ÜMMÜ ALİ FATIMA

Ümmü Ali Fatıma fütüvvet ehli hanım sufilerdendir. Tasavvufi hayatın bu güzel ahlakla ön plana çıktığı Horasan’da yaşamıştır. Fütüvvet ahlakında mertlik, yiğitlik, halka hizmet, batılla ve haksızlıkla mücadele, kimseye minnet etmeden gayretle çalışıp kazanma gibi vasıflar ön plandadır.
Zamanın Belh emirinin kızı olan Fatıma İslami ilimlerin ve tasavvufi terbiyenin çok canlı olduğu üçüncü yüzyılda yaşamıştır. Fatıma çocukluğundan itibaren maddi ve manevi anlamda iyi yetiştirilmiş, ayrıca fütüvvet ahlakıyla dikkat çekmiş bir sufi hanımdır. Fıtrat olarak meyilli olduğu tasavvuf ve fütüvvet yolunda ilerlemeyi arzu etmiş ve kendi dönemine damga vuran ariflerin büyüklerinden Ahmed bin Hadraveyh (kuddise sirruhu) ile evlenmiştir. Ahmed bin Hadraveyh sonraki dönemlerde Horasan’ın güneşi ve fütüvvet ehlinin emiri olarak anılacak olan, sohbetlerine zamanın büyük mürşit ve sufilerinin dahi katıldığı önemli bir sufidir. Bu evliliğin gerçekleşmesinde Fatıma’nın kendi talebi olmuş ve büyüklerine durumu kendisi arz etmiştir. Esasen zengin bir hanım iken Ahmed bin Hadraveyh’in sade yaşantısını tercih etmesi onun maneviyat yolunda ilerleme arzusunu da göstermektedir. Allah için yaptığı bu evlilik kısa sürede meyvelerini vermeye başlamıştır.
Hayatının Merkezinde Takva ve Vera Vardı
Şeyh Ahmed (kuddise sirruhu) ile evlendikten sonra hayatının merkezine takva ve verayı esas alan Fatıma öncelikle geçmişine tövbe etmiştir. Zira tasavvuf yolculuğunun ilk makamı tövbedir. Elinde bulunan serveti İslam’a hizmet eden kocasına ve diğer ihtiyaç sahiplerine dağıtarak kalbinde dünya sevgisi ve tamahı namına bir şey bırakmamak istemiştir. Ömrünün sonuna kadar eline geleni dağıtmaya devam ederek cömertlik ahlakının zirvelerine çıkmış, isar ahlakına ulaşmıştır. İsar, kendi ihtiyacı olduğu halde ihtiyacı olan din kardeşini gözetmektir.
Fatıma ile Şeyh Ahmed’in evliliğinden bir erkek çocuk dünyaya gelmiştir. İmam Ali’ye muhabbeti çok olan Hz. Şeyh, bebeğin ismini Ali koymuştur. Zira çoğu fütüvvet ehli sufinin tarikat silsilesi, şeceresi Hz. Ali’ye uzanır. Bu manada “la feta illa Ali- Ali gibi fütüvvet ehli, yiğit- yoktur” sözü İslam âleminde meşhurdur. Çocuğun isminin Ali konmasından sonra Fatıma’nın ismi Ümmü Ali künyesiyle meşhur olmuştur. Bununla birlikte “Fatıma” ismi de unutulmamıştır. Zira bazı durumlarda künyenin yaygın kullanımı neredeyse evlilik öncesi ismi unutturacak boyuttadır.
Şeyh Ahmed’e (kuddise sirruhu) hem hanım hem talebe olan Ümmü Ali gayreti vesilesiyle kısa sürede büyük mesafeler kat etmiş, bölge halkının muhabbet ve hürmetini kazanmıştır. Bunun bir göstergesi olarak şu olay yaşanmıştır: Bir gün Belhli bir kadın kendisini ziyarete gelir. Ümmü Ali ona bir ihtiyacı olup olmadığını sorar. Kadın sana hizmet etmekle Allah’a yakınlaşmak için geldim, der. Bu son derece makuldür. Nitekim başta Peygamberlerimiz olmak üzere İslam’a kendini feda eden velilere hizmet edenler onların ahlak ve ilimlerinden nasiplenmişler, kulluk yolunda mesafe kat etmişlerdir. Ancak Şeyh Ahmed’in irşadı fütüvvet üzere olduğundan Ümmü Ali hizmet edilen değil hizmet eden olmayı tercih etmiş ve kadına şu tarihi cevabı vermiştir: “Bilakis, sen Rabbine hizmet ederek bana yakınlaş!”
Ümmü Ali sufiler taifesinin efendisi Beyazid Bistami’nin (kuddise sirruhu) sohbetine katılmış, hanımıyla sohbet etmiştir. Beyazid Bistami, Ümmü Ali için “O, kadın libasları içinde bir erdir” diyerek onun faziletini dile getirmiştir. Ayrıca tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen hanımların onu örnek almasını, onun gayreti gibi gayret gösterip onun hali ile hâllenmesini tavsiye etmiştir.
Ümmü Ali kocasıyla birlikte fütüvvet ehlinden sayılmış, bu vasfıyla tasavvuf ilminin temel kaynaklarına geçmiştir. O Abbasi devleti zamanında resmi olarak teşkilatlanacak, Osmanlı’da ahilik olarak müesseseleşecek fütüvvet yolunda öncü hanımlardandır.
Allah’ın Emir ve Yasaklarına Riayet
Köşklerde yetişip derviş hanesine gelin olmaya razı olan mütevazı Annemizin şu yönü dikkat çekicidir: Kendisine hizmet etmek isteyen kadına “Bilakis, sen Rabbine hizmet ederek bana yakınlaş!” demiştir. Ümmü Ali’nin sözü şu anlamlara gelmektedir: “Rabbinin emir ve tavsiyelerine gece ve gündüz riayet et. Bir kölenin efendisinin emirlerine karşı her daim hazır olduğu gibi sen de her an Rabbinin emirlerine hazır ol. Efendisinin emirlerini yerine getiren nasıl ona hizmet etmiş oluyorsa sen de ibadetleri yapmak suretiyle Rabbine sürekli hizmet et. Zira sen kulsun ve o mutlak kudret sahibi Rabbin. Üstelik bu ibadetlerini baştan savma değil, samimiyetle yap. Bir kölenin efendisini razı etme gayretini taşıyarak, en güzel hizmetini sunmaya çalıştığı gibi sen de Rabbinin emirlerine karşı büyük bir özen ve gayret göster.” İşte, “Rabbe hizmet”ten kastedilenler…
Allah İçin Sevebilmek
Ümmü Ali Fatıma Validemizin cevabındaki ikinci kısım da çok önemlidir: “Hizmet ederek bana yakınlaş”… Bu cümlede, şu manaları görebiliriz: “Sen Allah’a güzelce kulluk yapar, O’nun Peygamberine uyarsan ben de seni sever, senin muhabbetini kalbimde taşırım” Zira kâmil iman Allah’a yakın olan kullara yakın olmayı, Allah’tan uzak, şerli kullardan ise uzaklaşmayı gerektirir. Bu Allah için sevme, Allah için kızma ahlakıdır ki amellerin en faziletlilerindendir. Kulluk alameti, şuur göstergesi, gerçek muhabbet neticesidir.
Allah’ı seven ve salih amelleriyle Allah Teâlâ’nın yüce katında sevilen kulları sevip onlara hürmet ve muhabbet beslemek her mümin için sorumluluktur. Allah için sevmek, biz günahı çok kulların ahiret sermayesidir. Af umududur. Manevi terakki vesilesidir.
Fütüvvet ehli olmak, Ümmü Fatıma Annemizin izinde yürümek duasıyla…
Talha Kazim Bahtiyaroğullari