Ana sayfa

DILDEN GÖNÜLLERE NASIHAT

DILDEN GÖNÜLLERE NASIHAT

 

Tek Derdi Dünyalık Olanın Sonu Hüsran Olur

Dünya hayatı geçici, dünya ise bir imtihan yeridir. Nefsine ve şeytana uyan insan bu hakikati unutur, ölümü aklından çıkarır, hiç ölmeyeceğini zannederek dünya hayatına dalar, uzun emeller içerisinde olur. Sadece dünyalığına çalışan kişi hedeflediği birçok şeye ulaşamadan bu dünyadan göçüp gider. Eşrefoğlu Rumi, dünya hayatına dalan kişiyi şöyle tarif eder: “Bugünkü işinin düşüncesini bırakarak yarınki işlerinin düşüncesine dalar. Zamanla bir yıllık, iki yıllık işleri düşünür hale gelir. Ölçe biçe, düşüne düşüne işleri bir derya olur. O kimse de bu deryada bir dalgıç olur. Daha derin denizlere dalmak ister. İnerken de yorulur; gücü, takati kalmaz. Diplere inip bir şey bulup çıkaramaz. Muradını elde edemez. Kıyıya çıkmak ister ancak uzakta kaldığından ona da ulaşamaz ve boğulur gider.”

 

 

İnsanı Helak Eden Yedi Günahtan Sakın!

Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ bir gün ashabıyla otururken, “İnsanı helak eden yedi günahtan sakının!” diye buyurdular. Bunun üzerine Sahabe-i Kiram, “Ey Allah’ın Rasulü! Nedir onlar?” diye sorunca, Rasulullah ﷺ şöyle buyurdular: “Allah’a şirk koşmak, sihir, haksız yere adam öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaşta düşmana sırtını dönüp kaçmak, hiçbir şeyden haberi olmayan iffetli mümin kadınlara iftira etmek.” (Buhari, Vasaya, 23)

 

 

Nefsini Bilen Rabbini Bilir

İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Nefis, şer ve günahın kaynağı; terbiye edilmediği müddetçe kötülüğü emredendir. Allah Teâlâ Nisa suresinin yetmiş dokuzuncu ayet-i kerimesinde, kişinin başına gelen kötülüklerin kendi nefsinden olduğunu bildirmiştir. Peygamber Efendimiz ﷺ “Allahım! Nefsimin şerrinden sana sığınırım” (Tirmizi, Daavat, 14) diye buyurmuş, tasavvuf yolunun büyükleri ise “Allahım! Bir an bile bizi nefsimizle başbaşa bırakma!” diye dua etmişlerdir. Tasavvufta kişinin önce nefsini tanıması gereklidir. Çünkü nefsini bilen Rabbini bilir. Âlimler ve arifler nefis ile ilgili birçok tabirde bulunmuşlardır. Necmeddin Bekri ise nefsi şöyle tarif eder: “Nefis aç kalınca zayıf çocuk gibidir. Doyduğunda ise yırtıcı aslan gibi olur. Gadaplanınca (öfkelenince) zalim melikler gibidir. Bir şeyden korktuğunda kedi gibi, emniyette olduğunda ise kaplan gibidir. İsyan ettiğinde şeytan gibi, sükûnete erdiğinde ise cansız varlıklar gibidir.”

 

 

Niyet Ahiret İçin Olmalıdır

Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Bir kimsenin niyeti ahiret olursa, Allah ﷻ onun parçalanmış bütün işlerini bir araya getirir, yoluna koyar. Zenginliğini kalbine yerleştirir (kanaat ettirir). O istemediği halde dünya onun ayağına gelir. Bir kimsenin niyeti dünyalık elde etmek olursa, Allah ﷻ onun bütün işlerini bölük pörçük eder. Fakirliği onun iki kaşı arasına koyar (fakirlik onun gözünün önünden gitmez). Dünyalık nimetler ise sadece Allah’ın ona takdir ettiği kadar verilir.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/183)

 

 

Hikmetin Bulunmayacağı Kalpler

Şeytan ve nefsine uyarak dünyanın bir imtihan yeri olduğunu unutan kişinin dünyaya meyli artar, kişi rızık endişesine düşer. Dünyalık mevki ve makam sahibi olmaya çalışır. Kulluk vazifesini unutur. Kulluk vazifesini yerine getirmeyenlere ise ne ilim ne de hikmet verilir. Yahya b. Muaz Razi demiştir ki: “Hikmet semadan kalplere iner. Ancak kalbinde şu dört şey bulunanlarda hikmet bulunmaz:

  1. Dünyaya meyletmek.
  2. Yarın ne olacak tasasına düşmek.
  3. Kardeşine haset etmek.
  4. Mevki, makam sahibi olmayı istemek.”

 

 

Gönül, Dünya Sevgisinin Yeri Değildir

Muhabbetullahın da dünya sevgisinin de yeri kalptir. Ancak muhabbetullahın olduğu yere dünya sevgisi girmez, dünya sevgisinin olduğu yere muhabbetullah girmez. Müminin görevi kalbini dünya sevgisinden muhafaza edip, muhabbetullahı gönlüne yerleştirmeye çaba sarfetmektir. Seri-i Sakatî şöyle der: “Allah Teala dünya sevgisini evliyasının kalplerinden almış, asfiyasını (seçkin kullarını) ondan korumuş, sevgili kullarının kalplerinden onu çıkarmıştır. Çünkü yüce Allah dünya sevgisinin onların gönüllerinde bulunmasına razı değildir.”

 

 

Allah’a ﷻ Tevekkül Eden Güvende Olur

 

Bir mümin nefsini ıslah etmeye çaba sarf etmeli, Rabbine yakınlaştıracak amelleri arttırmalı, kendisini ilgilendirmeyen faydasız işlerden, malayaniden uzak durmalı, Yaratıcısına karşı her daim tevekkül halinde olmalıdır. Zünnûn-i Misrî şöyle der: “Kim kendini düzeltirse rahat eder. Kim Rabbe yaklaşırsa yakınlaştırılır. Kim içini temizlemeye gayret ederse, kalbi temizlenir. Kim Allah’a ﷻ tevekkül ederse, ona güven verilir. Kim de faydası olmayan lüzumsuz şeylerin altına girerse, kendisini ilgilendiren faydalı şeyleri zayi eder.”

 

Muhammed Selam Ibragimov