BAYRAM SEVİNCİ
Bayramı Paylaşmak
Modern dünyada bütün özel gün ve festivaller, insanların alış veriş yapması üzerine kurgulanmıştır. Yani her biri kapitalist dünyanın maksadına hizmet etmektir. Yüce dinimiz İslâm’ın ibadet ve bayramları ise Allah ﷻ rızası için yapılır. Her ibadette ve bayramda insanlarla paylaşmak, birlik olmak, onların ihtiyaçlarını gidermek gibi maksatlar vardır.
Bayram şuursuzca eğlenmek demek değildir. Bayram insanlardan uzaklaşmak demek değildir. Bayram israf etmek demek değildir.
Bayram paylaşmaktır. Bayram gülümsemek, büyükleri ziyaret etmek, fakirlerin ihtiyaçlarını gidermektir. Bayram Allah ﷻ rızası için sevinmektir. Bayramlarımız sevinç, neşe ve sürur günleridir. Ramazan bayramında, Allahﷻ “oruç tutunuz" emrine uyarak bir ay boyunca yemeyi içmeyi terke ip Allah’a ﷻ karşı kulluk görevlerinin yerine getirilmiş olmasının sevinci yaşanır. Sadece Allah’ın ﷻ emrine uyarak oruç tutan müminlere bu sefer, oruç tutmama ve yeme içme emredilir. Ramazan Bayramının ilk günü oruç tutmak yasaklanmıştır.
Kurban bayramında ise İslam’ın temel esaslarından biri olan hac görevinin yerine getirilip kurban kesmenin sevinci yaşanır. Bayramlarda meşru ölçüler içerisinde eğlenmek dinimizce yasak edilmemiştir. Bu sebeple asr-ı saadetten itibaren müslümanların bayramlarda meşru ölçüler içerisinde oynayıp eğlendiklerini, görüyoruz. Nitekim Peygamber ﷺ Medine hayatı boyunca on sene hizmet etmekle şereflenen Enes b. Malik’ten şöyle rivayet edilmiştir.
“Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye teşrif buyurdukları zaman Medinelilerin senede iki bayramları vardı. O günlerde onlar oynayıp eğlenirlerdi. Bunun üzerine Allah Rasulü: “Allahü Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayrama bedel daha hayırlılarını; Ramazan bayramı ile Kurban bayramını verdi.’’ buyurdu.
Hadis-i şeriften açıkça anlaşıldığına göre, Cahiliyye döneminde Medine halkının senede iki bayram günleri varmış, o günlerde onlar oynayıp eğleniyorlarmış. Allahü ﷻ müslümanlara o iki günün yerine daha hayırlı iki bayram lütfetmiştir.
Asr-ı Saadette bayramlardaki eğlenceleri hadis-i şeriflerden öğreniyoruz. Hz. Aişe validemizden şöyle rivayet edilmiştir.
“Bir defa Mina günlerinde yani Kurban bayramının ilk üç günlerinden birinde Rasulüllah yanıma girdi. Karşımda ‘Buâs’ ezgilerini def çalarak okuyan iki kız vardı. Yatağına uzanıp mübarek yüzünü çevirdi. Derken Ebu Bekir girdi ve:
-Bu ne hal? Resulüllah’ın yanında şeytan mizmarı mı? diyerek beni azarladı. Bunun üzerine Resulüllah ona dönüp:
“-Onlara ilişme’’ buyurdu.
Babamın zihni başka bir şeyle meşgul olunca kızlara işaret ettim, onlar da çıktılar.”
Hz. Aişe validemizden gelen ikinci rivayet de şöyledir:
“Bir bayram günü idi. O gün siyahiler kalkan mızrak oyunu oynuyorlardı. Bilmem ya ben, Resulüllah’tan bakmaya izin istedim de izin verdi ya da Rasulullah kendiliğinden: Bakmak istiyor musun? diye sordu. "Evet’’ dedim. Bunun üzerine beni arkasında yanağım yanağına değecek şekilde ayaküstü durdurup Habeşlilere: “Haydin devam edin Erfide oğulları!” buyurdu. Nihayet seyretmekten usandığımda: Artık yeter mi? diye sordu’’Evet” dedim, Öyle ise git! buyurdu."
Bayramlarda müminlerin keder ve gamlarını içlerine atıp karşılaştıkları din kardeşlerine karşı neşe ve güleryüz göstermeleri sünnettir. Peygamber ﷺdevamlı böyle idi. Onun bu halini Efendimiz’in meşhur şairlerinden Ka’b b. Malik şöyle ifade etmiştir
“Efendimiz gülümsedikçe mübarek yüzü şimşek çakar gibi nur saçardı.”
Asık suratlı olmak, kaşları çatmak, somurtmak müslümana hiçbir zaman yakışmaz. Hele bayramlarda hiç yakışmaz. Güler yüzlülük "ruhtaki saflık ve neşenin yüzde parıltısı demektir.”
Ramazan ve Kurban bayramları yeme içme günleridir. Onun için bu günlerde oruç tutmak yasaklanmıştır. Bu günlerde müminler yerler, içerler, başkalarına da ikramda bulunurlar, yedirirler, içirirler. Rasulüllah kurban bayramında mina günlerinde Abdullah b. Huzafe’yi hacılar arasında dolaşarak “bu günler yeme içme ve Allah’ı zikretme günleridir." diye ilan etmek üzere görevlendirmişti.
Bayramların sevinme, yeme içme ve birlik beraberlik günü olması, İslâm dünyasında çok güzel bir gelenek oluşturmuştur. Bayram günlerinde bütün evlerin kapıları herkese açıktır. Her gelene yemekler, tatlılar ikram edilir. Çocuklara şekerler, çikolatalar dağıtılır. Bazı büyükler çocuklara para ve hediyeler verir. Onları bayram olduğu için sevindirir. Bazı ülkelerde çocuklar komşularını dolaşarak şeker toplarlar. Sonra bu şekerleri eve getirip kardeşleriyle paylaşırlar. Her kapı çalındığında evin en küçükleri ilk önce kapıya koşar ve kapıyı açarlar. Şeker için gelen çocuklara, önceden hazırlanmış kâse yahut sepetleri uzatırlar.
Yüce dinimizin müminlerin birbiriyle yardımlaşma ve dayanışmasına önem vermiştir. Kur’an-ı Kerimde ve hadis-i şeriflerde, hali vakti yerinde olan kimselerin, fakirlere, yetimlere yoksullara yardım etmeleri istenmiştir.
Bayram günleri de bu güzelliklerin her tarafa yayıldığı günlerdir. Peygamber ﷺ de şöyle buyurmuştur:
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Öyle ise müslüman, kardeşine zulmetmez, onu tehlikeye atmaz ve kötü durumda yardımsız bırakmaz. Her kim kardeşinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırsa, Allah da onun ihtiyaçlarını giderir, ona yardımcı olur. Kim bir müslümanın bir sıkıntısını ve derdini giderir, onu sevindirirse Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın kusurlarını örterse Allah da kıyamet gününde onun kusurlarını örter.”
Dini bayramlarımız işte bu yardımlaşma ve dayanışma duygularının doruğa çıktığı günlerdir. Öyle ki dini bayramlarımız denilince ilk akla gelen şeylerden biri de yardımlaşma ve dayanışmadır. Hali vakti yerinde olup dini bakımdan zengin sayılan müminler ramazan bayramında fıtır sadakası vererek, kurban bayramında ise kurban kesip etini dağıtarak fakirleri, yoksulları, yetimleri, dulları sevindirirler, onlara yardım ellerini uzatırlar.
Kurban Bayramı, müminlerin her kalbi, her evi, her sofrayı şenlendirdikleri bayramlardır. Sofralarla birliğin bereketlendiği, neşenin katlandığı, müminler arasındaki kardeşliğin güçlendiğini görürüz. Böylece bayramın hikmetini idrak ederiz.
Dini bayramlarımızın fert ve toplum üzerinde çok olumlu ve derin tesirleri vardır. Topluca kıldığımız bayram namazları dini şuur ve duygularımızı kuvvetlendirir. Birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma duygularımızı güçlendirir. Birbirimize karşı sevgi, saygı, şefkat ve merhamet duygularını geliştirir. Düşmanlık, kin, nefret ve bölücülük gibi kötü tutum ve davranışları ortadan kaldırır.
Dini bayramlarımızda güzel adetlerimizden birisi de müslümanların arasında bulunan dargınlık ve kırgınlıkların giderilerek küslerin barışmalarıdır. Zaten müslümanların, birbirleriyle üç günden fazla küs durmaları doğru değildir. Çünkü Peygamber ﷺ bir hadis-i şeriflerinde:
"Bir müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir.”
buyurmuştur. Başka bir hadis-i şeriflerinde de:
“En faziletli sadaka birbiriyle dargın iki kimsenin arasını bulmak, onları barıştırmaktır” buyurmuştur.
İslâm dünyasında bayram günleri küsleri barıştırmak, kırgınlıkları gidermek en güzel adetlerdendir. Bayram bu yönüyle gönüllerimize ilaç gibi gelir. Paslanmış kalplerimiz, yeniden ışıl ışıl olur.
Bayramlarda sıla-yı rahim önemlidir. Ailenin en büyüğünden başlayarak ziyaret etmek gerekir. Bu güzel ahlakı ailenin bütün bireyleri ile birlikte yapmak, İslâm’ın güzelliklerini yeni nesillere aktarmak lazımdır. Bu yönüyle bayram güzellikleri gelecek nesillere öğreten bir okuldur. Onun için bayramlarda çocukları sevindirmek, onlarla bayram namazına gitmek, onlara hediyeler almak, onları ziyaretlere götürmek önemlidir.
Ailenin en büyüğünden sonra önem sırasına göre diğer akrabalar da ziyaret edilmelidir. Eğer aynı şehirde yaşamıyorlarsa mutlaka arayıp sormalı, bayram günlerinde onları da sevindirmelidir. Bayram günlerinde komşuları ziyaret etmek de önemlidir. Efendimiz “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diye buyurmuştur. Komşular arasında sevginin ve beraberliğin güçlenmesinin zamanı, bayram günleridir.
Bayram günleri, hiç kimsesi olmayan yaşlı ve garip kimseleri de ziyaret etmek lazımdır. Hastalar da bayram günlerinde unutulmaz. Bütün bu güzellikler Efendimiz’in ﷺ sünnetidir. Bayramı paylaşmanın en güzel adetlerinden biri de, fakir ve yetim çocuklarının sevindirilmesidir. Bize Efendimiz’den kalan çok güzel bir rivayet vardır:
Peygamber Efendimiz bir bayram namazından sonra mescitten çıkar evine doğru gider... Tam, çocukların aralarından geçerken, bir çocuğun diğerleri gibi eğlenmediği, hatta duvarın dibine çökerek mahzun bir şekilde onları izlediğini fark eder. Dahası bu çocuk için için ağlıyordur. Efendimiz, onun yanına gidip, "Yavrum, neyin var, niçin böyle üzgün duruyorsun? Arkadaşlarınla niçin birlikte oynamıyorsun?" der ya...
Hani çocuk da, babasının Uhud‘ta şehit düştüğünü, annesinin başka biriyle evlenince üvey kardeşlerine bakmak zorunda olduğu için kendisinin dışarıda kaldığını anlatır... Kâinatın Efendisi, çocuğun elinden tutup, başını okşar ve bir teklifte bulunur,
"Ben baban, Aişe annen, Fatıma kardeşin olsun istemez misin?"
Çocuk heyecanla, "Nasıl razı olmam Ya Resulallah" der ve sevinçten havalara zıplar.
Efendimiz çocuğun ismini mahzun olan gönlünü aldıktan sonra sorar. "Büceyr" ismini söyler çocuk. Fahr-i Kâinat Efendimiz, "Hayır, senin ismin Beşir olsun!" buyurur.
Peygamberimiz ﷺ bununla kalmaz, elinden tutar ve evine götürür. Yedirip içirir, üstüne başına yeni elbiseler alır, giydirir. Karnı tok, sırtı pek olan çocuk bir süre sonra oynayan diğer akranların arasına karışır. Üstelik diğer arkadaşlarından çok daha mutlu ve sevinçlidir. Çünkü babası cennete gitmişti ama babasının yerine geçen insan bütün babaların en hayırlısıydı.
Arkadaşları bile Beşir‘in bu haline gıpta etti ve etrafını sardı. İçlerinden biri sordu, "Sen daha önce ağlayıp duruyordun, şimdi nasıl oldun da bu hale geldin?" diye.
Beşir; "Açtım, doydum. Çıplaktım, giyindim. Yetimdim, Resulullah babam, Aişe annem oldu."
Bayram günlerinin bir diğer güzelliği de mezarlıkların ziyaret edilmesi, orada Kur’an okunup vefat etmiş akraba ve müminlere dua edilmesidir. Bütün İslâm dünyasında bu güzel adet, Asr-ı Saadet’ten beri devam ettirilmektedir.
Bayramlarımız, yılda iki kez gönlümüze gelen bahardır. Kalbimize merhamet tohumu eken yağmurdur. Bayramlar ile sevinmek, bayramı paylaşmak hayatımıza ve kalbimize rahmet, bereket getirecektir.
Kalbimizden iman, gönlümüzden bayram sevinci eksilmesin.
Bayramınız mübarek olsun.