ÖĞÜT OLARAK
Ey kardeşim! Âlimin veya salih bir kimsenin, kendisine eziyet verene karşılık vermesinin veya iftira atmak ve yalan yere şahitlik etmek bir yana haklı da olsa insanlar arasında ayıbını açığa çıkarmasının çirkin bir şey olduğu sana gizli değildir. Çünkü Allah Teâlâ settârdır (ayıpları örtendir), kullarından settâr olanları (ayıbı örtenleri) sever. Allah Teâlâ’nın, kulunda gördüğü ayıpları örttüğü gibi, o da kullarda gördüğü ayıpları örtmelidir. Bununla beraber düşmanın yaptıklarına müsamaha göstermek ve Allah Teâlâ’dan bağışlanmasını istemek edeptendir.”
Ali el-Havvâs [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:
“Eğer bir insan sana eziyet eder veya insanlar arasında seni kötülerse, bunun Hak Teâlâ tarafından günahlarını düşünmene sebep olan uyarılar olduğunu gör. Böylece yaptığın günahlardan pişman olur ve tövbe edersin. Bunun yanında seni kötüleyen bir kişinin ayıplarını düşünmekten şiddetle sakın.”
Ey kardeşim! Bil ki, şayet Rabbinin huzurundan ayrılmasaydın sana hiç kimseyi musallat etmezdi. Çünkü Hak Teâlâ’nın huzurunda olan ve kendisini gördüğünü bilen bir kimseye insanlar ve cinler musallat olmaya yol bulamaz.
Yine İmam Şa‘rânî [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:
“Allah Teâlâ’nın bana ihsan ettiği nimetlerden biri de, şayet bir zalim bana zulmederse, Allah Teâlâ’yı değil kendi nefsimi suçlamamdır. Çünkü bu zalim, günahlarımızdan dolayı bize zulmetmektedir. Bu nedenle bize yapılan bu zulüm gerçekte zulüm değil, yaptığımız amellerin karşılığıdır. Şayet beşeriyetimizin perdeleri incelseydi, şu dünya hayatındaki zalimlerin hükmünü, cehennemdeki zebanilerin hükmü gibi eşit görürdük. Ancak mükellef olduğumuz için şu dünya hayatında bize zulmeden kişiye zulmü isnat etmemiz gerekir. Fakat cehennemdeki zebaniler teklîf yurdunda olmadıkları için böyle bir şeyi onlara isnat etmemiz doğru değildir.
Her kim kendisine bela gelmesini ve mahlûkatın ona musallat olmamasını istiyorsa, işlediği günah karşılığında kendisine zarar veren ceza kapısını kapatsın. Bu da günahları tamamen terketmekle olur. Nitekim âlimler şöyle demiştir: “Akıllı olan bir kimse, havuzdan pis suyu boşaltmak istediğinde, ilk önce pis suyun aktığı oluğu kapatıp ardından suyu boşaltır. Şayet böyle yapmazsa boşalttığı suyun yerine oluktan akan pis su yine onun yerini alır. Dolayısıyla mazlum olduğunu iddia eden bir kimseye, istiğfardan daha faydalı bir ilaç yoktur. Rabbini kızdıran kişiye istiğfardan başka ilaç yoktur.
Buradan anlaşıldı ki, kulun günah işledikten sonra, ‘Ben ne yapayım. Ben yaratılmadan önce bu bana takdir edilmiş’ demesi, Allah Teâlâ’ya karşı bir edepsizliktir. Çünkü bu sözden, kişinin nefsini suçlu görmediğine dair bir koku gelmektedir.”
Yine İmam Şa‘rânî [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:
“Allah Teâlâ’nın bana ihsan ettiği nimetlerden biri de, bana eziyet verene karşılık verme ve beni ayıplayanı ayıplama ile meşgul olmamamdır. Nitekim böyle bir durumda hemen nefsimin kusurlarını araştırmaya, çokça istiğfar yapmaya, Allah Teâlâ’nın rızasını gerektiren işlerle meşgul olmaya ve O’nun huzurunda olduğumu görmeye çalışırım. Çünkü Allah Teâlâ, kulunun bana ne yaptığını biliyordur. Böyle bir makamı müşâhede eden kişi, bütün insanların ve cinlerin eziyetlerine tahammül eder. Yine şunu biliyorum ki Hak Teâlâ huzurunda olan bir kula, ona eziyet vermeleri için mahlûkatı musallat etmez. Bir kula, eziyet vermek suretiyle mahlûkatın musallat olması, onun Hak Teâlâ’dan gafil olduğunu gösterir. Bundan dolayı âlimler şöyle demişlerdir.
“İnsanlar seninle uğraşıyorsa, sen de Rabbinle meşgul ol. Çünkü onların işlerinin ipleri Hak Teâlâ’nın kudretindedir. Dolayısıyla onlara karşılık verme, yoksa çok yorulursun ve onların sana olan eziyetleri artar”