Ana sayfa

NAMAZIN ŞARTLARI VE RÜKÜNLERİ̇

NAMAZIN ŞARTLARI VE RÜKÜNLERİ̇

NAMAZIN ŞARTLARI VE RÜKÜNLERİ̇

 

Rükû

Namazın bir rüknü olan rükû, eller dizlere erecek şekilde öne doğru eğilmek demektir. Asgari ölçü kişinin ellerinin dizine ulaşmasıdır. Kıraat bittikten sonra eğilerek rükûya varılır, baş ile sırt düz tutulur ve eller dizlere kadar varır ve dize dayanılır. Ayakta namaz kılan kimsenin rükû için yalnız başını eğmesi kâfi gelmez; vücuduyla bir miktar da olsa eğilmesi gerekir. Oturduğu halde namaz kılan kimsenin, rükû ederken alnı dizlerine paralel olacak derecede sırtını eğmesi (ima) gerekir.

Rükûda bulunuyor gibi kambur olan kimsenin rükûsu başını biraz eğmekle olur. Kamburluğu rükû sayılmaz. İmama rükû halinde yetişen kimse, ayakta iftitah tekbiri alıp ondan sonra rükûya gider. Bu tekbiri rükûya yakın vaziyette alırsa namazı bozulur, imama uymuş olmaz.

İmam henüz rükûda iken yetişip de ona uyarak rükûya varan kimse, o rekâtı imamla kılmış sayılır. Fakat bir insan, imam rükûda iken tekbir alıp da imam rükûdan kalktıktan sonra rükûya gitse, o rekâta yetişmiş sayılmaz, bir rekâtı kaçırmış olur. Kaçırdığı rekâtı namaz sonunda imam selam verdikten sonra tek başına kılar.

İmama uyan kimse, imamdan önce rükûya varıp daha imam rükûya gitmeden başını kaldırırsa bu rükû yeterli olmaz. Rükûsunu, imamın rükûsu esnasında iade etmezse namaz bozulmuş olur. İmama rükûda yetişen kimse iki tekbire muhtaç değildir. Ayakta “Allahu Ekber” deyip hemen rükûya gider. Bu bir tekbir ile hem iftitah hem de rükû tekbirini almış olur. Rükûda bir süre rükû vaziyetinde beklemek (tuma’nine) ve rükûdan sonra doğrulup bir süre kıyam vaziyetinde beklemek (kavme) gerekir. Hanefi mezhebinde bu sürenin en azı “sübhane’llahi’l-azim” diyecek kadar bir zaman dilimidir.

 

Secde

Namazın bir diğer rüknünü oluşturan secde; elleri, dizleri, ayak parmaklarını, alnı ve burnu yere koyarak kapanmak demektir. Namaz kılan kimse, rükûdan doğrulduktan sonra secdeye vararak Allah’a ﷻ tazimde bulunur. Bu secde, her rekâtta birbiri ardınca iki defa yapılır. Namazda secde için alın yere koyulduğu halde, burun yere konmazsa secde yine caiz olur; fakat böyle bir secde özür bulunmayınca mekruhtur. Burun yere konup alın yere konmadığında ise özür olmadığı takdirde İmam Azam’a göre kerahetle caiz olur. İki İmama göre özürsüz böyle bir secde caiz olmaz.

Tam ve mükemmel bir secde yedi aza üzerine yapılan secdedir. Peygamberimizden nakledilen bir hadiste, bu azaların yüz (alın ve burun), iki el, iki diz ve iki ayak parmakları olduğu belirtilmiştir. Gücü yetmediği için oturarak namazını kılıp, bedensel özründen veya vasıta içinde namaz kıldığından dolayı secdeye kapanamayan bir kişi ima ile eda ettiği secdede rükûdan daha fazla eğilmelidir.

İki ayağın veya bir ayağın parmakları yere konmadıkça secde caiz değildir. Tercih edilen görüş budur. Bir ayağın yalnız bir parmağını veya ayağın yalnız üstünü yere koymak kafi gelmez.

Secde edilecek yerin yüksekliği, ayakların konduğu yerden on iki parmaktan (yaklaşık 25 cm) daha yüksek olmamalıdır. Atılmış yün, pamuk gibi yumuşak bir şey üzerine secde edildiğinde yüz bunların içinde tamamen kayboluyorsa ve alın ile burun sertliği hissetmiyorsa secde caiz olmaz. Secdede ve iki secde arasında bir süre durmak gerekir. Bu sürenin en azı “sübhane’llahi’l-azim” diyecek kadar bir zaman dilimidir. Rükû ve secde rükünlerinin yerine getirilmiş olması için, rükû ve secde denilebilecek kadar, o vaziyetlerde durmak yeterlidir; muhakkak üçer kez tesbih okunacak miktar beklemek farz değildir. Fakat rükû ve secdede sünnet miktarı en az üçer kere tesbih okumaktır. Orta derecesi beş tesbih ve yüksek derecesi de yedişer tesbih okumaktır.

Yalnız başına namaz kılan, daha çok tesbih yapabilir. Fakat imam olan kimse, cemaatin rızası olmadıkça üçten fazla tesbihte bulunmamalıdır; çünkü cemaati usandırmak ve kaçırmak uygun değildir.

Rükû’da tesbih “Sübhane Rabbiye’l-Azim”dir. Secdedeki tesbih de “Sübhane Rabbiye’l-A’la’dır. Her rekâtta iki secde yapılır. Bunlardan biri kasten terk edilirse namaz bozulur.

 

Ka’de-i Ahire (Son Oturuş)

Namazların sonunda teşehhüt miktarı oturmak, namazın bir rüknü olup farzdır. Buna ka’de-i ahire denir. Ka’de-i ahirede oturarak beklenmesi farz olan süre Hanefi mezhebine göre teşehhüt miktarıdır. Teşehhüt miktarı ise tahiyyat duasını okuyacak kadar bir süredir.

Bir kimse sabah namazının iki rekâtını kıldıktan sonra ikinci rekât sonunda oturmaksızın ayağa kalkıp üçüncü rekâtın secdesini yapmış olsa, bu namaz farziyetini yitirir ve nafileye döner. Bu durumda bir rekât daha kılınır ve sonunda oturarak selam verilir. Yine, dört rekâtlı bir farz namazın dördüncü rekâtında ve akşam namazının üçüncü rekâtında oturmayıp da bir rekât daha kılınarak secdeye varılsa, bu namaz da nafileye dönmüş olur. Bu halde kılınan namaz sabah namazı ise, dört rekâttan sonra hemen selam verilir. İkindi gibi dört rekâtlı namaz ise, beşinci rekâta bir rekât daha ilave edilip ondan sonra selam verilir. Sahih olan görüşe göre, bu durumda sehiv secdesi gerekmez.

Farz veya nafile namaz kılarken, son rekâttan önceki herhangi bir rekâtın sonunda, bu rekâtları son rekât zannederek oturup teşehhütte bulunduktan sonra selam veren bir kimse; şayet göğsünü kıbleden çevirmek, konuşmak ve gülmek gibi namaza aykırı bir davranışta bulunmamışsa, hemen ayağa kalkarak kalan rekâtları tamamlar. Namazın sonunda sehiv secdesi yapar; böylece namazı tamamlanmış olur. Fakat namazda eksik bıraktığı rekâtları tamamlamadan selam verip namazı bozan bir davranışta bulunmuşsa, namazı başından alarak tekrar kılması gerekir.

 

Yusuf Yakubov