ÜMMÜ HÂNÎ FÂHİTE
ÜMMÜ HÂNÎ FÂHİTE

Ümmü Hânî Hz Ali’nin kız kardeşi ve Hânî’nin annesidir. Allah Resûlü ﷺ henüz evlilik yapmadan evvel Ümmü Hânî ile evlenmeyi teklif etmişti. Amcası Ebû Tâlib onu anne tarafından akrabalık bağları bulunan Mahzumoğulları’ndan ve Arap şairlerinden Hübeyre ile evlendirmeyi istiyordu. Böylece Ümmü Hânî bu kimseyle evlendi. Bu evlilikten dört evladı oldu. En büyükleri Hânî olduğu için «Hânî’nin annesi» manasında “Ümmü Hânî” künyesiyle isimlendirilmeye başlandı. Kaynaklarımızda asıl adının “Fâhite” olduğu tahmin edilmektedir. O dönem Arap toplumunda künye öyle yaygın kullanımdaydı ki kısa sürede ismin önüne geçerdi. Ümmü Hânî’nin annesi Fâtıma validemize daha önce değinmiştik. O şefkatli, merhametli güzel ahlaklı biriydi. Hicretten önce Peygamber Efendimiz’in peygamberliğine iman etmişti ve oğlu Hz. Ali’yle birlikte hicret etmişti.
O sıralar Ümmü Hânî’nin kocası Hübeyre iman etmemişti. İslâm’dan ısrarla kaçıyor hatta şiddetle düşmanlık ediyordu. Ümmü Hânî hicret yıllarında kocasıyla beraber Mekke’de kaldı. Müslümanlar Mekke’nin fethi için yıllar sonra geldiklerinde kocası Hübeyre ailesini terkedip Necrân taraflarına kaçtı. Ümmü Hânî kocasının gitmesinin ardından Peygamber Efendimiz’e geldi ve şehadet getirdi.
Onun Emanı Resûlullah’ın Emanıdır
Ümmü Hânî Peygamber Efendimiz’e ﷺ, kocasının akrabalarından olan Mekke’nin iki azılı müşriğe eman vermek istediğini ancak kardeşi Hz. Ali’nin emanını kabul etmeyerek onları öldürmek istediğini bildirdi. Araplar’da “eman vermek” öteden beri bir gelenekti. Biri eman ister de verilirse artık ona dokunan eman verene dokunmuş gibi kabul edilirdi. Bu da yalnız eman verene değil onun kabilesine dokunmak demekti. Dolayısı ile verilen eman, diğerleri tarafından hemen kabul görürdü. Nitekim herhangi bir emanı kabul etmezlerse yarın kendi emanları kabul edilmeyebilirdi. Böylece itibarları da sarsılabilirdi. Eman talebi karşısında Peygamber Efendimiz Ümmü Hânî’ye tebessüm etmiş “Ümmü Hânî! Senin eman verdiğin kimseye biz de eman verdik” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/341, 343) Ümmü Hânî İslâm’ın en önemli olaylarından biri olan Mi‘rac hadisesinin kendi evinde yaşandığını, o gün Resûlullah Efendimiz’in ﷺ kendisine namaz kıldırdığını nakletmektedir. (İbn Sa‘d, Tabakat, 1/125) İlim ehli bu rivayeti nedeniyle onun Mekke döneminde müslüman olup kocası nedeniyle imanını gizlemiş olabileceği görüşünü taşımaktadırlar.
Ümmü Hânî Mekke’nin fethedildiği gün Fahri Âlem Efendimiz’in kendi evine geldiğini, gusül abdest aldığını ve sekiz rekât namaz kıldığını söylemiştir. Ayrıca yiyecek bir şeyler hazırlamasını istediğini fakat yalnızca sirke bulunduğunu öğrenince “Sirke ne güzel katıktır” (İbn Sa‘d, Tabakat, 8/153) buyurduğunu da nakletmiştir. (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 83) Sonraları bu hanım sahabenin Allah Resûlü’yle ﷺ nikâhlanmayı istediyse de hicrette bulunmadığı için Peygamber Efendimiz’in kabul etmediği nakledilmiştir. Böylece takdiri ilâhî gereği önce Resûl-i Ekrem’in ﷺ gençlik yıllarında, sonra da Mekke fethinin akabinde Peygamberimiz ﷺ ile Ümmü Hânî annemizin nikâhlanması imkânı olmamıştır.
Ümmü Hânî Hz. Peygamber ﷺ ile birlikte gazvelere katıldı. Hâşimiler’in üstün vasıflarını kendisinde barındıran lider vasıflı, etkili hitabeti olan, herkesi kendisine sevdiren bir sahabi annemizdi. Mekke’nin fethinden sonra ibadete düşkünlüğüyle ve din gayretiyle bilindi. Allah Resûlü ﷺ kendisiyle aynı evde büyüdüğü bir hanım olan Ümmü Hânî’ye iltifat eder ve ilgilenirdi. Peygamberimizden hadis rivayetinde bulunan sayılı hanım sahabilerdendir. Rivayetleri en önemli hadis kaynaklarımızda geçmiştir. Ayrıca Süleyman Çelebi Mevlid-i Şerif’in mi‘rac bahsinde beyitler içinde Ümmi Hânî validemizin ismini de zikreder. Böylece asırlardır mevlid-i şerif merasimlerinde annemizin ismi anılmakta ve Fâtihalar gönderilmektedir.
Gerilerden Gelip Kervana Yetişmek
Ümmü Hânî sahabi hanımların arasına sonradan karıştı. Ama Rabbimiz’in kendisine verdiği vasıfları etkin bir şekilde kullanarak onbinlerce hanım sahabi arasında öncülerden oldu. O zekâsını ilme ve marifete, beden gücünü ibadet ve taate yordu. Kocasının da kendisinin de hitabet kabiliyeti vardı. Kocası bu kabiliyetiyle şer için çalıştı ve kafir olarak öldü. Ümmü Hânî ise az ve öz seçkin kelimeleriyle İslâm’a hizmet etti. Allah Resûlü ﷺ başta olmak üzere sahabilerin ve müminlerin sevgi, muhabbet ve hürmetine nail oldu.
Sahabiler döneminde olduğu gibi her dönem güzel topluluklar bulunacaktır. Allah’ı ﷻ ve Resûlü’nü ﷺ içten duydularla seven müminler bir arada olacaklardır. Dinî beraber yaşamaya, haramlardan uzak durmaya gayret edeceklerdir. Böyle bir topluluğa sonradan karışan bir hanım için Ümmü Hânî ne güzel bir örnektir. Onun gayretiyle ortaya koyduğu mana elbette “Kişi için ancak çalıştığı şey vardır” (Necm 53/39) hakikatinden başkası değildir. Her kim gerilerde hatta başlangıçta dahi olsa çok çalışır, ilim için gayret eder, ibadet ve hizmet ederse elbette iki dünyada mesafe katedecek, karşılığını alacaktır.