PEYGAMBER ﷺ HÜRMETİNİN NİŞANI BİR KURUM NAKİBÜ’L EŞRAFLIK
PEYGAMBER ﷺ HÜRMETİNİN NİŞANI BİR KURUM NAKİBÜ’L EŞRAFLIK
İnancımızda hiçbir kimse ya da zümre ayrıcalıklı değildir. Herkes kanunlar ve hukuk önünde eşittir. Buna mukabil İslam tarihinde Hz. Peygamber’e ﷺ duyulan Sevgi muhabbet vesilesi ile Evlad-ı Rasul’e de ayrı bir sevgi ve muhabbet beslenmiş, ayrı bir hürmet gösterilmiştir. Evlad-ı Rasul’e gösterilen bu hürmet ve tanınan ayrıcalıklı tavır aynı zamanda Evlad-ı Rasul’ü, peygamberi ahlaka uymayan tavır ve davranışlardan koruyan bir kalkandır.
Hz. Peygamber’in ﷺ kızı Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin soyunu devam ettiren nesil, Evlad-ı Rasul olarak takip edilen bir nesildir. Bu nesli devam ettiren kişiler İslam dünyasında “Seyyid” ve “Şerif” olarak nitelendirilmişlerdir.
“Seyyid” kelimesi efendi, malik, faziletli, kerim gibi manalara gelmektedir. Aynı zamanda önde gelen, öncü olan, kavminin sıkıntılarına tahammül gösteren gibi manaları da ihtiva etmektedir.
“Şerif” ise nesep yolu ile bir üstünlüğe ve ululuğa sahip kişi anlamındadır. Ekseriyetle Peygamber Efendimizin ﷺ torunlarından Hz. Hasan’ın soyundan gelenler “Şerif”, Hz. Hüseyin’in soyundan gelenler ise “Seyyid” olarak nitelendirilse de bu ayrım çok kat’i ve kesin olmamış, bu kelimeler çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Hem anne hem de baba tarafından Hz. Ali’nin soyundan gelenlere de “Seyyidü's- Sadat” denilmiştir (Allah ﷻ onlardan razı olsun).
Peygamber Efendimizin ﷺ soyundan gelen kişilere Müslümanlar arasında beslenen sevgi ve muhabbet neticesinde bu kişiler, hürmet gösterilen kişiler olmuştur. Bu kişilerin takibi, halk ve devlet nezdinde meşru haklarının korunması gayesiyle de Osmanlı “Nakibü’l Eşraf” teşkilatını oluşturmuştur. Bu terkibi oluşturan kelimelerden “Nakib”, vekil, bir topluluğun başkanı anlamına gelmektedir. Bu kelimeyle Şeref kelimesinin çoğulu olan Eşraf kelimesi birleştirilerek “Nakibü’l Eşraf” terkibi oluşturulmuştur. “Nakibü’l Eşraf” ya da kısaca “Nakib” olarak nitelendirilen kişi de bu teşkilatın sorumlusudur.
Evlad-ı Rasul’e gösterilen hürmetin bir göstergesi olarak kurulan Nakibü’l Eşraf teşkilatında Efendimizin ﷺ torunlarının hakları korunur, mezhepleri kayıt edilir, doğumları ve vefatları deftere geçirilir, onların fena hallere düşmelerine engel olunurdu. Teşkilatın başında bulunan kişi bütün bu vazifeleri ile Peygamber Efendimizin ﷺ torunlarının umumi bir vasisi durumunda idi.
Kimdir Bu Nakipler?
Nakibü’l Eşraf teşkilatının geçmişi Emevî ve Abbasî dönemlerine dayanmış olsa da bu kurum Osmanlı Devleti’nde işlerlik kazanmıştır. Selçuklu Sultanı II. Alaaddin Keykubat, Osman Gazi’ye Söğüt civarını mülk olarak verdiği zaman topraklarında yaşayan seyyidlerin ihtiyaçlarının karşılanmasının, onlara iyi muamele edilmesinin ahirette şefaate vesile olacağını belirtmiştir çünkü Müslümanlar arasında seyyid ve şerifler Rasûlullah’ın ﷺ emaneti olarak hüsn-ü kabul görmüşlerdir.
Osmanlı Devleti’nde Nakibü’l Eşraf olarak ilk tayin edilen kişi, evliyanın büyüklerinden ve Emir Buhârî’nin talebelerinden Seyyid Ali Natta bin Muhammed’dir .
Seyyid Ali Natta’nın vefatından sonra yerine Seyyid Zeynelabidin tayin edilmiştir.
Nakibü’l Eşraf olarak seçilecek kişilerde birtakım şartlar aranmıştır. Bu şartlardan en önemlisi Seyyid olmaktır zira bu soyun işlerini tazim edecek kişinin de bu soydan olması gerekmektedir. Sözü dinlenen, itibarlı, Fazilet ve siyaset şartlarını bilen, fıkıh bilgisine haiz, İslam hukukunu bilen kişilerden olmalıdır.
Nakibler, seyyidleri neseplerine yakışmayan işlerde çalışmaktan men eder, seyyiderin geçimlerini kendilerine yakışır biçimde kazanmalarını temine çalışır, vergi ve ganimetlerden seyyidlerin payına düşen hisseleri dağıtırdı. Seyyidlerin haklarını müdafaa ettikleri gibi seyyidlerin de başkalarının hak ve hukuklarına riayet etmelerini sağlardı.
Seyyidler savaşlarda Sancak-ı Şerif’in etrafında durarak ordunun muzafferiyeti için zikir ve dualarda bulunurlar, savaş halindeki Müslüman askerlerin maneviyatlarını yükseltme gayretinde olurlardı. Bayram merasimlerinde ve resmî törenlerde okunması mutat olan dualar da payitahtta Nakibü’l Eşraf, diğer vilayetlerde ise Nakibü’l Eşraf kaymakamları tarafından okunurdu.
Renkler, Desenler...
Osmanlı’da renklerin kişiye duyulan saygı ve sevgi ile kişinin toplumdaki konumunu gösterdiği anlayışı benimsenmiştir. Bu anlayışla bazı kişilerin toplum hayatı içinde saygısızlıklara maruz kalmamaları için kendilerine has kıyafetler giymesi uygun görülmüştür. Bu düşünce ile seyyid ve şeriflerin de kendilerine has kıyafetler giymesi uygun görülerek, yeşil sarık takmaları adet olmuştur. Seyitlere “Emir” denildiğinden Yeşil sarığa da “emirlik sarığı” ya da “siyadet (seyyitlik) alameti” adı verilmiştir ve sadatın dışındaki kişilerin başlarına yeşil sarık takmaları uygun görülmemiştir. Nakibü’l Eşraflar da örf denilen ulema kavuğunun üzerine yeşil sarık sarmışlardır.