Ana sayfa

Muhacir ve Ensar

Muhacir ve Ensar

 

“Dünyada en sevdiğiniz kişiler kim?” diye sorulsa, anne ve babamızdan sonra büyük ihtimalle kardeşimiz olduğunu söyleriz. Çünkü kardeşlik insanları birbirine bağlayan altın zincirlerin en önemli halkası. Düşünsenize, aynı ailenin çocuklarıyız. Sevincimiz ve hüznümüz aynı. Yanımızda kimi zaman arkadaş, kimi zaman da koruma kalkanı olan biri var. Sahip olduklarımızı paylaşmak istediğimizde aklımıza gelen ilk kişi kardeşimiz. Öyle şey ki kardeşlik, onu zaman bile eskitemez. Şimdi, gözlerimizi kapatalım ve öz kardeşimizden daha yakın, binlerce yüzbinlerce kardeşimiz olduğunu hayal edelim. Menfaatsiz ve çıkarsızca sevdiğimiz, milleti, dili, rengi ne olursa olsun aynı inanç halkası içerisinde bir araya geldiğimiz, hepimiz ayrı parçalarken birlikte olduğumuzda vücuda dönüşeceğimiz milyonlarca kardeş. Dünyanın neresine gidersek gidelim; aynı kıbleye yöneldiğimiz, aynı inancı paylaştığımız milyonlarca kardeşimiz var bizim.

 

Beraberliğin Zirvesi: Ensar ve Muhacirler

İçerisinde bulunduğumuz dünya, resmini çizmeye çalıştığım türden kardeşliği pek de mümkün kılmıyor. Dolayısıyla, aslında karşımızda eşsiz bir tablo gibi duran kardeşlik örneği, mevcut dünyaya ait kişilere garip geliyor. Saadet asrından bahsediyorum. İnsanlığa dair bütün güzel davranışların, kural haline geldiği mutluluk çağı… Peygamber Efendimiz ﷺ Mekke’den Medine’ye hicret etmişti. Mü’minler de akın akın kutlu yolcuğun izlerini takip edip Medine’yi yurt edinmeye başlamışlardı. Hz. Peygamber ﷺ Mekkeli muhacirlerle Medineli Ensarlar arasında kardeşlik bağı oluşturdu. Ensarlar, daha önce hiç tanımadıkları halde kendilerine sığınan muhacirleri öylesine kucakladılar ki, ancak öz kardeşler bu kadar samimi olabilirlerdi. Sırf ihtiyaçları karşılansın, yalnızlık hissetmesinler diye onları hurmalıklarına ve evlerine ortak etmek istediler. Ensardan Hz. Sa’d bin Rebi , kendisine kardeş olan Hz. Abdurrahman bin Avf’a malının yarısını verdi. Abdurrahman bin Avf, “Sağol kardeşim. Allah aileni ve mülkünü sana bağışlasın. Bana pazarın yolunu göster.” dedi. Ve ticaret yaparak kısa sürede zengin oldu.

Habeşistan’dan Mekke’ye getirilen siyahi köle ailenin çocuğu Bilal-i Habeşi , Mekke’de horlandı, aşağılandı. İman ettikten sonra çilesi daha da arttı. Müşriklerin ağır işkencelerine uğradı. Hz. Ebubekir onu satın alarak özgürlüğüne kavuşturdu. “Gerçek özgürlük Allah’a kul, peygambere ümmet olmaktır.” diyen Bilal, Medine’ye gittiğinde ensardan Ebu Ruveyha’ya kardeş oldu. Ömründe o güne kadar hiç tatmadığı duyguyu, gerçek kardeşliği hücrelerine kadar hissetti. Birbirlerine öylesine bağlandılar ki, Hz. Ömer Şam’ı fethettikten sonra aile kütüklerini oluştururken, Bilal kendisini Ebu Rüveyha’nın kütüğüne kaydettirdi ve dudaklarından şu cümleler döküldü: “Ondan ebediyen ayrılmam. Resulullah’ın ﷺ, onunla benim aramda akdetmiş olduğu kardeşlikten dolayı onunlayım.” Bunun üzerine Suriye’deki bütün Habeşliler de Ebu Rüveyha’nın kütüğüne kaydoldu.

Allah’ın arslanı Hz. Hamza ile Zeyd b. Harise, Hz. Ebubekir ile Harice bin Zeyd, Hz. Ömer ile Utban bin Malik, Hz. Osman ile Evs bin Sabit, Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Ebu Huzeyfe’nin azatlı kölesi Salim; Selman-ı Farisi ile Ebu’d-Derda ve iki cihan serveri Hz. Muhammed Mustafa ﷺ ile Haydar-ı Kerrar Hz. Ali … Kardeş olmuşlar, kardeşlikleriyle cihanı aydınlatmışlardı. Onların örnek hayatı, yüzlerce yıl sonra bile bizlere rehberlik ediyor.

 

Habib ŞAMİL