NUMAN BİN MUKARRİN EL MÜZENİ
NUMAN BİN MUKARRİN EL MÜZENİ

Resulullah ﷺ insanların en yumuşak huylusu, en kuvvetlisi, en adaletlisi, en iffetlisiydi. Eli; mahremi, nikâhlısı ve cariyesi olmayan kadının eline değmemiştir.
En Cömertti
O insanların en cömerdiydi. Yanında altın ve gümüşle sabahlamazdı. Elindekileri dağıtamayıp fazladan mal ve erzak kalsa, onları ihtiyaç sahiplerine dağıtmadan evine dönmezdi. Arpa ve hurmalardan yıllık erzakını çıkarır, geri kalanını Allah ﷻ yolunda dağıtırdı. Kendisinden istendiğinde verirdi. Bazen de ayırdığı yıllık erzakından dağıtırdı. Eğer eline bir şey geçmezse, o yılı erzaksız geçirirdi. Ayakkabısını kendi diker, elbisesini kendi yamalardı. Ailesine işlerinde yardım eder, hanımlarıyla beraber et doğrardı.
En Haya Sahibi Olandı
Hayâsından başını kaldırıp kimsenin yüzüne bakmazdı. Hür olanın da köle olanın da davetine icabet ederdi. Bir yudum süt de olsa olsa hediyeyi kabul eder, karşılıksız bırakmazdı.
Asla sadaka kabul etmezdi. için kızar, kendi nefsi için kızmazdı. Kendisine ve sahabelerine zarar verilse dahi hakkı söyler, yerine getirirdi.
Amcası Ebû Tâlib, Resulullah ﷺ ’i bir şiirde şöyle anlatmıştır: “O nur yüzlü yağmurun yağma vesilesi, yetimlerin sığınağı, dulların koruyucusudur.”
Kanaat Ehliydi
Açlıktan bazen karnına taş bağlar, bazen hazır bulduğunu yerdi. Helal olan hiçbir yemekten sakınmazdı. Hurma, ekmek, bal, kavun ve et bulduğunda yerdi. Ekmeksiz süt bulduysa onunla yetinirdi.
Bazen Yemen cübbesi, bazen de yün cübbe giyerdi. Yüzüğü gümüştendi. Onu genelde sağ elinin serçe parmağına, bazen de sol elinin serçe parmağına takardı. Bir şeyi hatırlamak için bazen yüzüğüne ip bağlardı. Yüzüğünün taşında Muhammede’r-Resulullah yazıyordu.
Yüzüğünü mühür olarak da kullanırdı. Onunla mektuplarını mühürler ve, “Mektubu mühürlemek töhmetten hayırlıdır.” buyururdu.
Davetlere İcabet Ederdi
Düğün davetlerine icabet eder, hastayı ziyaret eder, cenazelerde hazır bulunurdu. Düşmanlarının arasında korumasız yürürdü. İnsanların en mütevazısıydı. Lafı uzatmadan, kısa ve sade konuşurdu. Hiçbir dünya sıkıntısı onu korkutmazdı.
Sabırlıydı
Huzurunda sesler yükseldiğinde sabrederdi. Ondan özür dileyene karşı kaba davranmazdı. Şaka yapardı. Ama şaka yaparken dahi yalan konuşmazdı. Kahkaha atmaz, tebessümle gülerdi. Faydalı oyunları severdi. Zaman zaman ailesiyle de yarışarak gönüllerini hoş ederdi.
Mütevaziydi
Fakirleri ve yoksulları asla hakir görmezdi. Zenginlerin, makam sahiplerinin zenginliğinden ve güçlerinden korkmazdı.
En Güzel Ahlaka Sahipti
Ümmî olduğu halde, Allah ﷻona en mükemmel siyaset bilgisini ve en üstün ahlâkı bahşetmişti. Cahilliğin, fakirliğin yaygın olduğu çöl coğrafyasında yetim ve öksüz olarak büyüdü. Sürülere çobanlık yaparak geçimini sağladı. Allah Teâlâ ona güzel ahlâkı, gıpta edilecek olan şeyleri ve ihtiyaçtan fazlasını terk etmeyi öğretti.
Kimseyi İncitmezdi
Bir Müslümana veya bir kâfire beddua etmez, aksine o kimselere dua ederdi. Allah’ın ﷻ yasakları çiğnenmediği sürece kendi şahsı için intikam almazdı. İki iş arasında seçim yapmak durumunda kaldığında -günah olmadığı sürece- en kolay olanı seçerdi.
İlk Selamı O Verirdi
Yatağı varsa yatar yoksa yere yatardı. Biriyle karşılaştığında ilk selamı veren o olurdu. Biri elini tuttuğunda o elini bırakmadan Efendimiz ﷺ elini bırakmazdı.
Kıbleye Doğru Otururdu
Yerde otururken çoğu zaman dizlerini dikip ellerini dizlerinde bağlardı. Bir meclise geldiğinde nerede boş bir yer varsa oraya oturur ve çoğu zaman da kıbleye doğru otururdu.
Cömertti
Misafirlerine bolca ikramda bulunurdu. Bazen cübbesini çıkarıp misafirinin altına serer, arkasındaki yastığı ona verirdi. Eğer misafir bu ikramı kabul etmezse ısrar ederdi.
Meclisi Haya ve İffet Meclisi Olurdu
Efendimiz ﷺ’i biri evine davet ettiğinde ev sahibine o kadar iltifat ederdi ki adam kendisinin insanların en şereflisi olduğunu zannederdi. Onun bulunduğu meclis hayâ, tevazu ve iffet meclisiydi.
Meclisinde ses yükselmezdi. Meclisinden kalktığında şöyle derdi: “Allah’ım! Seni hamd ederek her türlü noksanlıklardan tenzih eder, senden başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyor ve sana tövbe ediyorum.” Resulullah ﷺ bu kelimeleri ona Cebrâil ’ın öğrettiğini söylerdi.
Muaz anlatıyor: Resulullah ﷺ bana şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: “Ey Muaz! Sana Allah’tan korkmanı, doğru sözlü olmanı, ahde vefa göstermeni, emaneti yerine getirmeni, hıyaneti terk etmeni, komşuluk hukukunu korumanı, yetime şefkat göstermeni, yumuşak söz söylemeni, selâmı yaymanı, iyi amel işlemeni, kısa emelli olmanı, imana sarılmanı, Kur’ân hakkında bilgili olmanı, ahirete sevgi beslemeni, hesap gününden korkmanı, merhamet kanatlarını indirmeni tavsiye ederim. Sakın ola ki hikmet ehlinden birine sövmeyesin, doğru söyleyeni yalanlamayasın, günahkâra (günahında) itaat etmeyesin, adil devlet başkanına başkaldırmayasın, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayasın. Ey Muaz! Her taşın, ağacın ve çamurun yanında Allah Teâlâ’nın yasaklarından sakınmanı ve her gizli işlenen günah için gizlice, alenen işlenen günah için ise alenî olarak tevbe etmeni tavsiye ederim.”
Hak Teâlâ ﷻ ümmeti olduğumuz Resulullah ﷺ ’in ahlakıyla ahlaklanmamızı ve onu her zaman örnek almamızı nasip eylesin. İşte o zaman hem fani olan dünyada hem de ebedi olan ahirette huzuru elde edebiliriz.