ZEKÂTIN VERİLECEĞİ YERLER
Kur’an-ı Kerîm’de zekâtın kimlere verileceği hicretin dokuzuncu yılında inen Tövbe suresinin 60.ayetinde şöyle belirtilmiştir: “Sadakalar (zekatlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, fakirlere, miskinlere (düşkünlere), (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (islam’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir Hikmet sahibidir.” Ayette sıralanan zekât verilecek kişilerin durumları şöyle açıklanabilir:
Fakirler: fakir, ev ve ev eşyası gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan malı olsa bile, gelirleri mutat olan ihtiyaçlarını karşılamayan ve borçları düşüldüğünde, nisap miktarından daha az malı olan kimsedir. Bir işte çalıştığı halde gelir düzeyi temel ihtiyaçlarını karşılamayan kimse de bu sınıfa girer.
Miskinler: miskin, hiçbir geliri ve malı bulunmayan kimsedir. Fakir ve miskinlere bir defa verilebilecek en çok zekât miktarı konusunda Hanefiler “nisab”ı, çoğunluğu oluşturan fukaha ise “kifaye”yi (yeterli miktarı) esas almışlardır. Bu son görüşe göre yoksula nisabı aşsa da, yeterli miktarda zekât verilebilir. Ancak Hanefilere göre nisap miktarından fazla verilse geçerli olmakla birlikte mekruhtur.
Amiller (Zekât işlerinde çalışanlar): Bunlar zekât işlerinde çalıştırılan memurlardır. Terim olarak “amil” zekât gelirlerini toplamak ve hak sahiplerine dağıtmak için görevlendirilen kişiyi ifade eder. Buna göre zekât memurları, bu vazifeyi yürütmelerinin karşılığında toplanan zekatlardan ücretlerini alabilirler.
Müellefe-i Kulub: ilgili ayette dördüncü grup olarak zikredilen bu sınıf, kalpleri islam’a ısındırılmak istenen kimseleri kapsar. Hz. Peygamber ﷺ, Mekke’nin fethinde İslam’a yeni girenlere ve diğer bazı kimselere zekâttan pay vermiştir. Bunların içinde henüz İslam’a girmeyenler de vardı. Bu sınıfa zekât vermenin amacı, imanı zayıf olanların imanını güçlendirmek veya kötülüklerinden güvende olmak yahut onları hayra sevk etmektir.
Hz. Peygamber ﷺ gerek zekât ve gerekse fey ve ganimet gibi devlet gelirlerinden, kalpleri İslam’a ısındırmak istenen kişilere paylar vermiştir. Bu kimselerden bazıları Hz. Peygamberin ﷺ vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’e gelerek paylarını istediler; o da görüş almak üzere bu kişileri Hz. Ömer’e gönderdi Hz. Ömer onlara: “Hz. Peygamber İslam’a ısındırmak için size zekâttan pay veriyordu bugün Allah dinini güçlendirmiş” demiş ve zekât vermeyi kesmiştir yoksa Hz. ömer’in bu içtihadı üzerine, artık dört halife döneminde bu sınıfa zekât verilmediği, hatta bu konuda sahabe icması oluştuğu fıkıh kitaplarında bildirilmiştir.
Köleler: kölelikten kurtulmak, Hürriyetini parayla satın almak isteyen kimselere de zekât verilir. Verilen zekatlarla efendisiyle hürriyet anlaşması yapan köleleri yardım edilerek onların hürriyete kavuşması sağlanır.
Borçlular: borcu düştükten sonra nisap miktarı malı kalmayan kimseler bu sınıfa girer. Başkasından malı veya alacağı olup da bunu alması mümkün olmayan kimse de borçlu sayılır. Bu şekilde borcu yüzünden darda bulunan kimseye zekât gelirlerinden pay verilir. Bu fondan zekât verilmesi için kişinin borcunun kul hakkından doğan borç olması ve vadesinin gelmiş olması gerekir. Diğer taraftan borçluya ihtiyacı kadar zekât verilir.
Fi Sebilillah: (Allah yolunda olanlar): “Allah ﷻ yolunda” anlamına gelen “Fi Sebilillah” tamlaması, terim olarak iki farklı anlamda kullanılmıştır. Birinci anlamı; İslam’ı yüceltmek için bilfiil savaşta bulunmaktır. Buna göre savaşta olan mücahitlere zekât verilir. İkinci anlamı ise Allah ﷻ rızasına uygun ve O’na ﷻ yaklaşmak için yapılan her türlü hayırlı iştir. Buna göre Allah ﷻ rızasını gözeten, hayır ve taat niteliği bulunan işleri yapan kişilere zekât fonundan yardım yapılabilecektir. Bu nedenle savaşa katılanların yanı sıra hacı umre yapanlara yahut ilim tahsil edenlere zekât verilebilmektedir.
İbnü’s-sebil (yolda kalmış kimse): yolculuğa çıkan, iyilik ve yararlı bir iş için yolculuk yapan ve gittiği yere yardımsız olarak ulaşamayan kimse bu sınıfa girer. Hac, savaş, mendup ziyaretler veya ticaret için yapılan yolculuklar bunu örnek gösterilebilir.
Yolcuya, kendi beldesinde zengin de olsa yolculuk sırasında muhtaç düşmüşse, gideceği yere ulaştıracak kadar zekât verilir.
Bir kimse zekatını belirtilen sınıflardan herhangi birine verebileceği gibi ikisine, üçüne veya hepsine de dağıtabilir. Zekâtın Allah Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerîm’de zikrettiği kimselerden başkasına verilmesi caiz değildir. Bu yüzden; mescit yapımı, yol, köprü, çeşme yaptırma, nehir kanalları açma, ölüm kefenlenmesi, ölen kişinin borcunun denmesi gibi malın mülkiyetini temlik anlamı taşımayan yerlere harcanması caiz olmaz.
Zekât Verilmeyecek Kimseler
Bir kimsenin kendi zekatını yoksul olan eşine, usul ve füruuna veremez. Usul; bir kimsenin anası, babası, dede ve Nineleridir. Füru ise oğulları, kızları, bunların çocukları ve torunlarıdır. Boşanma iddeti beklemekte olan karısı da bu hüküm kapsamına girer. Fakihlerin ittifakı ile zekât, esasen ibadet içerikli bir mükellefiyet olması sebebiyle, gayrimüslimlere; Allah’a ﷻ, peygamberlerine, ahiret gününe inanmayan kişilere ve dinden dönenlere, yani mürtetlere verilmez. Zekât Müslüman fakirlerin hakkıdır. Onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verilir. Ayrıca zengin kimseye de zekât vermek caiz değildir.