KURTULUŞ DOĞRU SÖZDEDİR
KURTULUŞ DOĞRU SÖZDEDİR
İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında söz söyleme yeteneği gelir. Söz öyle tesirlidir ki yeri gelir düşmanlıkları bitirir, yeri gelir dostlukların sonunu getirir. Tatlı dilin yılanı deliğinden çıkarabilme kabiliyeti herkesçe malum. Ama esas bilinmesi gereken, tatlı dilin de ancak “doğruluk”la kıymet kazanacağıdır.
Doğru ve güzel sözler sahibini Allah’ın ﷻ rızasına kavuşturur. Zira Kur’an-ı Kerîm’de “Güzel sözler ancak O’na yükselir, Salih ameli de güzel sözler yükseltir” (Fâtır, 35/10) buyurulmuştur. Bu sebeple konuşurken kullandığımız kelimelere son derece Özen gösterip güzel söz söylemenin Allah’ın ﷻ bir emri olduğunu unutmamamız gerekir. Efendimiz ﷺ bir hadis-i şerifinde “Doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında Sıddık (doğru sözlü, çok dürüst) olarak yazılır. Yalan ise kötülüğe götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzap (çok yalancı) olarak yazılır” (Buhârî, Edep, 69) buyurmuştur.
Dürüstlük bahsi geçince akla Kâ‘b b. Mâlik gelir. O hâli vakti yerinde bir sahabeydi. Tebük Gazvesi’ne gidilecekti. Daha önceki gazalarda gidilecek yeri hiç söylemeyen Peygamber Efendimiz ﷺ, bu defa Müslümanları topladı ve Tebük’e sefer yapılacağını haber verdi. Mevsim sıcaktı ve meyveler olgunlaşmıştı. Herkes hummalı bir şekilde sefere hazırlanırken Kâ‘b b. Mâlik, “Hazırlığı ne zaman olsa yapabilirim!” diyerek kendi işleriyle oyalandı. Öyle ki, Hz. Peygamber ﷺ yola çıktığı zaman Kâ‘b b. Mâlik hiçbir hazırlığı yoktu. Hemen hazırlanmak üzere evinden çıktı, ama hiçbir şey yapamadan döndü. Kendisi bunu şöyle anlatır:
“Yola çıkıp arkalarından yetişmeyi düşündüm. Keşke yapmış olsaydım! Fakat bu da mümkün olmadı. Resûlullah ﷺ bu gazaya gittikten sonra insanlar arasına çıktığımda kendime arkadaş olarak ancak münafıklık damgası vurulmuş kimseleri yahut Allah’ın ﷻ mazur gördüğü âcizleri görmem beni kederlendirdi…”
Sefer sona erip de Müslümanlar Medine’ye doğru harekete geçince, Kâ‘b b. Mâlik’i müthiş bir endişe ve telaş kapladı. Resûlullah ﷺ dönünce ona ne diyeceğini düşünüyordu. Bu arada aklına birçok mazeret geliyor, ama o Resûlullah’a ﷺ yalan söylemeyi nefsine yediremiyordu. Nitekim Resûlullah’ın ﷺ Medine’ye geldiği haberi ulaşınca Kâ‘b b. Mâlik doğruca Peygamberimizin ﷺ huzuruna gidip ona hakikati olduğu gibi söylemeye karar verdi. Yanına vardığında selam verdi. Resûlullah ﷺ dargın kimseler gibi acı bir tebessümle ona, niçin gazadan geri kaldığını sordu. Kâ‘b b. Mâlik şu cevabı verdi:
“Yâ Resûlallah! Allah’a yemin ederim ki, sizden başkası, yani ehl-i dünyadan birisinin yanında bulunsaydım, özür beyan ederek onun gazabından kurtulabileceğimi zannederdim. Zira söz söylemesini bilirim. Vallahi biliyorum ki, bugün yalan söyleyip sizi memnun etsem de Allah ﷻ sizi bana gücendirebilir! Eğer doğrusunu söylersem siz bana kızacaksınız; lakin ben doğruyu söylemekle Allah’tan ﷻ hayırlı netice beklerim. Yemin ederim ki, gazadan geri kalmam için hiçbir özrüm yoktu. Hiçbir zaman, sizden ayrılıp kaldığım zamandakinden daha kuvvetli ve zengin değildim.”
Hâlbuki Kâ‘b b. Mâlik’in gözleri önünde 80 kadar kişi yalan mazeretlerle Peyamberimizin ﷺ huzuruna çıkmışlar, Peygamberimiz ﷺ de bunların bu mazeretlerini kabul ederek onlar hakkında istiğfar etmiş ve kalplerinde yatan niyeti Allah’a ﷻ havale etmişti. Fakat Kâ‘b b. Mâlik, Allah ﷻ ve Resûl’ü ﷺ huzurunda doğruluktan ayrılmadı.
Bu cevaptan sonra Resûlullah ﷺ ona, Allah’ın ﷻ hükmü vahyedilinceye kadar beklemesini söyledi. (Buhârî, meğâzî, 79)
Doğrudan Şaşmayana Müjdeler Olsun
Daha sonra sancılı bekleyiş başladı. Allah Resûlü ﷺ Kâ‘b b. Mâlik ile birlikte savaşa katılmayan 3 kişiyle sahabenin konuşmasını yasakladı 40 günün sonunda ise bir Elçi tarafından bu sahabelerin eşlerinden ayrı oturması gerektiği emri de bildirildi. Bu şekilde 50 gün geçirdiler. Ne 50 gün ama! Selamlarının dahi alınmadığı, herkes tarafından dışlandıkları bu 50 günün sonunda doğruluğundan ödün vermeyip sabrı kendine yoldaş edinen Kâ‘b b. Mâlik ve arkadaşları için Allah ﷻ tarafından müjdeli haber geldi: “Andolsun Allah; peygamber ile işlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir evet onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti...” (Tevbe, 9/117-118)
Hadis-i şerif’te konu olan bu hikâye bizi doğrunun nasıl yüceltip yalanın ise nasıl alçaltacağını açık bir şekilde ifade etmiştir. Neticede doğru sözlü kişiyi herkes sever. Özünden ve sözünden emin olduğumuz kişilerin yanında kendimizi daha güvende hisseder, onlardan ayrılmak istemeyiz. Yalan söyleyen kişinin ise gölgesine bile denk gelmek istemez, gördüğümüz yerde virüsten kaçar gibi kaçarız. Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğunu da söyleseler, onu bağrına basacak bir güzel köy muhakkak vardır. Fakat doğrudan şaşan her zaman perişandır, iki cihanda da bedbahttır.