Amellerde i̇hlâs

İhlâsla samimi bir şekilde yapılan ameller ve gösterişle (riya) yapılan amellerin arasındaki fark gündüz ve gece gibidir. Sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan her şeyde ihlâs, samimiyet vardır. Tam tersi yani başkası görsün, takdir etsin diye yapılan her şey riya barındırır.
İhlâsta Allah rızası dışında hiçbir şey olmaz. Kişi ibadet eder bir takım güzellikler, iyilikler yapar eğer bunları saygınlık kazanmak ya da insanlar hakkında iyi düşünsünler diye yapıyorsa bu riyadan başka bir şey değildir. Allah’ın rızası dışında yapılan hiçbir amel kabul edilmeyecektir. Yüce Rabbimiz Kuran"ı kerimde şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara, 2/264)
Başkasını memnun etmek için ibadet ve iyilik yapan kişinin kalbi çok serttir kaya gibidir hatta ölmüştür diyebiliriz. Riya yapan kişi verimli toprağa benzer ona baktığında bu toprak ne kadar verimlidir diye düşünürüz ama yağmur yağınca o toprağın çamurdan ibaret bir şey olmadığını anlarız o toprakta ot bile çıkmaz. Bir sonraki ayette Allah samimi ve ihlaslı kullarının örneğini vermektedir:
Allah"ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (Bakara, 2/265). Ayette zikredilen kişiler ise verimli toprak misalidir ne ekersen iki katını çıkartır.
Gösterişten Nasıl Kurtuluruz?
İmam Gazali’ye göre gösterişten kurtulmak için ilk olarak o gösterişi ne için yaptığını tespit edip sebebi bulduktan sonra da öncelikle riyaya sebep olanı terk etmektir. Sonra gösterişe sürükleyen bütün düşünceleri atmaktır.
Genellikle gösterişin sebebi mevki, makam ve saygınlık istemektir. Hâlbuki o hasletler samimi, dürüst bir şekilde hile hurda, gösteriş yapmadan da elde edilir hem de Yüce Rabbimizi de hoşnut ederek. Karlı seçenek varken zararı büyük olan seçeneği seçmek akıl karı değildir.
İnsanlar ne der? Cümlesi genellikle riyaya sürükler çünkü bu cümleyi esas alan kişi her şeyi insanlar hoşnut karşılasın diye yapar yaptıkları iyi de olsa riyaya girmektedir. Gerçek ihlâs sahibi bir insan önce yaptıklarında Allah’ın rızasını arar. Hatta insanlar ne der bakmaz bile.
Sonuçta cezalandıran da mükâfat veren de yüce rabbimizdir. Gösterişe sürükleyen düşüncelerden kurtulmak ise nefsi terbiye etme kısmına girmektir. Nefsimiz bu tarz düşünceleri hoş görür ve o düşüncelerden kurtulmamız pek kolay olmayabilir. Başkası için yapılan her amelin Allah katında kabul görmeyeceğini söylemiştik o halde kalplerimizi kontrol edip o kötü hasletten kurtulalım. Hayat çok kısadır boşuna kürek çekmeye vaktimiz yoktur. Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
«Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır.» (Tirmizi, Hudut, 24). Bir diğer hadisi şerifte ise: «Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır.» (Müslim, Zühd, 38); «Şüphesiz riya şirktir.» (İbn Mace, Fiten, 16).
Bu konuda Yüce Rabbimiz hadisi kutside şöyle buyurmaktadır: «Ben ortakların ortaklığından en müstağnî olanıyım. Her kim bir iş yapar da onda, benden başkasını ortak kılarsa onu da o ortaklığını da terk ederim.» (Müslim, Zühd, 46).
İhlâs Sahibi Nasıl Olunur?
İnsan öncelikle yaratılış gayesini öğrenmeli çünkü yaratılış gayesini kavramadan ihlas sahibi olmak mümkün değildir. Yaratılış gayesini bilmeyen insanlar genellikle nefislerinin esiri olurlar. Nefis ise onları boş işler peşinde koşturur. Hal böyleyken samimi bir şekilde sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaşamak mümkün değildir. İlk olarak haram olan her şeyden kaçmalıyız, farz dışında olan nafile ibadetlere kısaca takvaya yönelmeliyiz hakla batılı ayırma seviyesine ulaşmalıyız. Bu da takvayla olur. Allah , Kuranı kerimde şöyle buyurmaktadır:
Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız o size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir. (Enfal,8/29).
Hadîs-i kutsisinde ise: «Kulum bana nafilelerle yaklaşır, yaklaşır... Tâ, onun gören gözü, tutan eli, konuşan dili ‚ve yürüyen ayağı olurum...» der.
Demek ki, ihlâs ve samimiyet kazanma yollarından biri de farzları düzgün yaptıktan sonra bazı önemli nafileleri de alışkanlık haline getirmektir. Bu nafilelerin başında gece namazı (teheccüd) gelir. İki rekât «işrak» ya da «duhâ» namazı, pazartesi ve perşembe oruçları, evvâbîn namazı da bunların önemlilerindendir.
İhlâslı kullar hem Allah tarafından hem insanlar tarafından da sevilir. İhlâs sahibi olanlardan iblis uzaklaşır. Allah kuranı kerimde şöyle buyurmaktadır:
İblis, «Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım» dedi. (Hicr, 15, 39-40).
İbadetin özü duanın eda keyfiyeti noktasında önemli bir esas olduğu gibi, ibadet ve duanın kabulünde de ihlâs olmazsa olmazlardandır. Bir gün sahabeler oturup Deccal hakkında konuşuyorlardı o esnada Efendimiz geldi ve onlara:
“Sizin hakkınızda beni, Deccal’in şerrinden daha çok endişelendiren bir kaygımı haber vereyim mi” buyurmuştu. Onlar da, “Buyur Ey Allah’ın Rasulü” diye mukabele ettiler, bunun üzerine Peygamber , “Bu gizli şirktir ki kişinin namaz kılmaya kalktığında kendisini görenler için namazını güzelleştirmesi allayıp pullamasıdır.” Buyurdu.
Cüneyd Bağdâdî ihlâs hakkında şöyle buyurmuştur:
“İhlâs, kul ile Allah arasında bir sırdır. Melek onu bilmez ki sevap yazsın. Şeytan ona muttali olamaz ki ifsad etsin. Hevâ ve heves onu fark edemez ki kendisine meylettirsin.”
İmam Gazâlî ihlâsı, iki kısma ayırmıştır. Birincisi tevhitte ihlâstır ki Yüce Allah’a ulûhiyetinde ortak koşmamaktır. İhlâsın ikinci derecesi ise, niyet ve maksatlarda sadece Allah’a teveccüh olmasıdır ki riyasız bir ameli ifade eder.
Abdullah el-Ensârî’ye göre ihlâs, amelin her türlü yabancı şeylerden arındırılması, tertemiz edâ edilmesi olarak tanımlamakta ve üç derecesinin olduğu belirtilmektedir: Birinci derece, kişinin amelini kendinden bilmekten, ona güvenmekten, yetinmekten ve karşılık beklemekten kurtulmasıdır. İkinci derece, kişinin bütün gayretiyle amel etmesine rağmen amelinden hayâ duyması, nefsiyle değil de Allah’ın fazlı ve keremiyle irtibatlandırmasıdır. Üçüncü derece, amelini ilme tâbi kılıp kendisini mâsivadan kurtulmasıdır. Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Hardal tanesi kadar riya bulaşmış hiç bir amel kabul edilmeyecektir.” (Müslim, İman 148,149; Ebû Davud, Libas 26).
İbn Kesîr ise, Hz. Musa’nın u muhlis olarak nitelenmesini ibadette ihlâs olarak yorumladıktan sonra, Ebû Lubabe’den şu haberi naklediyor: Bir defasında havariler Hz. İsa’ya muhlis hakkında soru sorarlar, bununu üzerine Hz. İsâ, “Muhlis, öyle bir kişidir ki Allah için amel eder, ancak insanların onu övmesini sevmez, arzulamaz.”
NURMUHAMMED İZUDINOV