GÖZETİM NEDİR?

Gözetim olgusu, denetim türü olarak insanlık tarihi içinde hep var oldu. Çoğunlukla toplumların fark etmediği bu kavram, son dönemlerde, özellikle Orwell’ın 1984 romanının çok satmasıyla birlikte iyice popülerleşti. Kavram hızlıca popülerleşti fakat görülüyor ki bir sonraki kitap kampanyasına kadar da unutuldu. Maalesef büyük biraderin bizi izlemesi durumu önce dilden dile dolandı sonra popülizmin içinde eriyip gitti. Geriye ise yine aynı şey kaldı: gözetleyen ve gözetlenen. Fakat bu denklemde bazı parametreler değişime uğradı ki, buna birazdan ayrıntısıyla değineceğiz.
Sözlükte nezaret, gözetme işi olarak tanımlanan gözetim, gözetleme, görmek ve görülmek kelimeleri üzerine inşa edilmiş bir kavramdır. Konumuz dahilinde ise gözetim için toplumların takibi, toplumdan veri alınması ve bu verilerin saklanması, sınıflandırılması, analiz edilip denetleme işi için kullanılması anlamlarına geldiğini belirtmek önemli olacak.
Gözetim toplumu deyince tabii olarak insanın aklına modern zamanlar düşmektedir. Fakat gelin görün ki, gözetim gerçeği insanlık tarihi kadar eskidir. Hatta onun için yazının icadıyla birlikte başlamıştır desek yanılmayız. Zira yazıyla birlikte kayıt sistemi gelişmiş ve köle ile sahip arasındaki nizam yazıya düşmüştür. Zaten yazı, kimi bilim insanları için teknolojik gelişmelerin başı olarak nitelenir. Gözetimin ilk zamanlarında, yani ilk ve orta çağlarda, tarım toplumlarının iş gücünü denetlemek ve onlardan vergi toplamaya dönük bir seyir izleriz. Aynı zamanda göçebe hayatların kontrolü, savaş için askerlerin sayımı ve iktidarı desteklemek adına nüfusu kayıt altına almak gibi evrelere geçilmiştir. Modern toplumların gelişmesiyle birlikte gözetim olgusunda da bazı değişimler olmuştur. Bu çağlarda daha çok teknik gözetimden söz edebiliriz. Özellikle de ulus devletler, iktidarlarını güçlendirmek için teknik gözetime başvurmuştur. Bu dönemde, toplumlar sistematik olarak gözetlenmeye başlanmıştır. Günümüzdeki gözetim ise hiçbir zaman olmadığı kadar yoğun veprofesyoneldir. Çağımız gözetimi daha çok enformatik bir gözetim olarak adlandırılmaktadır. İlginç bir şekilde demokrasinin yükselmesi, özgürlük söyleminin artması, bireyselliğin pohpohlanması çağında gözetimin palazlandığı görülür.
Enformasyon teknolojilerinin gelişmesi hegemon güçler tarafından gözetimin daha sistematik ve kolay bir şekilde yapılmasını sağlamıştır. Özellikle internetle birlikte hemen tüm toplumlar kişisel verilerini dijital ortama kaydetmiştir. Böylece güç ve sermaye sahipleri tarafından analiz edilebilen toplumlar, korkuları, sevinçleri, hastalıkları, gizli hissiyatları ve dahi sırlarına değin ifşa olmuş ya da kendini ifşa etmiş ve çeşitli sınıflandırmalara konu olmuştur. Hatta günümüzde insan genom projesi olarak adlandıran ve insan genetiğini konu alan çalışmalar bile yapılarak gözetimin her türlüsü gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Kısacası insanlar için “hayat boyu gözetim”den bahsetmek abes kaçmayacaktır. Zira küresel erk sahipleri, kapitalizmin şaha kalkmasıyla tüm yaşam alanlarını toplumun denetim altında tutabileceği bir şekilde kurgulayarak “izleyen göz”ün hakimiyetini kurmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken de kendini görünmez kılarak etkisini daha da güçlendirmektedir. Görünmeden gözetleme sayesinde gözetleyen hiçbir yerde görünmese ve hatta gerçek anlamda toplumu gözetlemese dahi kişi, gözetlendiği korkusuyla kendini gözetleyenin istediği şekilde davranırken bulmaktadır. Zira bilinmeyen bir göz tarafından izlenmek insanı paranoyaklaştırmıştır. Özgürlük vaadiyle kandırılan toplumlar sosyal medya gibi mecralarda pazarlanan ürünün bizatihi kendisi olduğunu fark etmeden özgürlük naraları atmakta fakat çığlıkları sesinin kısılmasına neden olmaktadır. Çünkü gözetleyenler için her şey hiç olmadığı kadar yolundadır. Zira gözetilenler kendi rızasıyla gözetilmektedir. Yani özgürlüğe gittiğini düşünen birey, yol boyunca karşısında kölelik taşları görmekte ve o taşları sevecenlikle bağrına basmaktadır.
Özgürlük Yolunun Kölelik Taşları
Gözetim mekanizması tarih boyunca yazarlar, filozoflar, bilim adamları ve diğer başka kimseler tarafından elbette eleştirildi. Fakat sistem her seferinde bunun için bir çözüm yolu buldu. Rıza imalatı olarak nitelendirebileceğimiz bu durumla birlikte insanlar gönüllü olarak gözetilmeye başlandı. Özellikle 11 Eylül saldırısının ardından küresel çapta gözetim, terör öne sürülerek meşrulaştırılmaya çalışıldı. Ayrıca kitle iletişim araçlarından yapılan yayınlarda islamofobi de yaygınlaştırılarak toplumlar korkuyla dolduruldu. Korkuyla dolup taşan bireyler kendi rızalarıyla gözetilme arzusuna düştü.
Gözetim toplumu çalışmalarıyla tanınan Bentham, rıza imalatını tıpkı tepedeki bir kule tarafından gözetlenen mahkumların, kendilerine dışarıdan gelebilecek bir saldırıdan önce kuledeki gardiyanların haberi olması ve bu haberdarlığın mahkumlarda bir iç rahatlığı oluşturması metaforuyla açıklar. Böylece mahkumlar hayatta kalmak adına gözetlenmelerine göz yumarak istekli bir rıza gösterirler. Tıpkı 9/11 örneğindeki gibi hayatta kalmak için tüm hayatını gardiyanlara bahşeder.
Gözetim, tüketime yönlendirilen halklar için alışverişlerimizde de boy göstermekten geri durmamaktadır. Mağazalar ve bankalar, indirim ve taksitlendirme kampanyalarıyla insanları kartlara teşvik etmekte ve her seferinde de onların her anlamda bilgisine sahip olmaktadır. Sahip oldukları veriler tüketici karşısına yeni tüketim ürünleri olarak çıkmakta böylelikle tüketim çarkı son hızla dönmektedir. Nihayetinde daha fazla tüketebilmenin daha fazla mutlulukla nitelendirildiği günümüzde gözetimin bir başka kulesi de alışveriş merkezleri ve sanal alışveriş siteleridir. Tüketimin çılgınca icra edilmesiyle de “tüketici” gözetilmenin korkusunu unutmuş mutlu müşterilere dönüşmüştür. Bu da oluşturulan en başarılı rıza imalatlarından biridir. Ve bu imalatın sonucu gözetilen ama mutlu, tüketen ama tüketirken tükenen bir toplum olmuştur.
Görüldüğü gibi özgürlüğe giden yol gözetilmekten, gözetilen köleler olmaktan geçmektedir. İşin en korkunç yanı ise özgürlük naraları atanların, zaman yaratıldığından beri hiç bu kadar köleleşmediğidir. Gözetenlerin ise yine zamanın hiç tanık olmadığı kadar güçlendiği ve emellerini ulu orta söyleme raddesine geldiği dikkatlerden kaçmamalıdır.