ORUÇ
Oruç kelimesinin Arapça karşılığı, savm/sıyamdır. Savm, sözlükte “bir şeyden geri durma, bir işi yapmama” anlamına gelir. Dini bir terim olarak oruç, tutmaya ehil olan kimselerin niyet ederek, ikinci fecirden itibaren güneşin batışına kadar orucu bozan şeylerden korunmalarıdır. İslam’da farz olan Ramazan orucu, hicretin ikinci yılı Şaban ayında farz kılınmıştır.
Oruç, çok faziletli bir ibadet olduğu için Kur’an oruç tutanları övmüş ve orucu müminlerin temel özellikleri arasında saymıştır. Bir kudsi hadiste ifade edildiğine göre Allah ﷻ şöyle buyurur: “İnsanoğlunun her ameli kendisi içindir fakat oruç bundan hariçtir; o, benim içindir ve onun karşılığını ben vereceğim.” Hadisin devamında orucun bir kalkan olduğu da ifade edilmiştir. (Buhârî, Savm, 2)
Orucun Farz Olmasının Şartları
Hz. Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Ergenlik çağına ulaşıncaya kadar çocuktan, iyileşinceye kadar akıl hastasından, uyanıncaya kadar uyuyandan.” (Buhârî, Talak, 11) Akıl olmadan mükellefiyet olmayacağı için oruç tutacak kişinin öncelikle akıllı olması gerekir. Akıl yanında büluğ çağına erişmiş olmak ve Müslüman olmak da şarttır. Hanefi, Şafii ve Hanbelilere göre velilerin yedi yaşına girmiş, oruca güç yetirecek durumda olan ve iyi ile kötüyü ayırt etme gücüne sahip bulunan erkek ve kız çocuklarını oruca alıştırması gerekir.
Bir kimseye orucu eda etmesinin farz olması için kişide hastalık ve yolculuk gibi dinen meşru sayılan bir mazeretin bulunmaması gerekir. Dolayısıyla hasta ve yolculara, bu durumları devam ettiği sürece oruç tutmak farz değildir. Ancak oruç tutarlarsa, tuttukları oruç geçerlidir. Bu gibi durumda olup da oruç tutamayanlar, mazeretleri bitince tutamadıkları günleri kaza ederler. Yolcunun oruç tutmaması için, gideceği mesafenin 90 km’nin üstünde bir uzaklıkta olması gerekir. Hastanın da oruca güç yetiremeyecek ölçüde hasta olması şarttır.
Yaşlılık sebebiyle gücü yetmeyenlere oruç tutmak farz değildir. Yaşlılar oruç yerine, imkanları varsa fidye verirler, imkanları yoksa oruç yükümlülükleri düşer. Hayız ve nifas halindeki kadınlara ve kendisi veya çocuğu zarar görecek durumdaki gebe veya emzikli kadınlara da oruç farz değildir. Bunlar, tutamadıkları oruçları kaza ederler.
Farz olan bir ibadetin vaktinde yapılmaması büyük bir günahtır. Dinen geçerli bir mazereti olmadığı halde Ramazan ayında oruç tutmamak da büyük bir günahtır. Bu gibi kimselerin hem oruçlarını kaza etmeleri hem de tövbe edip Allah’tan ﷻ af dilemeleri gerekir. Bu günahtan sadece kaza ile kurtulmak mümkün değildir. Hz. Peygamber’in ﷺ şöyle dediği nakledilmiştir: “Bir kimse mazereti olmadan ve hasta da değilken Ramazan’da bir gün oruç tutmasa, bütün zamanları oruçlu da geçirse bu, onun yerine geçmez.” (Buhârî, “Savm”, 29)
Orucu Bozan ve Yalnız Kazayı Gerektiren Durumlar
Bozulan bir oruçta yalnız kazayı gerektiren durumları üç noktada toplamak mümkündür. Bunlar; beslenme veya tedavi amacı taşımayan bir şeyi yemek veya içmek, bir gıda maddesini veya ilacı bir özür sebebiyle almak ve şehvetini cinsel birleşmenin dışında bir yolla tatmin etmektir.
Orucu Bozan, Kaza ve Kefaret Gerektiren Durumlar
Orucu bozup hem kaza hem de kefareti gerektiren durumların başında, Ramazan günü oruçlu iken cinsel ilişkide bulunmak gelir. Bilerek yeme-içme yoluyla bozulan oruç için de kefaret gerekir. Buna göre; mutat olarak yenilen yahut içilen bir şeyi oruçlunun “bilerek” yemesi ve içmesi orucu bozar, hem kaza hem kefaret gerekir. Ancak burada hastalık, hayız ve nifas hali, yolculuk, zorlanma, korkutulma ve yanılma gibi oruç tutmamayı mübah kılan bir özür söz konusu ise yalnız kaza yeterli olur, kefaret düşer.
Oruç kefareti, yalnız farz olan ve niyet ederek başlanmış bulunan Ramazan orucunun “kasten bozulmasının” bir cezasıdır. Kaza, adak, sünnet veya nafile olarak tutulan oruçların bilerek veya bilmeyerek bozulması halinde, yalnız bozulan günün kaza edilmesi yeterlidir. Kefaret gerekmez. Ancak başlanan bir ibadeti yarıda bırakmaktan dolayı ayrıca Allah’tan bağışlanma istemek gerekir.
Orucun Kazası
Ramazan ayında bir veya daha fazla gün oruç tutmayan kimselerin, bunları kaza etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulmuştur: “Sizden her kim hasta veya yolcu bulunursa tutamadığı günler sayısınca, diğer günlerde oruç tutsun.” (Bakara, 184)
Hanefilere göre kazaya kalan Ramazan orucunun kazası, özür bulunsun veya bulunmasın ömür boyu kaza edilebilir, gelecek Ramazan’a kadar kaza edilmesi zorunlu değildir. Ramazan orucunun kazasının ara vermeden, peş peşe tutulması da şart değildir.
Kefaret Orucu
Ramazan ayında, başladığı orucunu bilerek bozmanın cezası kaza ve kefarettir. Orucun kefareti sıraya göre şu üç alternatiften durumuna uygun olanı yapmaktır: Köle azadı, iki ay peş peşe oruç tutmak, altmış yoksulu doyurmak.
Günümüzde köle uygulaması kalktığı için, ikinci ve üçüncü alternatiflerden birini esas almak gerekecektir. Burada sıraya göre amel etmek gerekir. İki ay oruç tutmaya güç yetiremeyeceğini düşünen kimse, altmış yoksulu bir defada veya ayrı günlerde doyurma yoluna gider. Buna da gücü yetmeyecekse, Yüce Allah’tan ﷻ af ve bağışlanma diler.