RIZA İMALATINA GİRİŞ
RIZA İMALATINA GİRİŞ

Tüm insanlar, bunlara münzevi bir yaşam biçimini seçip ücra köşelerde inzivaya çekilenler de dâhil, başka insanlara doğrudan ya da dolaylı olarak temas etmeden yaşamını sürdüremez. Dolayısıyla bireyler birbirleriyle karşılıklı bir iletişim içerisine girmek zorundadır. Birbirleriyle yardımlaşma halinde olmayan insan grupları yaşama mücadelesinde de geri kalacaktır.
Dolayısıyla insanlar birbirleriyle karşılıklı olarak etkileşim halinde olmak zorundadır. Bu zorunluluk beraberinde toplumsallaşmayı getirir. Sözlük anlamıyla “bireyin kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanması, toplumla bütünleşme süreci, sosyalleşme” olarak tanımlanan toplumsallaşma, bireylere kurumsallaşmış kurallara adapte olmada yardım eden ve yaşam boyu devam eden bir süreçtir.
İnsanoğlunun toplumsallaşırken siyasallaştığı bu süreçte kurumsal yapılar ortaya çıkmıştır. Bu yapılar ise zamanla yöneten ve yönetilenler olmak üzere toplumu yeniden şekillendirmiştir. Dolayısıyla güç-iktidar ilişkilerini de doğuran bu süreç, iktidar mücadelelerinin de ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hal böyle olunca da hegemonya da yönetenlerin yönetilenleri idare etmek için uyguladığı bir enstrüman olarak sahneye çıkmıştır.
Hegemonya Nedir?
Hegemonya kelimesi Antik Yunanlıların dilinde ipucu ya da rehber anlamlarına gelen hegemon sözcüğünden gelmektedir. Hegemonya fikri ise kelime anlamından hayli farklıdır. Düşünsel anlamda egemen grupların toplumu kontrol etme gücü kavramını ortaya koymaktadır. Bu durumda hegemonyayı birbiriyle çatışan grupların bir diğerini kendi inanç ve emellerine razı etmesi olarak tanımlayabiliriz. Burada asıl önemli olan nokta ise kültürel hegemonyadır ki, geniş kitlelerin yönetimi için genellikle bu yola başvurulmuştur.
Kültürel hegemonya kavramına iki farklı şekilde yaklaşmak doğru olacaktır. İlki tek bir sınıfın entelektüel ve kültürel hâkimiyetini diğer sınıflar üzerinde gerçekleştirmesidir. İkincisi ise egemen sınıfın kendi gücünü toplumsal kaynakları kontrol etmek amacıyla kullanmasıdır. Dolayısıyla egemen sınıflar, yönetimi altındaki sınıflara kendi değer, kültür ve fikirlerini doğal bir şekilde ikna etme amacındadır. Söz gelimi sanat ürünleri, egemen sınıfa hizmet eden ve egemenlerin fikir birliği sağlayan bir araç olarak görülür.
Kitle İletişim Araçları
Tarih boyunca güç sahipleri toplumları denetleyebilmek ve kendi iktidarını sürdürüp güçlendirmek amacıyla birçok yöntem geliştirmiştir. Bu yöntemleri uygulamak için aynı güçlerin elinde birçok aygıt mevcuttur. Kontrol aygıtları olarak nitelendirilen bu araçlar sayesinde bu güçler, toplum refahı için çalışıyor gibi gözüküp çoğunlukla kendi otoritesini sağlamlaştırmayı amaçlamaktadır. Bu araçlar arasında en çok göze batanı ise elbette kitle iletişim araçlarıdır. Bu duruma en güzel örnek birinci ve ikinci dünya savaşlarında karşımıza çıkar. Bir ikna ve manipülasyon aracı olarak kullanılan kitle iletişim araçları, yürütülen kampanyalar sonucunda ortaya çıkan kanlı savaşlarda ve bu savaşların sürdürülmesinde önemli görevler üstlenmektedir. Örneğin Birinci Dünya Savaşı’nın en çetin zamanlarında James Montgomery Flagg tarafından oluşturulan Sam Amca Portresi, Amerikan halkını savaşa çağırmak için etkin bir şekilde kullanılmış ve bu emel doğrultusunda oldukça da başarılı olmuştur.
Benzer bir örnek İkinci Dünya Savaşı’nda da ortaya çıkmaktadır. Propaganda tarihinin önemli bir eseri olarak bilinen ve Almanlara savaş boyunca çok faydası olan “İradenin Zaferi” isimli belgesel, kitleleri etki altına alması noktasında kültüre hegemonya kavramının en güzel misallerindendir. Hitler’in ismini bizzat kendisinin verdiği belgeselde Nazi propagandası oldukça ustaca yapılmış ve Alman halkının desteği de başarıyla alınmıştır.
Enformasyon Teknolojileri
Kitle iletişim araçları ve enformasyon teknolojilerinin toplumlar adına özgürlük alanları meydana getirmesi gibi insanların yaşam stillerini doğrudan etkileyerek onları dönüştürme ve denetim altına sokma gücüne sahiptir. Enformasyon teknolojilerinin ilerlemesiyle birlikte toplumların yapılarıyla birlikte birçok tanım da dönüşüme uğramıştır. Yaşanan bu süreç neticesinde toplumların gözetlenmesi kavramı toplumsal denetim mekanizması adıyla anılmaya başlamıştır.
Amerikan filozof David Riesman, kitle iletişim araçlarının günümüz insanlarının karakterini oluşturan bir unsur olarak görür. Toplumlar bunca kalabalığa rağmen kendilerini hala yalnız ve korkmuş hissediyorsa bunun müsebbibi kitle iletişim araçlarıdır. Riesman bu bağlamda toplumsal denetime odaklanır. Toplumların alışkanlıklarının nasıl inşa edildiği konusu üzerinde tartışır. Kitle iletişim araçlarıyla bireylerin başka kültürleri ve toplumlarını tanımasını sağladığını söyler. Ve ona göre koskocaman kâinatta insan artık birey bile değildir.
Çünkü artık medya, insanların zihninde toplumsal gerçekliğin kurulmasında başat bir rol oynamaktadır. Hatta yeni dijital çağ ile birlikte gerçekliğin toplumsal inşasında medyanın sunduğu gerçeklikten öte bir gerçeklik bulunmamaktadır. Çünkü medya gerek görsel öğeleri gerekse de diğer faktörleri bir kurgu dâhilinde düzenleyip üretmektedir. Böyle bir güce sahip olan medya, gerçekliği yeniden üreterek günümüzde zihin inşasının da lideri durumundadır.
Hipergerçeklikte Savrulmak
Hipergerçeklik ortamında kendilerini her yeni gün bambaşka gündemlerin içinde bulan kitleler, esasında birilerince üzerinde çalışılmış mesajların bulunduğu sonsuz bir bilgi deryasında sürüklenip durmaktadır. Bu deryada savrulanlar ise aslında tüm kararları kendilerinin aldığı yanılgısından öteye gidememekte ve kendilerini özgür sanmaktadır. Oysa özgürlük, kültürel hegemonyanın son yüzyılda bulduğu en önemli icatlardandır. Yine demokrasi de hegemonyanın oluşmasında en büyük zemini oluşturmaktadır.
Bunu toplumları şaşkın sürü olarak nitelendiren Walter Lippman’dan okumak ve yazıyı sonlandırmak yerinde olacaktır:
“Rızanın üretilmesi yeni bir sanat değildir. Demokrasi görünümüyle öldüğü varsayılmakla birlikte çok eskidir. Ama ölmedi. Aslında, teknik olarak muazzam derecede gelişmiştir çünkü şimdi temel kuraldan ziyade analize dayanmaktadır. Ve böylece, psikolojik araştırmalar sonucunda modern iletişim araçlarıyla birleşince, demokrasi uygulaması bir köşeye döndü. Ekonomik gücün kaymasından çok daha önemli olan bir devrim gerçekleşiyor. Şu anda işleri kontrol eden neslin ömrü boyunca ikna, kendine güvenen bir sanat ve popüler hükümetin düzenli bir organı haline geldi. Hiçbirimiz sonuçlarını anlamaya başlayamaz, ancak rıza üretiminin nasıl yapıldığı bilgisinin her siyasi hesaplamayı değiştireceğini ve her siyasi önceliği değiştireceğini söylemek cüretkâr bir kehanet değildir. Propagandanın etkisi altında, yalnızca sözcüğün kötü anlamıyla değil, eski sabit düşüncelerimiz değişken haline geldi.”