Peygamber efendi̇mi̇zi̇n i̇badetlerimiz Muci̇zeleri̇

Peygamber’in mucizeleri pek çok olmakla beraber, onun en büyük mucizesi Kur’an’dır. Diğer peygamberlerin mucizeleri, kendi zamanına mahsus olup daha sonraki zamanlarda başkalarının imana gelmesine veya imanlarının kuvvetlenmesine herhangi bir katkıları söz konusu değildir.
Kuranı kerim için ise zaman kavramı yoktur. Bir diğer mucizesi şeriattır. Şeriat İlâhî emir ve yasaklar toplamıdır. Zaman mekân fark etmeksizin muhteşem bir yaşam biçimidir. İnsan aklının uydurmaya yetmeyeceği bir düzendir. Şeriat bütün insanlara hitap ediyor, ırk, renk gözetmeksizin.
Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden biri de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır.
“Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar (müşrikler) bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve «Eskiden beri devam ede gelen bir sihir (büyü) derler.” (Kamer 1-2).
Hazreti Muhammed , bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üç yüz, bazen bin beş yüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur. Cabir bin Abdullah diyor ki;
“Çok borcum vardı. Resulullaha haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı. “Alacaklılarını çağır, gelsinler!” buyurdu. Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.”
Medine’de, mescid i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı. Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi. Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane’ye sarıldı. Sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı” buyurdu.
Bir gün Allah"ın Resulü , beraberlerinde Ebu Bekir, Ömer, Osman bulunduğu halde Uhud dağına çıktılar. Dağ şevkinden harekete geçti. Âlemin Fahri mübarek ayaklarıyla dağa vurup hitap ettiler;
“Dur, ya Uhud! Senin üzerinde bir Nebi, bir Sıddık ve iki şehid var!” Dağ hemen sakinleşti. Bu mucizede, dağın hareket ve sonra sükûnetine ait başka olaylar da Hazret-i Ömer ve Hazret i Osman"ın ileride şehit olmalarıdır.
Çöldeki Mucize
Bir sefer sırasında Peygamberimizin yanına bir bedevi geliyor. Peygamberimiz ona “Nereye gidiyorsun’’diyor.
O da “ailemin yanına” diyor. Rasülullah “Ondan daha güzel bir hayır istemez misin?” buyurdu. Adam : ’’Nedir O?’’ Peygamberimiz cevap verdiler; “Allah’tan başka ilah olmadığına, O'nun eşi ve ortağı olmadığına ve Muhammed’in, O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmendir.” Bedevi: “Buna kanıt, şahit nedir’’ dedi. Peygamberimiz : “Vadi kenarındaki şu ağaçtır, git o ağaca’ Rasülullah seni çağırıyor de.” Dedi. Sonra işaret etti ve ağaç, kökleriyle sürünerek geldi. Ve “Selam sana ey Allah’ın Rasülü’’dedi. Sonra bedevi, ağacın yerine gönderilmesini istedi. Rasülullah ,ağaca emretti ve ağaç yerine gitti.
Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, “Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim” sesi işitildi.
Hazreti Ömer, Ebu Hüreyre, Selemetübnü’l Ekvâ ve Ebu Amrate’l Ensarî gibi sahabelerden rivayet ediliyor ki:
Tebük Seferi esnasında ordu aç kaldı. Sahabeler, Allah Resulü’ne müracaat edip durumu arz ettiler. Allah Resulü buyurdu ki: “Herkes yanında kalan yiyecekleri bir yere toplasın.” Herkes yanındaki hurmaları getirdi. En çok getiren sahabe , dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular.
Hazreti Seleme der ki: “Tamamı ancak oturmuş bir keçi kadar olmuştu.” Sonra Allah Resulü bereketle dua edip dedi ki: “Herkes kabını getirsin.” Koşuştular, kaplarını alıp geldiler. O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular. Hem fazla kaldı. Hatta mucizeye tanık olan bir sahabe demiş ki: “O bereketin gidişatından anladım: Eğer bütün dünya gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti.”
Peygamber'in mucizeleri pek çok olmakla beraber, onun en büyük mucizesi Kuran’dır. Kuran muhataplarına meydan okuyarak mucize olduğunu ispat etmiştir.
MUHAMMED ŞAMIL HACI MIRZAYEV