Ana sayfa

Si̇mülasyon çağinda tüketi̇m çilginliği

Si̇mülasyon çağinda tüketi̇m çilginliği

Uzunca bir süredir simülasyon, hipergerçeklik ve simülasyon çağı gibi kavramlar, medyada ve sosyal ortamlarda daha fazla işitilir oldu. Bu kavramların hayatımıza girmesinin temel sebebi elbette teknolojik gelişmelerin ışık hızıyla ilerlemesi ve hayatımızın merkezine yerleşmesi oldu. Peki üzerinde onlarca film yapılan ve yine onlarca kitap yazılan bu simülasyon çağı neyi ifade etmekte? Bunu anlamak için önce, simülasyon kavramını ve ona yakın bazı tanımları tartışmak yerinde olacak.

Simülasyon Nedir

Simülasyon, gerçek olmayan bir şeyi gerçek olarak algılatmaktır. Bir başka ifadeyle, gerçekliğin yeniden üretilmesidir. Fakat gerçek ile gerçekliğin yeniden üretimi arasında net bir fark bulunmaktadır. Yeniden üretilen gerçek, gerçekten daha gerçektir. Yani hipergerçektir. Bu yeni gerçeklik hem bir nedenselliğe dayanmaz hem de kendisini nispet edebileceği bir gerçeklik barındırmaz. Burada bahsedilen yeni gerçeklik, aslında bir yanılsamadan ibarettir. Üretimin nihai çıktısı ise yanılsamanın gerçekliğidir.

Yanılsamanın Gerçekliği

Yanılsamanın gerçekliğinde ise daha karmaşık bir taraf vardır. Zira yanılsamanın gerçekliği, yanılsamanın yanılsama olduğunu anlayacağımız bilgiden mahrum olacağımız anlamına gelir. Bu, üretilen yeni gerçeğin şeksiz ve şüphesiz kabullenilmesine sebep olur. İşte bu yeni gerçeklik, yeni bir evren oluşturur. Yeni evrende bir zamanlar gerçek olarak algıladığımız eski dünyadan eser yoktur. Burada üretilmiş simgeler bulunmaktadır. Evren kendisini sürekli yeniler. Bunu yaparken de filmleri, dizileri, çizgi filmleri, kitapları, bilimsel araştırmaları, geleneksel ve yeni medyayı kullanır.

Simülasyon Evreni

Gerçekliğin yeniden üretimi olarak düşülebilen simülasyon evreni, kitle iletişim araçları ve internet yoluyla hayatımızın merkezine çoktan girmiştir. Kitle iletişim araçları yeni gerçekliği barındıran simülasyon evreninin kendisini durmaksızın yenilemesindeki baş aktördür. Bizi gerçeklikten koparan kitle iletişim araçları her seferinden kendi hakikatini oluşturarak bu hakikati zihinlerimize empoze etmeye çalışır.

Tüketim toplumu, etrafını çepeçevre saran teknolojik araç gereçler sebebiyle kendi hayatlarından zihinsel anlamda uzaklaşmaktadır. Dolayısıyla gerçek dünya ile arasına teknolojiyi koyar. Gerçek ile arasında bulunan teknoloji bariyeri yüzünden insanlar, gündelik yaşam gerçekliğinden giderek kopmakta ve içinde yaşadıkları dünyayı hareketli ya da sabit görüntüler olarak algılamaya başlamaktadır.

Fakat bu algılama süreci yani simülasyon evrenine geçme süreci hemen olmaz. İlk evrede göstergeler, yani gerçeklik olarak kabul ettiğimiz şeylerin yeniden üretimi yapılır. İkinci evrede ise yeniden üretilen göstergeler hakikati süslemeye, manipüle etmeye ve abartmaya başlar. Fakat bu evrede de gerçeklikten tamamen kopuş söz konusu değildir. Üçüncü ve dördüncü evrelerde ise göstergeler ve simülasyon, gerçekliğin yerini alır.

Gerçeklerin Manipülasyonu

Simülasyonda insanlar kendi gerçeklerini de kendileri manipüle ederler. Örneğin insanlar, gerçek hayatta sahip olmadıkları kişilikleri sanal ortamlarda özgürce oluşturabilmektedir. İnternet ağı onlara gerçek hayatta olmadıkları biri olabilme yeniden üretimini sağlayabilmektedir. Bu sebeple simülasyon evreninde insana ait olan sahici her şey azalıp gider. Artık yüz yüze ilişkilerden çok sanal ve suretler pazarı bir hipergerçeklik ortaya çıkar.

Tüm bunlar bir yana simülasyon evreninin daha büyük bir amacı bulunmaktadır. O da tüketim çağında yeni gerçeklerle çepeçevre sardığı insanları tüketim toplumuna çevirmektir. Ne de olsa kapitalist sistemde yaşayan birey tüketmek için yaşar. Tüketebilmek için çalışır. Simülasyon evrenini oluşturduğu mutluluğa sahip olabilmek için ona tüketmesi öğretilir.

Fakat bu öğretide mutluluk geçicidir. Dolayısıyla tekrar mutlu olmanın yolu tekrar tüketmektir. Simülasyon içerisinde sürekli bir “yeni” bulunur. Yeni arabalar, yeni telefonlar, yeni filmler, yeni yerler ve yeni teknolojik gelişmeler gibi sınırsız yeniden bahsedilir. Yeninin sürekli sunumu eskinin yıkımı anlamına gelir ve insanlar kendilerini güncellemek adına yani yeniye sahip olmak üzere tüketim çılgınlarına döner.

Maneviyatın Maddiyata Yenik Düşmesi

Sistem, insanın neredeyse tüm alanlarına girdiğinden insan hayatı maddiyattan ibaret olmaya başlar. Dolayısıyla manevi yan, gözden kaybolmaya başlar. Bireyler kendilerini manevi bir boşluğun içinde hisseder. Fakat sistem için bu da insanları tüketime yönlendirmek için bir silah olarak kullanılır. Böylece insanlar daha çok tüketir, gerçekten daha fazla uzaklaşır ve sistemin kâr marjını etkileyen sayısal verilerden başka bir şey olmaz.

Sonuç olarak duyguların kitlesel olarak yönetilmeye çalışıldığı bir çağda, çok bilgi ve az anlamla yaşanması istenen bizler, simülasyon çağında kendi öz ritmimizi yitirme tehlikesi altındayız. Fakat bu yitimin gerçekten farkında olup olmadığımız sorusu acilen cevaplanması gereken bir sualdir. Zira uyanmak için silkelenmek gerekmektedir.

Son sözü simülasyon teorisinin sahibine vermek doğru olacaktır. “İçin için kaynayan anlam parçacığı, içeriğinden boşaltılıp medya adlı devasa boşlukta simüle edilir. Ve kitleler; iletişim araçlarına sarılarak modern bir kurban töreninin ritüellerini sözbirliği etmişçesine, mükemmelen yerine getirirler…”

EMRAH METE