Ana sayfa

ZAMAN MEFHUMU

ZAMAN MEFHUMU

Doksan yaşındaki bir amcaya hayatı sorulduğunda, “Bir kapıdan girdim, diğerinden çıktım; göz açıp kapayana kadar gelip geçti” dediği zaman mefhumu bilim, düşünce ve kültür dünyasını hep meşgul etmiştir.

İslam alimleri zamanın cevher mi araz mı olduğu konusunda ihtilaf etmiş. Nihayetinde onu hem hareketin hem de sükunun ölçüsü saymışlardır. Yerdeki ve göktekiler, dünya ve içindekiler, uzay dahil her şey insan için yaratıldığından zaman da insan için yaratılmış varlıklardan biri olarak kabul görmüştür.

Zaman kavramının izahı olduğunun kabul edilmesi, 1905’te Einstein’ın açıkladığı görelilik teorisi ile gerçekleşmiştir. Einstein, zamanın esnek olduğunu ve hareket yüzünden gerileyebileceğini, bükülebileceğini, her gözlemcinin kendi kişisel cetvelini yanında taşıdığını ve bu cetvelin başka birininkiyle uyuşmadığını söylemiştir. Hatta zamanın bükülebilirliğinin bazı insanların ötekilerden daha hızlı hareket etmelerine imkan verdiğini de bu teoriyle öne sürmüştür.

 

Dünyanın Her Yeni Turu

İnsanlık tarihinde, zamanı planlamak, etkili kullanmak insanın temel uğraşlarından biri olmuş; uygarlık tarihi boyunca insanoğlu farklı saiklerle zamanı dilimlenmiş ve birçok takvim icat etmiştir.

Dünyanın dönüşü insan için olduğundan, takvimi değerli kılan şey de insanın yaşamına bir zemin olmasındandır. Yani insanın hayatı kıymetli olduğu için zaman da kıymetlidir. Kur’an’a göre zaman insanın elindeki önemli bir kıymettir. Kur’an-ı Kerîm’de ayların sayısını ifade eden Tevbe suresindeki 36. ve 37. ayetler, akıl sahibi kimseler için, zamanın önemine dikkat çekmenin yanı sıra zamanın planlamasına da işaret etmektedir.

 

Vakit, Hesabı Olan Nimettir

Zaman, yaratılan varlıkların en karmaşık olanı insan içindir. Onun değeri vakitte yapılan ile orantılıdır. Zira Peygamber Efendimiz ﷺ “Kıyamet gününde hiçbir kul şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayağını kıpırdatamaz: ömrünün nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede harcadığından, malını nerede kazanıp, nerede harcadığından. Bildiği ile ne kadar amel ettiğinden” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyame, 1) buyurmaktadır.

Zamanı geçmiş ve gelecek olarak ayıran unsur “şimdi”dir. Bu sebeple ayları, günleri, saatleri değil de anları kovalamak gerekir. Anımızı, vaktimizi kıymetlendirecek şey ise İnşirah suresinde belirtilmiştir: O halde boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.”

Efendimiz ﷺ bir hadis i şerifinde “İki nimet vardır ki insanların çoğu bu iki nimetin kıymetini bilme noktasında aldanmışlar, hataya düşmüşlerdir. Bunlar sağlık ve zaman nimetidir.” (Buhârî, Rikak, 1) buyurmuştur. Mutasavvıflar ise vaktin kıymetini bilmek için “ibnü’l-vakt” yani “vaktin oğlu” olmak gerektiğini söylemişlerdir. Böylece içinde bulunduğumuz vaktin farkında olmayı ve bu farkındalıkla o anı kıymetlendirmeyi ifade etmişlerdir.

Vaktin hesabını, kıymetini bilmek, kendi muhasebemizi yapabilmek için büyük müfessirlerden Fahrettin Razî hazretlerinin şu ifadelerini hatırlayalım, zira vaktin kıymeti ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi: “Ne yaptımsa Asr suresinin manasını bir türlü kalbime indiremedim. Ta ki sıcak bir yaz günü çarşıda buz satan adamın söylediklerini işitene kadar. Adam erimeden evvel satmak istediği buzları göstererek; ‘Sermayesi her an tükenmekte olan şu zavallıya yardım edecek kimse yok mu?’ diyordu.” dünya bir çarşı ise sermayesi de ömürdür yani zamandır.

 

Çocuklara Vaktin Değerinin Öğretilmesi

Çocukların zamanla ilk tanışması saat iledir. Saati; günleri, ayları ve yılları birtakım bilimlere ayıran araç olarak öğrenirler. Okullarda, öğrendiklerinden sınava tabi tutulurken, zamandaki her anın ne kadar önemli olduğunu da kavrarlar. Bu bilinçle sınavda verilen süreyi boşa harcamamak için ellerinden geleni yaparlar. lakin çocuklara, bütünüyle hayatı kapsayan zaman bilincinin de aşılanması gerekir. Bu da Müslümanca bir şuurla zamanın “an”da yapılanlarla değerlendiğini öğretmekle mümkündür.

Zaman kavramıyla ilgili öğretilecek ilk husus, hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi zamanın insana verilmiş bir nimet olduğudur. Tıpkı sağlık, yiyecek içecek ve eşya nimetleri gibi… bu nimetin değerlendirilmesi konusunda ise “Bugün, Allah ﷻ için ne yaptın?” sualinin izinden gidilmelidir. Bu soruyu her gün kendine sorabilen bir çocuk, zamanı bir yetişkin gibi planlayamasa ve değerlendiremese de onu nasıl kullandığına dair fikir edinebilir. Bugün yapamamışsa bile sonraki günleri için “Allah için bir şey yapmak” düşüncesi hayatına girmiş olur. Eğer bu şuuru çocuklarımıza erken yaşta aşılayabilirsek, onları saatlerce televizyon, telefon ya da bilgisayar başında oturmaktan kurtarabiliriz. Oyun ve eğlence zamanı ile vazifelerini vaktinde yerine getirme dengesini sağlayabiliriz zamanı doğru kullanmak yani planlı olmayı alışkanlık haline getirmek vakti bereketlendirir. Bu da verimli ve huzurlu bir hayat demektir ki böylece yetişkin olduklarında, dünyada ebediyen kalacakmış gibi vakti israf etmelerinin de önüne geçilmiş olur.

Şairin dediği gibi, “Koşu bittikten sonra da koşan atlar”dan olabilmek için görünen yüzü ile yalnızca saatin, takvimin değil zamanın hakiki anlamının farkına varmak gerekir. Çocuklarımıza vaktin kıymetini ve hesabını öğretebilirsek; ebedi hayat için ellerine mühim bir ölçü vermiş oluruz.

 

Muhammed Selam İBRAGİMOV