hususu teyit eder nitelikte. Öte yandan kendisini şehrin, kalabalığın, karışıklığın meçhulü içine bırakmayanlar için manevi bazı fırsatlar da var. Bunlardan en önemlileri haramlardan daha kolay kaçınma, kalbini masiva ile karartmama ve manevi istidadı muhafaza edebilme. Bunları yapabilen kişi üstelik salih bir topluluk arasında yaşıyorsa, geriye sadece mürşid-i kamilin muhabbet kıvılcımını çakması kalıyor. Reyhane’nin hayatında bunun güzel bir örneği görülüyor. Sürekli şikâyet ettiğimiz fakirlik, imkânsızlık esasında bizi büyüklenme, gösteriş gibi kulluğumuzu unutturan gaflet hallerinden muhafaza edebiliyor. Kalabalık şehirlerin şaşası ve imkanları nefislerimize hoş gelse de taşrada bizi bize bırakan zahmet, böylelikle rahmete dönüşebiliyor.

 

Defineye Malik Viraneler

Reyhane Valiha üzerinden şu tefekküre de dikkatimizi vermeliyiz: Allah Rasûlü ﷺ bir defasında “Saçı başı dağınık, eli yüzü tozlu, kapılardan kovulmuş nice şahıslar vardır ki, bu şöyle olacak diye yemin etseler, Allah ﷻ onların yeminini yerine getirir” (Müslim, Birr, 40) buyurmuştur. Hadis-i şerifte insanların beğenmeyerek kapılarından kovduğu bazı kişiler için Hakk’ın hacet kapısının açık olduğu, bu kişiler yemin etseler, mahzun ve mahcup olmamaları için, Hak Teala’nın lütfederek yemini yerine getirdiğini anlıyoruz.

Bugün bir kişinin mesleği, kılık kıyafeti, takıları, cep telefonu, kullandığı araba, oturduğu bina, yaşadığı muhit onun değerini belirleyen kriterler haline geldi. Varlığı ve statüsü olana saygı duyulan; yokluk çekene, düşük gelirli işlerde çalışana ise tepeden bakılan korkunç bir zamanı yaşıyoruz. Oysa biz Müslümanlar için tek ölçü sadece takva olarak kalmalıydı. Reyhane Valiha, yaşantısıyla defineye malik viraneleri hatırlatıyor. İbret alma duasıyla…

 

 

Talha Kazım BAHTİYAROĞULARI