SONUNU DÜŞÜNEN KAHRAMAN OLUR
SONUNU DÜŞÜNEN KAHRAMAN OLUR

Her kelime bir başka kelimeyi çağrıştırır. Kelime, mana cihetinden benzerini, karşıtını, önce ve sonrasını, altı ve üstünü düşündürür. Zahmet kelimesi de aklımıza “zorluk, sıkıntı, sabır, rahmet ve kolaylık” gibi anlamları getirir. Bu kavramlar zahmet esnasında ortaya çıkan ya da ortaya çıkması gereken kavramlardır. Bazıları vardır ki zahmetin hemen ardından bir hediye olarak gelir ve manayı tamamlar. Fakat insanoğlu bu hediyelerin zahmet çektikten sonra kendisine verildiğini ya unutur ya da aklına bile getirmez.
Günümüz problemlerinden biri haline gelen kolaya kaçmak ve kolay kazanç elde etmek, zahmet gibi mühim bir kavramı hayatımızdan çıkartmak üzere. Her konuda olduğu gibi bir çözüme kavuşmak öncelikle sorunu tespit etmekle başlar. O halde gelin zahmet meselesini etraflıca irdeleyelim.
Teknoloji İle Gelen Rehavet
Teknolojik gelişmelerin, bununla irtibatlı olarak hayatımızın sürat kazandığı şu zamanda yaşamanın kolaylıkları olduğu gibi zor tarafları da var. Birçok icat insan hayatına aniden dâhil oldu. Toplumlar “Nasıl?” ya da “Neden?” sorularını sormaya fırsat bulamadan sağladığı kolaylığın ağına takıldılar bile. İlk değirmen, ilk çamaşır makinesi, ilk buhar makinesi, ilk tren, ilk uçak, ilk televizyon, ilk telefon ve dahası… Tüm bu icatlar insan hayatına büyük ölçüde etki etmişlerse de gelişme sürecine girerek kendilerinden önceki zorluğu hızlıca unutturdular.
İcatlar tarihine bakıldığında her yeni icadın bir kolaylık arayışı içinde gerçekleştiğini ve insanlığın kullanımına sunulduğu görülür. Kolaylık sağlayan her icadın ardında kazanılan rehavetle birlikte kaybedilen bir emeğin olduğu ise acı bir gerçektir. Emek ise zahmete tâbidir. Gün geçtikçe zahmetin ne olduğunu unutan toplum, bu gelişmeler karşısında kaçınılmaz olarak kör bir kuyuya sürükleniyor: Tembellik.
Kolaycılık Problemi
Teknolojinin getirdiği tembellik, insanı her alanda rahatlığa ve rahatı talep etmeye sevk etti. Bu talep ise yapacağı işlerden kazanacağı paraya kadar kolaya kaçma arzusu, kısa zamanda ve zahmetsiz olarak bir şeyler yapabilme ihtiyacı doğurdu. Birbirini amansızca destekleyen bu talep-rehavet ilişkisi, insanın dünyaya karşı hırsını artırdı. Maksadına ulaşmak için her türlü yola tevessül etmeye itti. Toplumun “Sonunu düşünen kahraman olamaz” algısını oluşturan medya araçları devreye girdiğinde ise toplum bu sözün ifade ettiği manayı düşünmeden risk alır hale geldi.
Bu manada denilebilir ki günümüzün popüler kazanç elde etme alanlarının genişlemesi, kısa zamanda hiçbir zahmet çekmeden çok para kazanmayı vadediyor. Vaziyet giderek trajik bir hale bürünüyor ve sosyolojik bir soruna dönüşüyor. Vadedilen şeyin cazibesi elindekinden de olma gibi çeşitli problemlere yol açıyor. Özellikle de toplumun rızık itikadını ve helal rızık hassasiyetini zedeliyor. Behlül Dânâ hazretlerinin Muhammed b. Halid’e söylediği şu mısralar tam da bu meyanda zikredilebilir: “Rızık paylaşılmıştır, suizan fayda vermez. Hırsı olan herkes fakirdir, kanaat eden herkes zengin.”
Sonunu Düşünerek Hareket Et!
Hayatımızda zamanla faydasız işlerle meşgul oluruz ve ardından pişman olduğumuzu görürüz. Bu da bize işin sonunu düşünmeden hareket ettiğimizi gösterir. Oysa olacakları hesaba kattıktan sonra bir işe koyulmak, işin hüsranla sonuçlanmasından korur. Bunu bir misal üzerinden anlatalım. Biri fakir diğeri zengin iki hırsız varmış. Bir gün fakir olan zengin olana fakirliğinden dolayı serzenişte bulunmuş ve nasıl zengin olacağına dair tavsiyeler almak istemiş. Zengin hırsız “Akşam vali kendi makamına gidecek. İkimiz iddiaya girmiş gibi yapıp ona bir oyun oynayalım. Ben valiye gidip ayağında beş parmağının olduğunu söylerim, sen de altı parmağının olduğunu söyleyerek itiraz edersin” demiş ve anlaşmışlar. Akşam olduğunda zengin hırsız valinin arabasını görünce önünü kesmiş, “Efendim, ben bu adamla iddiaya girdim ve sizin ayağınızda beş parmağınızın olduğunu söyledim, o ise hayır altı parmağı vardır diye tutturdu” demiş. Vali gülerek “Sen kazandın” deyince zengin hırsız, “Size zahmet ayak parmaklarınızı gösterin de beş parmağınızın olduğuna inansın şu adam” diye ısrar etmiş. Vali ayakkabısını çıkarıp ayağını göstermiş. Fakir olan hırsız “O zaman diğer ayağında altı parmak var” demiş. Vali diğer ayakkabısını da çıkarıp gösterdiğinde iki hırsız da ayakkabıları alıp kaçmış ve vali ayakkabısız kalmış.
Valinin akıbeti günümüzde birçok insanın düştüğü duruma benziyor. Hatta günümüzdeki durumun daha da vahim olduğunu söylemek bile mümkün. Çünkü hayatımıza bir anda giren kripto para ve borsa gibi sistemler de insanı sonunu düşünmeden hareket etmeye ve kolaylığa kaçmaya teşvik ediyor. Ayrıca çeşitli spor faaliyetleri üzerine gerçekleşen bahisler kumar gibi büyük bir günahın sürekli işlenmesine neden oluyor. Tüm bunlar eline geçirdiği en küçük paraları dahi bu sistemlere kaptıran hastalıklı bir anlayışı besliyor. Nihayetinde de insanın kolay yoldan kazanç elde etme hayalleri elbette yeşermeden kuruyor ve insanoğlu farkında bile olmadan üstlendiği manevi veballerle başbaşa kalıyor. Tüm bu sorunların çözümü başta sahih bir itikad, yeterli fıkıh bilgisi ve işin maddi manevi sonunu düşünerek emin adımlarla hareket etmekten geçiyor.
Kaybederken Kazanmak
İnsanoğlu her işinde kazançlı çıkmak isterken bir şeyler kaybetmeyi pek istemez. Oysa yaşamı boyunca kaybederken kazanır, kazanırken de kaybeder. Ektiği tarladan mahsül kazanırken enerjisini, sorumsuzca davranıp rahatlık kazanırken itibarını, faydasız işlerden keyif kazanırken zamanını, kolay yoldan çokça para kazanırken ahlâkını kaybeder. Kolaya kaçma problemi topluma değerlerini kaybettirirken, ilerisini düşünemediği geçici hevesler kazandırıyor. Temeli su üzerine kurulu bu hayal ve hevesler kaybettikçe artıyor, dünya hırsı ise bireylere ve topluma zarar verici boyutlara kadar ulaşıyor. Bu heveslerin kendisini nereye ulaştıracağı meçhul bir bilgi olarak kalırken hayaller ve hevesler ise suya düşmekten kurtulamıyor. Hâlbuki çaba sarf etse, zarara yol açan şeyleri kaybedecekken, kazandıkları emek, zaman, kanaat ve rıza gibi aramakla bulunmaz değerler olacaktır.
“Her Zorlukla Birlikte Bir Kolaylık Vardır” Fermanı
Kâinata baktığımızda Rabbimizin bütün alemi sebepler silsilesine bağladığını idrak ederiz. Her şeye kâdir olan Mevlamızın muradıyla tüm işler bir sebep ile neticeye kavuşur. Aynı şekilde çalışmayı başarıya, zahmetleri ise rahmete sebep kılmıştır.
Allah Teâlâ yüce kitabımız Kur’ân’da “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır” (İnşirah, 5-6) buyurur. Bu âyet nübüvvetin ikinci yılında Efendimiz ﷺ ile birlikte nice zorluklar çeken ashabı hakkında indirilmiş, Allah ﷻ yolunda çektikleri sıkıntı ve katlandıkları zahmete bir teselli olmuştur. Nitekim ne kadar zorluk ve sıkıntı çekseler de İslâm davasının başarıya ulaşacağını müjdelemiştir. Bizler de hayatımız boyunca gerek maddi gerek manevi birçok zorluk ve sıkıntılar yaşarız. Bu zorlukların hepsi içerisinde sabır barındırmalıdır. İnsan sıkıntılara sabırla göğüs gerebildiği zaman işlerinin kolaylaştığını fark eder. Bu kolaylığın bir zorluk neticesinde geldiğini unutmamak gerektiği gibi her kolaylıkla birlikte bir zorluğun olduğunu da göz ardı etmemek gerekir.
Her yaptığımız işin muhakkak zorluğu vardır. O işte başarıya ulaşmak da ancak mücadele ile olur. Mücadele etmeden, kolaya kaçarak işin nihayete ermesini beklemek işi baştan kaybedilmiş ve katlanılmaz kılmaktır. Mesela çalışmamız gereken bir sınav için işlenen konuları çalışıp gereken emeği verdikten sonra sınavdan başarılı bir not alırız. Oysa rehavete kapılarak gayret sarf etmeden başarıyı ummayı bir düşünün. Sınavdan sonra gelen düşük notun hüsranı büyük bir sıkıntı vermez mi? Öyleyse tembelliğin ve kolaya kaçmanın zorluğa, zorluğun ise kolaylığa kapı araladığını iyi anlamak ve kazançlı çıkmak için gayret gerekir.
Zahmeti Olmayan İşin Kıymeti Yoktur
“Başarı emek ister” sözünü hepimiz duymuşuzdur. Emek başarının karşılığında insanın ödediği bedeldir. Bedel ödeyen kişi yaptığı şeyden birçok menfaat elde eder. Bir çırak düşünelim. Ustasının yanında az da olsa maddi bir gelir elde eder. Aynı zamanda hayata dair tecrübeler ve zanaat de öğrenir. Öğrendikleri, ömrünün sonuna kadar kullanabileceği bir sermayedir ve bunları bir emek yani bedel ödeyerek kazanmıştır. Şayet insan hiçbir zahmet çekmeden bir başarı elde etse hatta bir şeyler kazansa da bunun uzun süreli bir faydasını göremez. Çünkü herhangi bir emek harcamamış ve zahmet çekmediği için de o işe tamamıyla hâkim olamamış, kazancını da doğru kullanamamıştır. Bu konuda piyango gibi dinen yasaklanmış unsurlardan büyük para kazananların başına gelenler, kısa sürede paralarını tüketmeleri hatta aç ve açıkta kalmaları oldukça ibretliktir.
Hayat her daim mücadele ister. Bir nevi hayatımızı zahmetlerle yaşarız. Kalbin sürekli atışı, ciğerlerin ritmik hareketlerle havayı teneffüs etmesi, diğer organların ara vermeden uykuda bile çalışması, düşüncelerin hızla değişmesi gibi artık farkında bile olmadığımız birçok hareketli süreçle yaşarız her günümüzü. Nefes almamız için bile çaba ve hareket gerektiğini düşünürsek, hayattaki her meşru zahmetin rahmete çıktığını da görebiliriz.