ZEKÂT İBADETİ
ZEKÂT İBADETİ
İslam’da ibadetler birer imtihan vesilesi olmasının yanında fert, aile ve topluma pek çok yararlar da sağlamaktadır. Bu husus, İslam’ın ve getirdiği ilkelerin toplumun maslahatını gerçekleştirmek, insanlardan her türlü zararı engellemek üzere kurulu olduğunun göstergesidir. Bu sebeple İslam uleması, Allah ﷻ ve Resûlünün ﷺ her emir ve yasağının yanında mutlaka bir hikmetin olduğunu söylemiştir. Bunun yanında bazı ibadetler de vardır ki onların ibadet yönünün ifa edilmesi ancak maslahat, yarar yönünün gerçekleştirilmesi ile mümkün olabilmektedir. Bunlardan biri de zekattır. Zekât, kişinin sahip olduğu malının bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermesidir. Bu yönüyle mali bir ibadettir. Dolayısıyla zekât ibadetinin maslahat boyutu, ferdin direkt topluma iştirak etmesiyle meydana gelmektedir. Bu yönüyle zekât, kamusal menfaati gözeten en önemli ibadettir.
Zekât Vermemenin Müeyyidesi
İbadetler gönül hoşnutluğu ile ifa edilmelidir. Niyetlerin samimi, ihlasla yapılması ibadetlerden beklenen hususlardır. İbadetlerin bu duygular içinde yapılması büyük sevap getireceği gibi ihmal ve ihlal edilmesi durumunda da uhrevi cezaları bulunmaktadır. Ancak bazı durumlarda bu cezaların bir kısmı dünyadayken görülebilir. Buna işaret etmek üzere Peygamber Efendimiz ﷺ “Zekatını vermeyen bir kavmin kıtlık ve açlıkla müptela olacağını, mallarının zekâtını vermeyenlerin göğün yağmurlarından mahrum kalacağını, hayvanlar olmasaydı üzerlerine yağmur yağmayacağını” (İbn Mace, Fiten, 22) haber vermektedir. Başka bir hadiste ise, “Zekât bir mala karıştı mı onu bozar” (Kudai, Müsneü’ş-Şihab, 67/1) buyurmaktadır. Zekâtın mala karışması ile malda bırakılması ve ayrılarak verilmemesi kastedilmektedir.
İbni Ömer’den nakledilen bir rivayette Allah Resûlü ﷺ şöyle buyurmuştur: “Ey muhacirler! Beş şeyle imtihan edilmenizden endişe ederim. Bunlarla karşılaşmanızdan da Allah’a sığınırım. Bir toplulukta fuhuş ortaya çıkar ve aleni bir şekilde yapılmaya başlandığında, atalarının zamanında bulunmayan ağrılar, salgınlar görülmeye başlar. Onlar, ölçü ve tartıda eksiklik yapmaya başladıklarında şiddetli geçim sıkıntısına ve idarecilerin zulmüne uğrarlar. Mallarının zekatını vermemeye başladıklarında yağmursuz kalırlar; hatta hayvanlar olmasa onlara gökten bir damla bile yağmur düşmez. Allah ve Resulüne verdikleri sözü bozduklarından Allah onlara düşmanlarını musallat eder ve ellerinde ne var ne yok alırlar. İmamları ve önderleri Allah’ın kitabıyla hükmetmediklerinde ve kitapta bulunanlardan dilediğini seçip dilediğini bıraktıklarında, ceza olarak Allah onların aralarında kargaşa ve fitne meydana getirir.” (İbn Mace, Fiten, 22)
Müslüman zekât ve sadakayı kendisiyle Rabbi arasında bir ilişki olarak görmelidir. Zira o, her şeyden önce bir ibadettir. Bu bakımdan zekatla mükellef olan kişinin hatırına, zekât vermek suretiyle zulüm ve haksızlığa uğradığı düşüncesi gelmez. Çünkü meşruiyeti yani farz kılınışı, beşere değil, adalet sahibi Allah’a ﷻ aittir. Bu yüzdendir ki mükellef, gizli açık her şeyi gören ve bilen Allah’tan ﷻ zekâtını kaçıramaz. İşte bu, zekâtın hakkıyla ödenmesinin en kuvvetli yaptırımıdır. Hatta gerçek Müslüman böyle yaptırıma muhtaç olmadan zekâtını gönülden öder. Zekât malı eksiltiyor gibi görünse de aslında onu korur, arttırır ve temizler. Müslüman, Allah ﷻ için harcadığının elbette karşılığını görür.
Zekât İslam’ın Şiarlarındandır
Allah Resûlü ﷺ şöyle buyurmuştur: “Zekât, (kişinin Müslümanlığının) bir delilidir…” (İbn Mace, taharet, 5)
İnsan için imtihanlardan biri olan zekât verme işlemi, önemli bir kulluk borcudur. Hakiki manada, var olan her şey, İslam nazarında Allah’ın ﷻ mülküdür. Zekât vermek, güzel bir inancın eseridir. Çünkü kendi malından bir kısmını, sadece Allah ﷻ rızası için ayırıp fakir din kardeşlerine veren ve bundan dolayı onlardan hiçbir karşılık gözetmeyen bir insan, artık çevresine yararlı bir insan haline gelir. Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah ve Resulüne iman ederse, namazlarını kılarsa, zekatını verirse, Ramazan orucunu tutarsa, ister doğduğu yerde ikamet etmeye devam etsin isterse Allah yolunda hicret etsin; Allah’ın onu cennetine dahil etmesi kendisine bir haktır.” (Ali el Muttaki, Kenzu’l-Ummal, nr. 275)
Zekât Malı Eksiltmez
Malın artma ve azalma ölçüsünün sadece miktarla ilgili olmadığı düşünülürse, görünürde eksilmiş gibi olan malın, aslında zekâtı ödendiği için bereketli inip daha verimli hale geldiği veya geleceği anlaşılır. “Allah verilen sadakaları/ zekâtları arttırır” (Bakara, 2/276) ayetinde bu durumu en güzel şekilde izah etmektedir.
Zekât Dini Tamamlar
Diğer bedeni ve mali ibadetlerde olduğu gibi zekât ibadetinde de Müslümanın hassasiyeti, dinin kemalin bir göstergesidir. Onun sırf malî bir ibadet olmasının yanında, ifa şeklinin elinden çıkmasıyla gerçekleşmesi, onu manen olgunlaştırır. Elde ettiği varlıkların gerçek sahibinin kim olduğunu hatırlar böylece Kâmil bir Müslüman olma yolunda mesafe kat eder.