NAMAZIN ŞARTLARI VE RÜKÜNLERİ
NAMAZIN ŞARTLARI VE RÜKÜNLERİ
Kıraat
Namazın içindeki farzlarından (rükünlerinden) üçüncüsü kıraattir. Kıraat, sözlükte okumak demektir. Fıkıhta ise namaz kılan kişinin, Kur’an’ın ayetlerinden belirli bir miktarını kendisinin işitebileceği ölçüde bir sesle okumasını ifade eder. Kıraat namazın bir rüknü olup farzdır. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.” (Müzzemmil, 20) ayeti kıraatin farziyetine işaret eder. Hz. Peygamber de ﷺ “Kıraatsiz namaz yoktur” (Müslim, Salat, 42) buyurmuştur.
Tek başına kılan kişi, bir miktar Kur’an ayetini ayakta iken kendi işiteceği ölçüde ve harflerini belirterek (hafi), imam ise, sesli namazlarda yakınında bulunanların işiteceği bir ses tonuyla (cehri) okur.
Namazda farz olan kıraat miktarına gelince, bu miktar Ebu Hanife’ye (rh.a) göre her rekatta kısa da olsa bir ayettir. Fakat Ebu Yusuf’a, İmam Muhammed’e ve Ebu Hanife’den [rahmetullahi aleyhim] nakledilen başka bir rivayete göre bu miktar, kısa üç ayet veya bu miktarda uzun bir ayettir. Hanefi mezhebinde imama uyan kimsenin Kur’an okuması gerekmez; onun hem sesli hem de sessiz namazlarda susması vaciptir. “İmamın kıraati, ona uyan cemaatin de kıraatidir.” (İbn Mace, İkame, 18) hadisi bu konudaki delillerden biridir. İmama uyanın kıraat etmesi tahrimen mekruhtur. Yalnız gizli okunan namazlarda İmam Muhammed, cemaatin de kıraatte bulunmasına cevaz vermiştir.
İslam bilginleri, kıraat farizasının ancak Kur’an’ın asıl metniyle yapılması halinde yerine getirilmiş olacağı hususunda görüş birliği içindedirler. Kıraatin nafile namazların, vitir namazının ve iki rekâtlı namazların bütün rekâtlarında, dört veya üç rekâtlı farz namazların ise herhangi iki rekâtında yapılması farzdır. Kıraatin ilk iki rekâtta olması ise vaciptir. İkinci rekâttan sonraki rekât veya rekâtlarda sadece Fatiha suresini okumak bir rivayete göre vacip diğer bir rivayete göre ise sünnettir.
Konuşabilen kişinin namazda Fatiha ve diğer sureleri, dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkartmaksızın zihinden tekrarlaması okuma (kıraat) sayılmaz. Böyle yapmakla namazın rüknü olan kıraat yerine getirilmiş olmaz. Kişinin kendi duyabileceği bir sesle, fısıldar gibi, harfleri yerlerinden çıkartarak ve eğer yanında başkaları varsa onları rahatsız etmeyecek bir şekilde okuması gerekir.
Sağır ve dilsizler, ibadetlerle mükellef olma açısından diğer Müslümanlar gibidirler. Dolayısıyla namaz kılmakla, oruç tutmakla ve diğer ibadetlerle yükümlüdürler. Namazın farzlarından olan “iftitah tekbiri” ve kıraatin normalde telaffuz edilmesi gerekir. Ancak sağır ve dilsizlerin, tekbir ve kıraati kalplerinden geçirmeleri yeterlidir, dillerini hareket ettirmeleri gerekmez. Çünkü kişi, ancak gücünün yettiğini yapmakla mükelleftir.
İmam Azam Ebu Hanife’ye göre namazda, sure veya ayetleri Mushaf’a bakarak okumak namazı bozar. İmameyn’e göre ise mekruh olsa da namaz bozulmaz. Şafiilere göre de bir kimse, namazda Fatiha suresini Mushaf’a bakarak okursa namazı geçerli olur. Öte yandan bir kişi, namazda okuyacağı sureleri, kıraat sahih olacak şekilde öğrenip namazını dosdoğru kılmaya çalışmalıdır. Hiçbir ayet bilmiyor veya okuyamıyorsa öğreninceye kadar, “subhanallahi ve’l-hamdu lillahi vela ilahe illallahu vellahu ekber…” der. Bunu da söyleyemiyorsa sanki bir dilsizmiş gibi kıyamda üç kez “Subhanallah” diyecek kadar durur sonra rükuya gider. En kısa zamanda namaz kılacak kadar sure veya ayet öğrenir.
Namazda Kıraat Hatası
Namazda Kur’an’dan bir bölüm okumak farzdır. Bu farzın yerine getirilmiş olması için, Kur’an’ın doğru, usulüne uygun olarak okunması gerekir. Okuyucunun sürçmesi ve yanılmasına “zelletü’l-kari” veya “lahn” denir.
Namazda yapılan kıraat hatalarının namazı bozup bozmayacağı konusunda fakihler birtakım ölçüler getirmişlerdir. Bunlar şöyle özetlenebilir:
- Kur’an, kasten manası değişecek derecede yanlış okunursa namaz bozulur.
- Hata veya unutarak yanlış okunması halinde ise (bir harf yerine başka bir harf okunması şeklinde meydana gelen yanlışlıkta) bu kelimenin Kur’an’da bulunup bulunmadığına ve mananın değişip değişmediğine bakılır. Buna göre bir harf değişir de bu değişiklikle kelimenin manası değişmez ve Kur’an’da da o kelimenin benzeri varsa namaz bozulmaz. Şayet harf değişmekle kelimenin manası bozulmaz, fakat bu kelimenin bir benzeri Kur’an’da yoksa İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre namaz bozulur, İmam Ebu Yusuf’a göre bozulmaz. Eğer harfin değişmesiyle mana değişir ve Kur’an’da da benzeri bulunmazsa namaz bozulur.
- Diğer yandan namazdaki kıraatlerde sin ve sad gibi mahreç yakınlığı bulunan harflerde, harflerin tam mahrecinden çıkarılamaması durumunda namaz bozulmaz. Fakat alimlerin çoğunluğu “Allah’ü ehad” yerine “Allah’ü ehat” demenin namazı bozacağı görüşünde oldukları için, İhlas suresini okurken “dal” harfini, “te” gibi okumamaya dikkat etmek gerekir. Aynı zamanda mahreç yakınlığı olmamakla birlikte bazı harfler yaygın olarak karıştırıldığı için ayırt etme zorluğu bulunan bu çeşit harflerin birbiri yerine geçirilmesi durumunda birçok fakihe göre namaz bozulmaz. Mesela “dat” yerine “dal”, “zal” veya “zı” harfinin okunması böyledir. Çünkü bu durumlarda zaruret ve kaçınılması mümkün olmayan bir durum (umum-ı belva) vardır.