Ana sayfa

Allah teâla’nin merhameti̇ ve Böbürleneni̇n sonu

Allah teâla’nin merhameti̇ ve Böbürleneni̇n sonu

Allah teâla’nin merhameti̇ ve Böbürleneni̇n sonu

İblis, Hazreti Musa'ya rastladı ve ona şöyle dedi: Ya Musa! Sen o kimsesin ki Allah Teâlâ seni peygamberliğine seçmiş ve seninle konuşmuştur. Ben de Allah"ın bir kuluyum. Günah işledim ve tövbe etmek istiyorum. Bu bakımdan rabbimin yanında bana şefaatçi ol ki rabbim tövbemi kabul etsin.

Hz. Musa : Olur.

Dedi. Sonra dağa çıkıp rabbi ile konuştuğu zaman oradan inmek istedi. O vakit Allah , Hz. Musa'ya : Ya Musa! Emanetini yerine getirdim. O halde git kendisine söyle, tövbesinin kabul olunması için gitsin Âdem'in mezarına (tazim) secdesinde bulunsun.

Bundan sonra Hz. Musa , şeytana rastladı ve kendisine dedi ki: Ya İblis! Senin talebin kabul edildi. Tövbenin kabul edilmesi için, Âdem'in kabrine secde etmekle emrolundun.

Bu söz üzerine İblis öfkelenip böbürlendi ve dedi ki: Âdem hayatta iken ben ona (tazim) secdesi yapmadım. Kaldı ki şimdi ölüdür. Şimdi ben ona secde mi yapacağım?

Sonra dedi ki: Ya Musa! Sen rabbinin yanında benim için şefaatte bulunduğundan dolayı senin bende bir hakkın vardır. O halde o hakkı ödemek için sana şunları tavsiye ediyorum. Beni üç şeyin yanında hatırla! Böyle yaptığın takdirde o üç şeyde seni helâk etmeyeceğim:

1. Öfkelendiğin zaman öfkenin benden geldiğini hatırla. Çünkü o anda benim ruhum senin kalbinde, gözüm senin gözündedir ve ben sende, kanın dolaştığı yerlerde dolaşmaktayım. Öfkelendiğin zaman beni hatırla! Çünkü insanoğlu öfkelendiği zaman ben onun burnuna üflerim, o âdeta ne yapacağını bilmez bir şaşkına döner.

2. Düşmanla karşı karşıya geldiğin zaman beni hatırla! Çünkü ben o anda âdemoğluna gelir, ona zevcesini, çocuğunu hatırlatırım. O arkasını düşmana çevirip kaçıncaya kadar, yakasını bırakmam.

3. Sakın mahremin olmayan bir kadının yanında oturma! Çünkü ben o kadının sana gönderilmiş elçisi olurum! Senin de ona gönderilmiş elçin olurum. Seni onunla ve onu da seninle bir fitneye dahil edene kadar elçilik vazifeme devam ederim.

Bu kıssayı okuduğumuzda ilk aklımıza gelen yüce Rabbimizin sonsuz merhameti ve tabiî ki kibrin ebedi cehenneme sebep olabileceğidir. Müslümanların şiddetle kaçınması gerektiği en kötü hasletlerdendir kibir.

Kibir sadece sahibine değil etraftaki insanlara da zarar verir. Hatta bazen kibir yüzünden devletler bile savaşın eşiğine gelebiliyor. Hatırlayın kibri yüzünden iblis cennetten kovulmadı mı? Allah bizim soyumuza, rengimize, maddi durumumuza, şeklimize göre bizi değerlendirmiyor.

Peygamber Efendimiz bir hadis i şerifte şöyle buyurmaktadır:

«Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.» (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9).

Allah her müminin temiz, dürüst, takvalı ve güzel ahlak sahibi olmasını ister. Dinimizde yalan, ikiyüzlülük, haset ve kibre yer yoktur. Bu kötü hasletler Allah’ın gazabını gerektirir. İnsan kendini sevebilir, kendisiyle gurur duyabilir, kendini iş konusunda vb. şeylerde diğer kimselerden üstün ve daha profesyonel görebilir karşısındakini rencide etmeden. Çünkü karşımızdaki kişi Allah katında daha üstün olabilir.

İyi ahlak her müminde bulunması gereken bir cevherdir. Peygamberimiz bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” ( Muvatta, Husnü"l Halk, 8; Müsned, 2/381).

Kıymetli kardeşlerim unutmayalım ki kibir, küfür ve inkâra sürükler. Bunu Hz. Âdem kıssasını hatırlayıp anlamak mümkündür. Peygamber Efendimizin döneminde de zenginler ve ileri gelen Kureyşliler Peygamberimizi kibir neticesinde inkâr etmişlerdi. Peygamber Efendimiz kibir hakkında şöyle buyurmuştur:

«Kalbinde hardal tanesi kadar iman olan hiçbir kimse cehenneme girmez; kalbinde hardal tanesi kadar tekebbür bulunan hiçbir kimse de cennete giremez.» (Müslim, İman, 147).

Kibri Gidermenin İlacı

Bu hastalık, kişinin kendisini beğenmesinden meydana gelir. Allah , Kur’ân ı Kerîm’de bu hastalığın hemen ardından onu kökünden kazıyacak ilacı zikretti. Dolayısıyla insanın zayıflığını ve acizliğini hatırlaması, kendini beğenme hastalığına daha faydalıdır.

Allah şöyle buyurmuştur:

“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin” (İsrâ 17/37).

Buradaki yasaktan maksat, kibirlenip böbürlenerek yürümemektir. Allah ’nın “Çünkü sen yeri yaramazsın” sözü, “Sen yere sert basmak suretiyle yerde bir yarık ve delik meydana getiremezsin” anlamındadır. Aynı şekilde Allah Teâlâ’nın “dağlarla ululuk yarışına giremezsin” sözü, “Sen başını dik tutarak, dağlarla ululuk yarışına giremezsin” anlamındadır. Başı dik tutmaktan maksat, kibirli kişinin kasıla kasıla başını dik tutarak kibirle yürümesidir. Bu ifade kibirli olan kimseyi alaya almaktır. Ayrıca kibrin sade bir ahmaklık olduğuna dair bir delildir. İnsan kibirlenip böbürlenerek bir fayda elde edemez.

Ayrıca kibir Allah ’nın ayette yasakladığı on davranışın sonuncusudur:

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim!

Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!» diyerek dua et. Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tövbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.

Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun. Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.

Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin.

Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme.

Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin” (İsrâ 17/23-37).

Bir hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Her kim kendini büyük görürse ve yürüyüşünde böbürlenirse Allah’ın gazabına maruz kalarak huzuruna çıkar.” İbn Hacer, Bulûğü’l Merâm, Allah bizleri tevazu sahibi olanlardan eylesin.

FATIH EMIR ERDOĞAN